Kıbrıs’ın Geleceğinin İnşa Sürecinde Kıbrıs Türk Toplumu İçin Fırsatları ve Riskleri Değerlendirdiler

Eklenme Tarihi: 28 Temmuz 2016, Perşembe, 16:53
Son düzenleme: 28 Temmuz 2016, Perşembe, 16:53
Kıbrıs’ın Geleceğinin İnşa Sürecinde Kıbrıs Türk Toplumu İçin Fırsatları ve Riskleri Değerlendirdiler

Yakın Doğu Üniversitesi Yakın Doğu Enstitüsü’nün Konrad Adenauer Vakfı ile ortaklaşa İtalya’da gerçekleştirdiği uluslararası toplantıda Kıbrıs’ın geleceğinin inşası bağlamında Kıbrıs Türk toplumunun beklentileri ve kaygıları irdelendi.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre Yakın Doğu Üniversitesi ve Almanya’nın Konrad Adenauer Vakfı işbirliğiyle İtalya’da Cadenabbia Villa La Collina’da gerçekleştirilen toplantıya Avrupa Birliği, Almanya, İsrail, Yunanistan ve Türkiye konularında uzmanlar katıldı. Uluslararası toplantıya KKTC’den katılan KKTC Cumhurbaşkanlığı Eski Müsteşarı ve Eski Müzakereci Ergün OLGUN ve Yakın Doğu Üniversitesi’nden Yakın Doğu Enstitüsü (YDE) Müdürü Doç. Dr. Umut KOLDAŞ, YDE Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Nur KÖPRÜLÜ ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Zeliha KAŞMAN Kıbrıs müzakereleri bağlamında Kıbrıs Türk toplumunu ilgilendiren konularda toplumun hassasiyetlerini uluslararası uzmanlarla birlikte değerlendirdiler.

Doç. Dr. Umut KOLDAŞ: Kıbrıs’ın Geleceğinin İnşa Sürecinde Kıbrıs Türk Toplumunun Sesini Duyuracak Uluslararası Mecralar Artırılmalı

Toplantıyı Konrad Adenauer Vakfı Ankara Bürosu ile birlikte düzenleyen Yakın Doğu Üniveresitesi Yakın Doğu Enstitüsü Kıbrıs’ın Geleceğinin İnşa Sürecinde Kıbrıslı Türklerin öncelik ve beklentilerini uluslararası topluma aktaracakları toplantıların sayısı artması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. KOLDAŞ, “Toplumlararası müzakereler kapsamında yürütülen süreçte uluslararası toplumun ve bölgesel aktörlerin uluslararası arenadaki tek muhattabının Kıbrıs Rum toplumunun karar alıcıları ve düşünce liderleri olduğu algısı halkların eşitliği ilkesine zarar verir. Adada kalıcı ve adil bir çözüme ulaşılabilmesi ve böyle bir çözümün taraflarca içselleştirilebilmesi için iki toplumun da rızasına ihtiyaç vardır. Kıbrıs Türk toplumunun tüm kesimleriyle müdahil olmadığı bir çözüm sürecini ve bunun sonuçlarını içselleştirmesi çok daha zordur. Bu nedenle uluslararası toplumun ve Kıbrıs’ın uluslararası muhattaplarının tüm adayı ve toplumlarını ilgilendiren konular hakkında Kıbrıs Türk toplumunun beklenti ve önceliklerini de dikkate almaları gerekir. Bu nedenle enerji, eğitim, ekonomi, sağlık ve turizm gibi konularda bir süreç yönetilirken ve bu sürecin uluslararası zemini oluşturulurken bu konulara taraf tüm toplum kesimlerinin fikirlerini ifade edebilecekleri uluslararası toplantıların sayısının artması çok önemlidir. Bu anlamda biz akademik alanda bu tür toplantıların artırılması için yürüttüğümüz çalışmalara devam ediyoruz” dedi.

Kıbrıs’ın Geleceğinin İnşa Sürecinde Kıbrıs Türk Toplumu İçin Fırsatları ve Riskleri Değerlendirdiler

Ergün OLGUN: Uluslararası Camia İki Eşit Siyasi Taraf Arasındaki Dengesizlikleri Beslememeli

Toplantıda Kıbrıs sorunun genel bir özetini yapan Cumhurbaşkanlığı Eski Müsteşarı ve Müzakerecisi M. Ergün OLGUN konuşmasında 11 Şubat 2014 Ortak Açıklamasına göre müzakerelerin amacı, müzakerelerden Kıbrıs Türk tarafının beklentilerive bütünlüklü bir uzlaşıya varılması halinde ortaya çıkması olası fırsatlar, müzakerelerde tarafları uzlaşıya teşvik edici aktif katalizörler konularına Kıbrıs Türk tarafının bakışı hakkındaki değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Müzakerelerde 11 Subat 2014 mutabakatına uygun iki toplumlu, tarafların siyasi eşitliğini gözeten, iki kesimli ve iki Kurucu Devletin eşit statülerine dayalı bir uzlaşıya varılmasının önündeki engeller ve bir anlaşmaya varılamaması halinde karşı karşıya kalınacak olası risklere dikkat çeken OLGUN bu risklerin her iki tarafın beklentilerini karşılayacak şekilde bertaraf edilmesinin gereğine vurgu yaptı. OLGUN Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerden beklentileri ve bir uzlaşı halinde ortaya çıkabilecek fırsatlar başlığı altında her iki tarafın ve bölgenin ciddi güvenlik, istikrar, ekonomik ve sosyal kazanımları yanında Türk – Yunan, Türkiye – AB, AB – NATO ve Doğu Akdenizde hidrokarbon kaynaklarının paydaşlar arasında ortak değerlendirilmesi imkanlarının ortaya çıkacağının altını çizdi. Olgun, içinde bulunulan çatışma ortamında başkalarına da örnek teşkil edecek şekilde dinleri ve etnik kökenleri farklı toplumların sağduyularını kullanarak çatışma yerine her yönden daha iyi bir gelecek için ortaklık ve işbirliği yaratabileceklerinin kanıtlanacağını vurguladı. M. Ergün OLGUN bir uzlaşıya varılmasını engelleyen unsurlar arasında Rum halkının Kıbrıs’ın hakimi olma tutkusuna vurgu yaptı ve kurumsallaşmış bu tutkunun ortaklık ve yetki paylaşımının önündeki en büyük engel olduğunun altını çizdi. OLGUN, uluslararası camianın, 1963 yılında Rum tarafının ortaklık Kıbrıs Cumhuriyetinin kurumlarının işgali ile başlayan ve iki eşit siyasi taraf arasında siyasi, hukuki ve ekonomik dengesizliklerin ortaya çıkıp büyümesini besleyen davranışlarının Kıbrıs sorununu çıkmaza soktuğunu ve çözümünü imkansızlaştırdığını belirtti.

Doç. Dr. Zeliha KHASHMAN: Değişen dünya ve bölge düzeninde Kıbrıslı Türklerin öncelikleri de dikkate alınmalı

Uluslararası toplantıda Kıbrıs Türk toplumunun kaygı ve önceliklerini değişen dünya ve bölge düzeninin yeni dinamiklerine göre değerlendiren Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Zeliha KHASHMAN: “Değişen dünya düzeninin hem bölgeye hem de Kıbrıs sorununun çözümüne etkisini değerlendirdiği konuşmasında Doç. Dr. Zeliha KHASHMAN başlangıç noktası olarak çatışmaların çözümünde hem iç hem de dış etkenlerin çok önemli olduğunu ve özellikle güç asimetrilerinin olduğu çatışmalarda bunun çok daha önemli olduğu ve bu güç asimetrisinin zayıf taraf lehine dış/veya uluslararası camia tarafından çeşitli araç ve yöntemlerle dengelenmesi gereğinin çok önemli olduğunu belirtti. Uluslararası camianın veya 3. taraf bölge güçlerinin bu istekliliği göstermesinin her birinin ayrı ayrı kendi milli çıkarlarına/dış politikalarına uygun olması ile paralel olduğunu kaydeden Doç. Dr. KHASHMAN: “Şu anda bölgedeki çatışma ve kaotik duruma rağmen Türkiye, İsrail, AB ve de ABD/NATO nun çıkarlarının keşiştiğini söyleyebiliriz. Bu ülkelerin ortak düşmanları ki bunu İslamcı terör, bölgedeki ülkelerin parçalanması ve bunun sonucunda ortaya çıkan göç sorunu ve de İran’ın kontrol altında tutulması ortak hareket noktalarını oluşturabilir. Diğer en önemli durum ise Rusya nın bölgede nüfus alanları yaratmaya çalışması bu bağlamda Suriye ve bölgede izlediği politika ABD/NATO ve de AB/NATO bağlamında tehdit olarak algılanmaktadır. ABD ve Rusya bölgedeki müttefiklerini artırma çabası içerisindedir. Diğer taraftan, Kıbrıs sorunu açısından özellikle Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan gaz yataklarının varlığı ve bunun Avrupa pazarlarına ulaştırılması durumu hem Kıbrıs için hemde diğer taraflar için sorunun çözümlenmesinde pozitif itici güç olarak belirmiştir. Çıkarların kesişme noktasındadır. AB /NATO ilişkileri açısından da Kıbrıs sorunun çözümü ayrıca yukarıdaki sebeplerden dolayıda çok büyük bir önem arz etmektedir. Aslında gelişmeler hem Türkiye’nin önemi hem de Kıbrıs’ın önemi bir kez daha teyit edilmiştir. AB’nin 2004 yılında yapmış olduğu tarihi hatanın düzeltilmesi açısından bir fırsat penceresi açılmış görünmektedir. Dış etkenlerin bunu değerlendirmesi iç dinamikleri de değiştirecektir.” dedi

Kıbrıs’ın Geleceğinin İnşa Sürecinde Kıbrıs Türk Toplumu İçin Fırsatları ve Riskleri Değerlendirdiler

Doç. Dr. KÖPRÜLÜ: Kıbrıslı Türklerin dünya ile irtibatının sınırlılığı devam ediyor.

Uluslararası toplantıda Avrupa Birliği ile Kıbrıs arasındaki ilişkileri farklı boyutları ile ve Kıbrıs Türk toplumunun önceliklerine vurguda bulunarak değerlendiren Doç. Dr. Nur Köprülü ‘Avrupa Birliği ve Kıbrıs’ başlıklı konuşmasında, yakın coğrafyasında yaşanan çatışma ortamına rağmen Kıbrıs’ta süregelen müzakere sürecinin ve güven ortamının önemine dikkat çekerek, Kıbrıs meselesini literatürde de ifade edildiği gibi uzatılmış bir sorun olarak nitelendirdi. İçsel dinamikler kadar dışsal dinamiklerin ve küresel aktörlerin de soruna müdahil olması ile meselenin karmaşıklaştığını ifade eden Köprülü, adanın Kıbrıs Cumhuriyeti adı ile 1990 yılında AB’ye tam üyelik başvuruda bulunmasının ardından Avrupa Birliği’nin Kıbrıs meselesinde yeni bir aktör konumuna geldiğinin altını çizerek AB’nin, Güney Kıbrıs’ın AB’ye üyeliğinin Kıbrıs’tabir çözüme ile önkoşula bağlanmamış olmasına vurgu yaptı. Kıbrıs’ın AB’ye tam üyelik konusundaki tartışmaların, müzakere süreçlerinin ve Birliğin müktesebatına uyum çalışmaları devam ederken Kıbrıs Türk toplumunun bu süreçler içerisinde yer almadığını ifade eden Köprülü, “2004’te Kıbrıs’ın Birliğe üyeliğinin ardından, AB’ye Katılım Anlaşmasının (AccessionTreaty) 10. Protokolü çerçevesinde Birlik müktesebatı (acquis) Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin ‘etkin’ kontrolü altında olmayan toprak parçası üzerinde (diğer bir deyişle adanın kuzeyinde) askıya alındı. Her iki tarafta eşgüdümlü olarak 24 Nisan 2004’te yapılan referandumlarda Kıbrıslı Rumlar’ın BM’nin hazırladığı Annan Planı’nı 74% oy oranıyla reddetmiş olması, AB müktesebatının adanın kuzeyinde uygulanmayacağı gerçeğini de ortaya koymuştur. Gelinen aşamada AB’nin Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik normatif aktör olma potansiyeli, adada alıcı ve kapsamlı bir yapının oluşturulmasına anlamlı bir katkı koyamamış ve Birliği alternatif çözüm önerileri üretmeye yöneltmiştir.” dedi.