Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri Kalp Damarlarını İlgilendiren Bağ Dokusu Bozukluğu ile İlgili Önemli Ön Bulguları Tespit Etti

Also available in: English

Eklenme Tarihi: 07 Ocak 2017, Cumartesi, 21:08
Son düzenleme: 07 Ocak 2017, Cumartesi, 21:08

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri Kalp Damarlarını İlgilendiren Bağ Dokusu Bozukluğu ile İlgili Önemli Ön Bulguları Tespit Etti

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin, dünyanın tanınmış tıp kurumlarından olan Mayo Klinik, Klinik Genomik Departmanı, Kisisel Tıp Merkezi ile birlikte ortak yürütülen “Kıvrıntılı Arter Sendromu” olarak bilinen ve nadir görülen bağ dokusu bozukluğu ile ilgili yürüttüğü çalışmanın ön bulguları, Kişisel Tıp 2016 toplantısında Rochester Mayo Klinik’te sunuldu.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, çalışmanın moderatörlüğü Mayo Klinik Kişisel Tıp Departmanı öğretim üyesi Prof. Dr. Eric W. KLEE ve Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Şehime G. TEMEL tarafından yürütüldüğü belirtildi.

Açıklamada çalışma, Kıvrıntılı Arter Sendromu olarak bilinen, temiz kan taşıyan büyük ve orta boy damarların kıvrıntılı ve uzun olması ile karakterize ve hastalığa diğer bulguların da eşlik ettiği çok nadir görülen bir bağ dokusu bozukluğu ile ilişkilidir. Hastalık, anevrizma ve darlıklar ile de seyredebilir. Kıvrıntılı Arter Sendromu, otozomal çekinik kalıtılan bir hastalık olup; SLC2A10 geni mutasyonları ile ilişkilendirilmiştir denildi.

Çalışmanın içeriğine ilişkin yapılan açıklamada ise; SLC2A10 geninde meydana gelen aynı genetik değişikliğe sahip Amerika, İngiltere ve Türkiye’de bulunan Kıvrıntılı Arter Sendromlu vakalarda, ilgili gen değişikliğinin kişinin dış yapısına (fenotipine) nasıl yansıdığını ve patofizyolojisini (hastalıktan kaynaklanan ya da hastalığa yol açan işlev bozukluğunu) araştırmaktır. Dışyapı (fenotip), genetik ve çevresel etkenlerin yarattığı özelliklerin canlının dış görünüşündeki yansıması olduğu vurgulandı.

Protein Modelleme Verileri de Paylaşıldı
Toplantıda aynı varyantlara sahip hastaların klinik bulguları paylaşıldı. Ayrıca, hastalık patofizyolojisi ve moleküler mekanizmasını açıklamak için zebra balığında oluşturulan hastalık modelinin ön bulguları ve hastalık sonucunda gende meydana gelen mutasyonun proteinde ne yaptığını görmemize yarayan bilgisayar simülasyon tekniği kullanılarak elde edilen protein modelleme verileri sunuldu.

Sonraki Adım Bireye Özgü Moleküler Mekanizmanın Aydınlatılması…
Çalışmanın sonraki aşaması ise hastalık modeli oluşturulan zebra balığına yabanıl insan SLC2A10 geni, ve hastalarda bulunan SLC2A10 geni varyantlarının sokulması ile zebra balığında insan SLC2A10 geni bulunan normal model ve hastalarda bulunan varyantlara özel hastalık modeli oluşturularak bireye özgü hastalığın moleküler mekanizmasının ve patofizyolojisinin aydınlatılması.

Bununla birlikte hastadan alınan ufak bir deri örneğinden elde edilen hücreler laboratuar ortamında çoğaltılarak hastanın kendi fibroblastları üretilecek ve daha sonra bu örneklerde RNA sekanslama yapılarak hastalığa ait yolaklarla ilgili ifade analizlerine bakılacaktır.

Bulunan Moleküler Mekanizma ve Patofizyoloji Kişisel Tedavinin Önünü Açacak…
Hasta bireylerin RNA profillerinin çıkarılması, bireye özgü hastalığın moleküler mekanizmasının ve patofizyolojisinin aydınlatılması kişisel moleküler tedavi yaklaşımlarının önünü açabilecek. Hasta fibroblastlarından yapılan ifade analizleri ve RNA sekanslama Doç. Dr. Şehime G. TEMEL ve ekibi (Acıbadem Universitesi, Koç Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi) tarafından yürütülmektedir. Bu çalışma sonunda özellikle çalışmaya dahil edilen bu hastaların genlerinde bulunan değişikliklerin hastanın fizyolojisine/fonksiyonuna nasıl yansıdığını göstererek kişiye özgü hastalık nedeni ile ilgili yolakların bulunması sağlanacak. Dolayısıyla bu çalışma hastalıkla ilişkili yolaklarda ifade edilmemesi gereken ve/veya ifadesi azalan/kaybolan proteinlere özgü onları bloke edecek ve/veya aktive edecek küçük moleküllerin bulunmasına olanak sağlayarak hastalığa özgü kişisel tedavi kapılarını aralayacak.