YDE: “Paris Saldırılarını Çok Yönlü ve Çok Boyutlu Okumak Gerek”

Eklenme Tarihi: 20 Kasım 2015, Cuma, 11:38
Son düzenleme: 20 Kasım 2015, Cuma, 11:38

Yakın Doğu Üniversitesi Yakın Doğu Enstitüsü, Paris Saldırılarını farklı boyutlarıyla değerlendirdi
Yakın Doğu Üniversitesi Yakın Doğu Enstitüsü Yürütme Kurulu Üyeleri ve Araştırmacıları son günlerde dünyanın gündeminin ilk sırasında bulunan Paris saldırılarını farklı yönleriyle değerlendirdiler.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre son yıllarda Suriye Krizi başta olmak üzere gündem belirleyen konularda kısa dönemli eğitimler veren ve alan etüdlerine dayalı raporlama çalışmaları gerçekleştiren Yakın Doğu Enstitüsü, son günlerde dünya gündeminin en önemli konularından birini oluşturan Paris terör saldırıları konusunda değerlendirmelerde bulundular. Önümüzdeki günlerde hazırlamakta oldukları ikinci raporu kamuoyuyla paylaşacak olan Yakın Doğu Enstitüsü araştırmacıları Paris saldırılarının farklı boyutlarını eldeki veriler ve akademik birikimleri ışığında irdelediler.

YDE: “Paris Saldırılarını Çok Yönlü ve Çok Boyutlu Okumak Gerek”

Doç. Dr. Umut Koldaş: Paris Saldırıları Indirgemeci, Slogan-Odaklı ve Önyargılı Yaklaşımlardan Arınarak Çok Boyutlu Bir Şekilde İrdelenmeli

Yakın Doğu Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Umut Koldaş, Paris saldırıları ile ilgili gerek medyada gerekse akademik çevrelerde ve uluslararası kamuoyunda bilgi kirliliğine dayalı önyargılı ve indirgemeci yaklaşımların çokluğuna dikkat çekerek daha sistemli ve doğru analizlere gerek duyulduğunu vurguladı. Saldırıları tek yönlü ve sığ yönlendirimlerle değerlendirmenin sorununun çözümü açısından somut bir fayda sağlamayacağını belirten Doç. Dr. Umut Koldaş “Paris’te gerçekleşen terör olaylarını yalnızca Fransa’nın Suriye’ye yönelik dış politikasının bir sonucu olarak değerlendirmek indirgemeci bir yaklaşım olur. Nitekim bu saldırıları bütünlükçü bir yaklaşımla irdelemek gerekir. Bu bütünlükçü yaklaşım saldırıyı gerçekleştiren IŞID üyelerinin bireysel motivasyon kaynaklarının; IŞID’in ideolojisinin, faaliyetlerinin ve hedeflerinin; Fransa’nın IŞID, Suriye, Ortadoğu ve küresel sisteme göre konumlanışının ve karşılıklı ilişkiler matriksinin doğru ve alandan verilere dayalı analizini içermelidir. Sınırlı bilgiyle yapılacak analizler ise sloganvari yaklaşımlarla önyargılı sonuçlara ulaşma riskini barındırmaktadır. Ancak saldırıların nedenlerinin ipuçları Fransa’nın son dönem dış politika anlayışında ve uygulamalarında bulunabilir. Fransa’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya yönelik dış politikasında son dönemde vurguladığı Cihatçı yapılanmalara karşı güvenlikleştirme yaklaşımı ve Suriye’de özellikle rejim karşıtı laik ve bir dereceye kadar ılımlı İslamcı grupları da içerebilecek bir muhalefetin örgütlenmesine verdiği destek Fransa’yı hem Esad rejiminin hem de IŞID gibi cihatçı örgütlerin hedefi haline getirmişti. Paris saldırılarını bu rahatsızlığın uç noktada bir dışavurumu olarak değerlendirmek mümkün.” dedi.

YDE: “Paris Saldırılarını Çok Yönlü ve Çok Boyutlu Okumak Gerek”

Yrd. Doç. Dr. Nur Köprülü: Paris Olayları Güvensiz Bir Dünya Algısı Yaratıyor

YDÜ Yakın Doğu Enstitüsü Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Nur Köprülü yaptığı değerlendirmede Paris’teki saldırıların güvensiz bir dünya algısı yaratmakta olduğuna dikkat çekti. Yrd. Doç. Dr. Köprülü “Paris’te yaşanan terör olayları, özellikle Soğuk Savaş Döneminin ardından savaşların şekil ve boyut değiştirerek bugün salt devletler arasında yaşanan sıcak çatışmalar ile yürütülmeyip, sivil insanların hedef alındığı, ve aynı zamanda devlet-dışı aktörleri ihtiva eden bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Paris’te eşzamanlı olarak meydana gelen terör saldırılarını, sadece yarattığı sonuçlara odaklanmak yerine bu saldırılara sebep olan hususların analiz edilmesi önem taşımaktadır. Zira bugün Afganistan’dan Irak’a ve son olarak Suriye’de yaşanan çatışmalara baklıdığında; hareket alanlarını gitgide artıran ve hatta toprak hakimiyeti talebi ile Orta Doğu’nun sınırlarını tehdit eden IŞİD ve benzeri radikal gruplar Orta Doğu bölgesi ile sınırlı kalmayarak, artık Avrupa’nın ve Batı’nın düşünsel tarihini ve medeniyetini temsil eden başkentileri de tehdit ederek, dünyada hiçbir yerinin ‘güvenli’ ve ‘güvende’ olmadığı korkusunu yaymaktadır. Şüphesiz ki, Iraklı ve Suriyeli milyonlarca insanın mülteci konumuna geldiği bir coğrafyada (toplumlar/ bireyler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklar da dahil olmak üzere) bu soruna küresel boyutta uluslar-üstü bir çözüm üretme ihtiyacı vardır. Bununla birlikte altı çizilmesi gereken iki önemli başka sorun ise, İslamofobi ve mültecilerin – özellikle Suriyeli mültecilerin – Paris saldırılarından sonra hedef haline gelme olasılığıdır. Bu bağlamda, yaşanan terör saldırılarının ve iç çatışmanın ‘münferit’ olaylar olmadığına vurgu yapmak önemlidir. IŞİD ve benzeri örgütlenmeleri zayıflatmadaki en temel yöntem IŞİD gibi örgütlenmeleri ortaya çıkaran sebeplerle ve zeminle mücadele etmek olmalıdır. Diğer bir deyişle, bu mücadelenin uluslararası mutabakata varılarak – Viyana Bildirisinin devamı getirilerek – uluslararası arenanın öncelikli konusu olarak gündemde tutulması gerekmektedir.”dedi.

YDE: “Paris Saldırılarını Çok Yönlü ve Çok Boyutlu Okumak Gerek”

Yrd. Doç. Dr. Ali Dayıoğlu: Paris Saldırıları Avrupa’da Müslümanlara, Sığınmacılara, Mültecilere Yönelik Olumsuz Tutumu Artırabilir

YDÜ Yakın Doğu Enstitüsü Yürütme Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Dayıoğlu Paris’te gerçekleştirilen ve IŞİD’in üstlendiği terör olaylarının Avrupa ve ABD’deki Müslümanlara, sığınmacılara ve mültecilere yönelik olası olumsuz etkilerine işaret etti. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra dünyada yükselen İslam karşıtlığı ile sığınmacılara ve mültecilere yönelik olumsuz tutumun Paris’teki saldırılarla birlikte daha da artabileceğini belirten Yrd. Doç. Dr. Dayıoğlu, başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin konuyla ilgili çelişkili tutumlarına dikkat çekti. Yrd. Doç. Dr. Dayıoğlu, bu çerçevede Sovyetler Birliği’ni çevreleyerek reel sosyalizmin yayılmasını önlemek ve Orta Asya cumhuriyetlerinde İslamî akımları güçlendirerek Sovyet rejimini zayıflatmak için ABD’nin 1970’li yıllarda “Yeşil Kuşak Teorisi”ni uygulamaya soktuğunu, Sovyetler’in Afganistan’ı işgaliyle birlikte radikal İslamî akımların daha yoğun bir şekilde ABD tarafından desteklendiğini hatırlattı. ABD ve onun müttefiklerince desteklenen bu akımların zamanla büyük güç kazandıklarına işaret eden Yrd. Doç. Dr. Dayıoğlu, 11 Eylül saldırısını üstlenen El Kaide’nin bu gelişmenin ürünü olduğunu belirtti. Yaşanan bu büyük terör olayından ders çıkarmayan ABD’nin ve diğer Batılı güçlerin Esad’ı iktidardan uzaklaştırmak, böylece ülkedeki Rusya etkisini azaltmak amacıyla radikal grupları desteklediğini ifade eden Dayıoğlu, bu politikanın sonuçlarının bu grupların daha da güçlenmesi, iç savaşların yoğunlaşması ve bunların sonucunda da yasadışı göç olaylarının trajik hale gelmesi şeklinde ortaya çıktığını söyledi. Dayıoğlu, özetle, Batılı ülkelerin bugün şikâyet ettikleri yasadışı göç olaylarının ve radikal grupların güçlenmelerinin asıl sorumlusunun Batı’nın kendisi olduğunu vurguladı.

Dr. İlksoy Aslım: Paris Saldırılarının Ön İşaretleri Özellikle Irak ve Suriye’deki Yapıtaşlarıyla Oynandığında Verilmişti

Geçtiğimiz yıl IŞİD’in Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Fransa’daki metrolara saldırıda bulunacağının Irak Başbakanı Haydar İbadi tarafından ifade edildiğinin altını çizen YDÜ Yakın Doğu Enstitüsü Yürütme Kurulu Üyesi Dr. İlksoy Aslım, İbadi’ni açıklamasından 14 ay sonra IŞİD’in kendisine hava saldırılarında bulunan Fransa’nın metro sistemlerine değil ama Paris’te insanların yine toplu olarak bulunduğu sosyal ve eğlence merkezlerine saldırdı, onlarca sivili katlettiğini belirtti. Dr. Aslım “Bu saldırıların gerekçesini anlayabilmek için ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin Orta Doğu’da ve özellikle Irak ile Suriye’deki mevcut yapı taşlarını bozduğunun hatırlanması gerekmektedir. “Yeni Dünya Düzeni” ile uyumsuz olduğu düşünülen mevcut yöneticilerin devrilmesi için iki ülke de istikrarsızlaştırılmış ve her türden muhalefet odağı desteklenmişti. Böylece devlet yapıları büyük ölçüde çökertilen Irak ve Suriye’de daha önce yaşam şansı bulamayan siyasal İslam’ın en radikal unsurları kendisine geniş bir yaşam alanı bulmuş ve güçlenmişti. Bu unsurlar içinde sivrilen IŞİD kendisine karşı olduğunu düşündüğü ve kendi inançlarını paylaşmayan tüm kesimleri ortadan kaldırmayı planladı. IŞİD kendi devlet alanı olarak ilan ettiği sınırlar içindeki tüm muhalifleri yok ederken, kendi güçlerini havadan bombalayan ülkeleri de cezalandırma yoluna gideceğini duyurdu. Paris’te yaşanan ve şu ana dek 132 kişinin ölümüne yol açan saldırıların dünya çapında devam etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Dünyanın birçok ülkesinde IŞİD’e sempati duyan çok sayıda radikal unsurla bir ağ oluşturan örgüt, ABD ve ona destek veren ülkeler ile Rusya Federasyonu ve onun destekçisi ülkelere saldırabilme kapasitesinde olduğunu Paris katliamıyla göstermiştir. Bu nedenle ABD ile Rusya’nın paralel politikalarda uzlaşarak IŞİD’in Irak ve Suriye’deki fiziksel varlığını sonlandırmaya çalışmaları da mümkün olabilecek bir gelişme olarak görülmelidir.” dedi.

YDE: “Paris Saldırılarını Çok Yönlü ve Çok Boyutlu Okumak Gerek”

Öğr. Gör. Erhan Ayaz: Paris Saldırıları Medeniyetler Arası Çatışma Ya Da Savaş Değil, Bizzat Medeniyete Karşı Açılmış Bir Savaştır.

Paris saldırılarını bizzat medeniyete karşı açılmış bir savaş oolarak değerlendiren Yakın Doğu Enstitüsü Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Erhan Ayaz, “IŞID denince aklımıza klasik anlamda bir terör örgütü gelmiyor. IŞID Suriye’de ve Irak’ta dünyanın birçok ülkesinden büyük bir alanı kontrol eden ve bu alanda 5 milyonluk bir nüfusuyla ve yıllık cirosu yaklaşık 6 milyarı bulan bir devletimsi yapı olarak daha önce eşine rastlanılmamış bir örgüttür. Bununlar birlikte çok ciddi destek gören bir ideolojiyi de içinde barındırıyor. Fakat bu ideoloji salt bir alanı tahrip etmekle kalmıyor, artık özellikle Avrupa kıtası olmak üzere dünyada değişik yoğunlukta sıcak şehir çatışmalarının ve sivil kaybın çok fazla olacağı bir döneme girdik, IŞID’de bu eylemlerin öncüsü konumuna geldi. Tabi olayın hazin olan tarafı Charlie Hebdo ya da ikinci Paris saldırılarından sonra bundan en fazla zarar görenin Avrupa’da yaşayan Müslümanlar ve mülteciler olacağı aşikâr. IŞID, Müslümanların Batı’daki yaşamlarını gün geçtikçe zorlaştırıyor. İslamofobi ve radikal sağ partiler önümüzdeki günlerin en çok tartışılan konuları arasında olmaya devam edecek. Bu kısır döngünün oluşturduğu şiddet sarmalından çıkılması için en başta Suriye’de krizin çözülmesi gerekiyor. Ayrıca unutmamak gerekir ki IŞID ideoloji ihraç eden bir yapı. Boko Haram örneğinde olduğu dünyanın birçok coğrafyasında IŞID’e bağlılığını ilan eden birçok radikal İslamcı örgütler mevcut. Az önce söylediğim gibi İslamofobi tartışmalarıyla birlikte “Medeniyetler Çatışması” tezlerine atıf yapılacaktır ama bu bir Medeniyetler arası çatışma ya da savaş değil, bizzat Medeniyete karşı açılmış bir savaştır, zaman artık bu Medeniyeti savunma zamanıdır.” Dedi.