“Dünyadaki Belirsizlikler Paradigması İçinde Kıbrıs’ın Stratejik Önemi Artarak Devam Ediyor”

Also available in: English

Eklenme Tarihi: 30 Aralık 2017, Cumartesi, 16:00
Son düzenleme: 01 Ocak 2018, Pazartesi, 13:08

“Dünyadaki Belirsizlikler Paradigması İçinde Kıbrıs’ın Stratejik Önemi Artarak Devam Ediyor”

Can Baydarol Yakın Doğu Enstitüsü Güvenlik Akademisi’nde Konuştu.

Yakın Doğu Enstitüsü Güvenlik Akademisi’nde Türkiye-AB İlişkileri Çerçevesinde KKTC Güvenliği Masaya Yatırıldı

Yakın Doğu Üniversitesi, Yakın Doğu Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Akademisi Sertifika Programı kapsamında Avrupa Birliği Uzmanı Dr. Can Baydarol “Almanya ve Fransa Odaklı OlarakTürkiye-AB Güvenlik İlişkilerinin KKTC’ye Olası Etkileri” başlıklı bir seminer verdi.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre güvenlik kavramının ve uygulamalarının farklı boyutları bağlamında Türkiye –Avrupa Birliği güvenlik ilişkilerinin ve bu ilişkilerin Kıbrıs’ın güvenliğine etkilerinin değerlendirildiği seminer Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi B-101No’lu seminer salonunda gerçekleştirildi.

Dr. Can Baydarol: “Stratejik Faktörlerin Getirdiği Durumda Kıbrıs Önemini Taşımaya Devam Ediyor”
Yakın Doğu Enstitüsü Güvenlik Akademisi kapsamında verdiği seminer çerçevesinde Kuzey Kıbrıs ve Avrupa Birliği ilişkilerini irdeleyen AB uzmanı Dr. Can Baydarol “Alt alta sıraladığınızda içinde yaşadığımız paradigma tam bir belirsizlikler paradigması. Tarihte üç tane dönüm noktası var. Birincisi 4-11 Şubat 1945’te Yalta konferansı ile dünyanın paylaşımı, Soğuk Savaş ve ona göre rollerin paylaşımı. İkincisi 8-9 kasım 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılışı bambaşka bir paradigma ve sonra 11 Eylül 2001 İkiz Kulelerin saldırısı yine bambaşka bir paradigma. Şu anda yine bambaşka bir paradigma var 16 Mayıs 1916 Sykes- Picot Anlaşması darmadağın olmuş vaziyette. Dolayısıyla her paradigma değiştiğinde aktörler ve roller değişiyor. Ortadoğu’da bu sefer başka bir durum var. Kıbrıs stratejik özelliği açısından tüm bunların ortasında maliyetsiz bir uçak gemisi gibi. 200.000 tane çılgın Türk’le 600.000 tane zırdeli Rum aynı adada toplanıp Hint Okyanusu’na bırakılsa kimsenin umurunda olmazdı ama stratejik faktörlerin getirdiği durumda Kıbrıs önemini taşımaya devam ediyor. Devam ederken Kuzey Kıbrıs ile ilgili olarak Amerika için Türkiye ile ilişkiler ne anlam ifade ediyor, Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkiler ne oluyor, Rum kesiminin stratejik önemi daha fazla mı ortaya çıkıyor yoksa Kuzey Kıbrıs hala o önemde mi bütün bunlara bakmak gerekiyor çünkü bir tarafta değişen dünya koşulları var, diğer tarafta da sabit coğrafya var, bu ikisinin aynı anda düşünülüp değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.

“Dünyadaki Belirsizlikler Paradigması İçinde Kıbrıs’ın Stratejik Önemi Artarak Devam Ediyor”

Baydarol: “Avrupa Birliği Reel Politik Karşısında Ezilmiş Durumda”
Değerlendirmelerinde Kuzey Kıbrıs ve Türkiye ile olan ilişkisi üzerinden Avrupa Birliği’nin geleceğine ve Akdeniz güvenliği konusundaki inandırıcılığına vurgu yapan Dr. Can Baydarol “Maastricht Anlaşması yürürlüğe girdiği gün herkes Avrupa Birliği diye bir şeyin ortaya çıktığını ve bu birliğin de temel taşlarından bir tanesinin ortak dış politika ve güvenlik politikası olduğunu söyler hale geldi. Maastricht Anlaşması yürürlüğe girdiği gün aslında birlik olunmadı, yalnızca Avrupa Birliği’ne gitme hedefi ortaya kondu. Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası denilen ayak da yine 2000’lerin başında çok hararetli tartışmalara neden oldu. Avrupa, önce savunma ve güvenlik kimliği meselesini tartışıyordu, sonra Avrupa’nın yapmaya çalıştığının Amerikan silahlarını ve Türk askerlerini kullanıp kendilerinin karar masasında olduğu bir sistem olduğu anlaşıldı ve dolayısıyla Avrupa Birliği’nin bu anlamda hegemonik dünya gücü olamayacağı net bir şekilde ortaya çıktı. AB sert güç olmak noktasında ilerleyemeyince, yumuşak güç olma noktasına geldi. Orada da yine 2000’lerin başında çok tartışılan ve hala da tartışılması gereken ünlü Kopenhag Kriterleri ortaya çıktı. Bu kapsamda daha çok demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü azınlık hakları tartışıldı. Bugünkü konjonktürde dış politikadaki bir numaralı öğretimiz olan gerçekler aslında hayaller üstüne yazılmak üzerine. Yani şu anda reel politik var. Demokrasi çok güzel ama bir tarafta da gerçekler var Avrupa Birliği de o gerçekler karşısında ezilmiş durumda. AB bir tarafta demokrasi, insan hakları diyor, öbür tarafta Suriyeli mülteci konusunda yapmadığını bırakmıyor. O zaman inandırıcılığını yitirmeye başlayan bir Avrupa var ve inandırıcılığını en çok yitirdiği yer o yumuşak güç olma noktasında Türkiye karşıtı takındığı tutumdur. AB sırf bir Hristiyanlar kulübü olmadığının mesajını verme fırsatını ıskaladı. Annan Planı’nı kabul eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafı dışarıda, barış için atılan adımı reddeden içerde. Bu imajı verdiğiniz andan itibaren inandırıcılığınız ortadan kalkıyor.” dedi.

“Dünyadaki Belirsizlikler Paradigması İçinde Kıbrıs’ın Stratejik Önemi Artarak Devam Ediyor”

Baydarol: “Avrupa Birliği Reel Politik Karşısında Ezilmiş Durumda”
Değerlendirmelerinde Kuzey Kıbrıs ve Türkiye ile olan ilişkisi üzerinden Avrupa Birliği’nin geleceğine ve Akdeniz güvenliği konusundaki inandırıcılığına vurgu yapan Dr. Can Baydarol “Maastricht Anlaşması yürürlüğe girdiği gün herkes Avrupa Birliği diye bir şeyin ortaya çıktığını ve bu birliğin de temel taşlarından bir tanesinin ortak dış politika ve güvenlik politikası olduğunu söyler hale geldi. Maastricht Anlaşması yürürlüğe girdiği gün aslında birlik olunmadı, yalnızca Avrupa Birliği’ne gitme hedefi ortaya kondu. Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası denilen ayak da yine 2000’lerin başında çok hararetli tartışmalara neden oldu. Avrupa, önce savunma ve güvenlik kimliği meselesini tartışıyordu, sonra Avrupa’nın yapmaya çalıştığının Amerikan silahlarını ve Türk askerlerini kullanıp kendilerinin karar masasında olduğu bir sistem olduğu anlaşıldı ve dolayısıyla Avrupa Birliği’nin bu anlamda hegemonik dünya gücü olamayacağı net bir şekilde ortaya çıktı. AB sert güç olmak noktasında ilerleyemeyince, yumuşak güç olma noktasına geldi. Orada da yine 2000’lerin başında çok tartışılan ve hala da tartışılması gereken ünlü Kopenhag Kriterleri ortaya çıktı. Bu kapsamda daha çok demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü azınlık hakları tartışıldı. Bugünkü konjonktürde dış politikadaki bir numaralı öğretimiz olan gerçekler aslında hayaller üstüne yazılmak üzerine. Yani şu anda reel politik var. Demokrasi çok güzel ama bir tarafta da gerçekler var Avrupa Birliği de o gerçekler karşısında ezilmiş durumda. AB bir tarafta demokrasi, insan hakları diyor, öbür tarafta Suriyeli mülteci konusunda yapmadığını bırakmıyor. O zaman inandırıcılığını yitirmeye başlayan bir Avrupa var ve inandırıcılığını en çok yitirdiği yer o yumuşak güç olma noktasında Türkiye karşıtı takındığı tutumdur. AB sırf bir Hristiyanlar kulübü olmadığının mesajını verme fırsatını ıskaladı. Annan Planı’nı kabul eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafı dışarıda, barış için atılan adımı reddeden içerde. Bu imajı verdiğiniz andan itibaren inandırıcılığınız ortadan kalkıyor.” dedi.

Düşünceleriniz veya Sorularınız