Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gizem Öneri Salgın Hastalıklarda Karantina Sürecinin İnsanların Umut Düzeyine Etkisini Araştırdı…

Also available in: English, Русский

Eklenme Tarihi: 13 Haziran 2020, Cumartesi, 11:54
Son düzenleme: 13 Haziran 2020, Cumartesi, 11:54

Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gizem Öneri Salgın Hastalıklarda Karantina Sürecinin İnsanların Umut Düzeyine Etkisini Araştırdı…

Yakın Doğu Üniversitesi Felsefe Grubu Öğretmenliği Anabilim Dalı Başkanı, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gizem Öneri uzun ‘Salgın Hastalıkların Neden Olduğu Karantina Sürecinin İnsanlardaki Umut Düzeyine Etkisi’ başlıklı bir anket çalışması yaptı.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti genelinde yapılan ilk çalışma olma özelliği taşıyan, 18 yaş ve üzeri 160 kadın, 90 erkek olmak üzere toplam 250 katılımcıdan oluşan anket çalışmasında, COVID-19 pandemisinde karantina sürecinin umut düzeyi etkisi incelendi.

Çalışmanın ilk bölümünde katılımcıların demografik bilgileri ve ikinci bölümünde ise katılımcıların umut düzeyini ölçmek amaçlı ‘Beck Umutsuzluk Ölçeği’ kullanıldı.

40 Yaş ve Üzeri Katılımcılar Daha Umutlu…
Sosyal medya üzerinden yapılan anket sonuçlarına göre, katılımcıların cinsiyet, meslek seçimi, pandemi öncesi dışarı çıkma sıklığı ve COVID-19 salgın ile ilgili haberleri nereden edindikleriyle umut düzeyi arasında farklılıklar bulunmazken; katılımcıların yaşlarına göre umut düzeyleri açısından farklılıklar görüldü. 18-29 yaş aralığındaki katılımcıların umutsuz olma durumlarının 40 yaş ve üstü katılımcılardan daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Katılımcıların birlikte yaşadıkları kişilere göre 50 yaş ve üstü kişilerin umutsuzluk düzeyi açısından farklılıklar görülen anket çalışmasında, ailesiyle birlikte yaşayanların arkadaşlarıyla birlikte yaşayan katılımcılara göre daha az umutsuz olduğu görüldü.

İzole Şekilde Yaşamak Huzur ve Umut Veriyor…
İzole şekilde yaşamanın umut düzeyindeki etkisine de bakılan anket çalışmasında, katılımcıların bir kısmı izole yaşamanın huzur doğurduğunu ifade ederken bir kısmı da bu durumun mutsuzluk, kaygı, öfke ve umutsuzluk doğurduğunu ifade etti.

Pandemi Sonrası Hayat Eskisi Gibi Devam Etmeyecek…
Pandemi sonrası hayatın eskisi gibi devam edip etmeyeceğini düşünme durumlarına göre umutsuzluk düzeyleri de ölçülen katılımcılardan pandemi sonrası hayatın eskisi gibi devam etmeyeceğini düşünenlerin sayısı daha yüksek çıktı.

Kaygı ve Umutsuzluğu Giderecek Öneriler…
Anket çalışması sonuçlarına göre bireylerin kaygı ve umutsuzluğunu giderecek önerilere de yer verildi. Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gizem Öneri, yaşanılan olağanüstü durum içerisinde kaygı hissedilmenin doğal bir süreç olduğu ifade ederek, kaygımızı sıfırlamaya çalışmak yerine doğru adımları atarak, kaygımızın normal düzeyde kalmasını hedeflememiz gerektiğine vurgu yaptı.

Sosyal medyada pandemi hakkında gördüğümüz konu ile gerçekçi olmayan bilgilere maruz kalmamamızın kaygı ve umutsuzluk düzeyimizi azaltacağı ifade eden Yrd. Doç. Dr. Öneri, bu süreçte sadece bilimsel yayınlar, uzman görüşleri gibi güvenilir kaynaklardan yararlanmanın önemli bir olgu olduğu olduğunu kaydetti. Her zorlu süreçte kişilerin kaygı, korku, endişe gibi duygular deneyimleyebileceği, önemli olan bu duyguların yaşanmaması değil, aşırı ve uyumsuz olmamaları gerektiğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Öneri şunları dile getirdi: “Yoğun kaygı kişinin psikolojik ve fiziksel bütünlüğüne zarar verebiliyor. Dolayısıyla, bu yoğun kaygı başka rahatsızlıklara neden olabilir. Bu süreci uzun süredir ihmal ettiğimiz bazı işleri yapma konusunda bir fırsat olarak görmeye çalışmalı, tüm bu yaşadıklarımızın birer tecrübe olduğunu ve iyi tecrübeler biriktirdiğimizde daha umutlu olabileceğimizi bilmemiz iyi olacaktır. Sürekli felaket senaryoları üretip riski olduğundan daha fazlaymış gibi düşünmek ve tekrar tekrar benzer görüntüleri, bilgileri düşünmek ve okumak ruh sağlığına zarar verecektir. Bu nedenle, kendimizi kötü hissettiğimizde daha fazla kontrol edebildiğimiz yanlarımıza ve güçlü yönlerimize odaklanmalıyız.”