Tijen ZEYBEK

Also available in: English, العربية

1965 yılının ocak ayında soğuk bir kış günü dünyaya gelmişim. Sen Yennar’da doğdun der bu yüzden annem. Belki de bu yüzdendir kışı sevmemem ve yaza tahammül edememem. Kendimi bildim bileli okumayı sevdim. Bir cümlenin peşinden ötekine, bir öyküden diğerine, bir romandan başkasına savrulup durdum. Bu rüzgâr hiç dinmedi. Kendi romanlarımı yazmış olmam da dindirmedi. Hayata, sanata ve edebiyata derin bir bağım var. Öyle doğdum ben. İnsana dair ne varsa bilmek, insana dair ne yaşanmışsa öğrenmek için sonsuz bir merak içinde oldum her zaman. Belki de o yüzdendir psikoloji üzerine lisansüstü eğitim almam ve sosyolojiye, tarihe derin bir merak duymam. İnsana ve onu insan yapan özelliklerine inancım var. İnsanı insan yapan vefa, onur, yaratıcılık, vicdan, merhamet, sevgi vb özellikleri besleyen ve tam tersine onun zaaflarını tolere ederek törpüleyen bir toplumsal hayat kurmayı başardığımızda insanlık mevhumunun en yüksek anlamına kavuşacağını biliyorum. Benim yaşama gayretimi bu yoldaki bir çaba olarak değerlendirmek mümkündür. Bu çabada bilimi esas kılmak, insan bilimlerini işe koşmak şimdi her zamankinden daha da elzem hale gelmiştir. İletişim teknolojileri ve internet sayesinde bilgiyi paylaşmanın ve ona ulaşmanın kolay ve yaygın olması iki ucu keskin bıçak gibidir. Hangi bilginin doğru, hangisinin yanlış ya da maniple edilmiş olduğu sorunu karşımızda durmaktadır. İnternet marifetiyle bize kolayca ve yaygın bir şekilde ulaşan “bilgi” nin güvenilirliği oldukça tartışmalıdır. Çağımız dolayısıyla bilgiye ulaşmak ve onu yaymak kolaylaşmış gibi görünmekle birlikte aslında, neyin bilgi olduğu ya da olmadığı ve elde edilen bilginin doğruluğu sorunu her zamankinden daha yakıcı bir hal almıştır. Bu anlamda bizler, hazır bilgiye daima kuşku ile yaklaşma ve onu sorgulamayı alışkanlık haline getirmeyi hem öğretmeli hem de sürekli hatırda tutmalıyız.