İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü

1.1. Dünyada İş Sağlığı ve Güvenliğine Kısa Bir Bakış
İş sağlığı ve güvenliği olgusu, günümüzde tüm dünyada son derece önemli bir husustur. İşgücünün korunması, hem insan hayatının ve sağlığının korunması bakımından, hem de üretimin ve istihdamın sürekliliği ve devamlılığı açısından büyük önem arzetmektedir. Günümüzün rekabetçi ekonomik koşulları altında işgücündeki kayıplar ve üretimde yaşanan aksamalar, gerek işletmelere gerekse ülke ekonomilerine büyük kayıplar verdirmektedir. Ülkelerin en önemli zenginliği olarak görülen yetişmiş insan gücünün korunması, devletler için hem insani açıdan zorunlu bir görev, hem de sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve kalkınmanın teminatıdır. Bütün bu nedenlerden dolayı özellikle son 60 yıldan bu yana tüm ülkeler iş sağlığı ve güvenliğine büyük önem vermekte ve bu alanda ciddi çalışmalar
yapmaktadırlar.

İş sağlığı ve güvenliğini çeşitli şekillerde tanımlamak mümkündür. Dünya Sağlık Örgütü(WHO), iş sağlığı ve güvenliğini “çalışanların, fiziki, sosyal ve ruhsal durumlarının en üst düzeye taşınması ve sağlıklarına gelebilecek zararların önlenmesi için gerekli koruma yöntemlerinin uygulanması, kişinin işe ve işin kişiye uygunluğu” olarak tanımlamaktadır. Bu konuda farklı ifadeler kullanılsa da asıl olan (şey), çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunmasının amaçlanmasıdır. Bunun yanı sıra çalışmaların bilimsel bir temele oturması, planlı bir süreç olması ve süreklilik arzetmesi, iş sağlığı ve güvenliğinin en temel unsurlarıdır. Günümüzde iş sağlığı ve güvenliği, işin yapılması esnasında, kullanılan malzeme ve araçlar veya fiziki çevre koşulları nedeniyle işçilerin maruz kaldıkları sağlık ve güvenlik sorunları ile mesleki risklerin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını amaçlayan bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Bu bilim dalı, bir kuruluşun gerçekleştirdiği faaliyetlerden etkilenen tüm insanların (çalışanlar, geçici işçiler, taşeron işçileri, ziyaretçiler, müşteriler v.b) sağlığına ve
güvenliğine etki eden faktörleri ve koşulları incelemektedir. Bu inceleme işyerlerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek şartlardan korunmak ve daha insani bir iş ortamı meydana getirmek için yapılan metodlu çalışmaları kapsamaktadır. İş sağlığı ve güvenliği, işyerinde çalışanların sağlığını ve güvenliğini sağlamayı, işyerinde olabilecek işkazası ve meslek hastalıklarına karşı her türlü önlemi almayı ve bu konuda gerekli koruyucu araç, gereç ve malzemeyi bulundurmayı hedeflemektedir.

Bütün bu unsurlar değerlendirildiğinde iş sağlığı ve güvenliğini daha kapsamlı bir şekilde şöyle tanımlamak mümkündür: “İş Sağlığı ve Güvenliği, çalışanları mesleki risklerden korumak veya bu riskleri en aza indirmek amacıyla işyerinde veya işte yürütülen faaliyetlerin tüm aşamalarında planlanan ve uygulanan, çalışanların çalışma kapasiteleri, yaşamları ve sağlıklarını korumak amacıyla alınmış tüm koruyucu önlemleri anlatır.”Çalışma koşullarının düzeltilmesi ve işletmelerde daha sağlıklı ve daha güvenli çalışma ortamının yaratılmasında hem devlete, hem işveren ve çalışanlara, hem de toplumun tüm kesimlerine görevler düşmektedir. Bu alanda istenen ve özlenen hedeflere varılabilmesi için düzenleyici ve denetleyici bir mekanizma olarak devletin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi, gerekli yasal mevzuatı günün koşullarına uygun olarak hazırlaması ve bunu denetlenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde işverenlerin bu mevzuatın gerektirdiği yükümlülükleri özenle yerine getirmesi, çalışanlarınsa işlerini yerine getirirken güvenlik kurallarına uygun hareket etmesi gerekmektedir. Ne var ki bu alanda yapılacak çalışmaları sadece devletin veya işverenlerin yürüteceği çalışmalarla sınırlı görmek son derece yanlış bir değerlendirme olacaktır. Bu konuda hem bilimsel çalışmalara, hem farkındalık yaratıcı eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına hem de ilgili meslek örgütleri ile birlikte yürütülecek ortak projelere ihtiyaç bulunmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre dünyada 1.2 milyarı kadın olmak üzere 3 milyar civarında bir işgücü bulunmaktadır. Dünyada hergün yaklaşık 1 milyon iş kazası meydana gelmekte, bu da dünya ekonomisine toplam gayrisafi hasılanın yüzde 4’ü kadar bir maliyet oluşturmaktadır. Ayrıca her yıl işkazalarından dolayı 340000 kişi, meslek hastalıklarından dolayı ise 2 milyon kişi hayatını kaybetmektedir. Bunun yanı sıra çok daha fazla sayıda insan yaralanmakta veya sakatlanmaktadır.

1.2. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Durum

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde iş sağlığı ve güvenliği açısından mevcut durumun yeterli bir düzeyde olduğunu söylemek mümkün değildir. Çalışma Dairesi’nin kayıtlarına geçmiş resmi verilere göre her yıl 270-300 civarında iş kazası meydana gelmekte, bu kazalarda 6 ile 10 arasında çalışanımız hayatını kaybetmektedir. Ülkemizin ekonomik yapısına bakıldığında, ağır sanayi olarak adlandırılan madencilik, metalurji, petro-kimya v.b üretim sektörlerinde
kayda değer bir faaliyet olmadığı görülmektedir. KKTC’deki ekonomik faaliyetler, nispeten daha az riskli faaliyet alanı olan hizmet sektöründe (eğitim, turizm, bankacılık v.b) yoğunlaşmış durumdadır. Buna rağmen, iş kazalarından kaynaklanan ölüm oranlarının yüksek olması, bu alanda yapılması gereken çok şey olduğunu göstermektedir. Meslek
hastalıkları alanında ise düzenli ve sürekli bir çalışma bulunmadığından güvenilir bir veri tabanı da mevcut değildir. Mevzuat açısından duruma bakıldığı zaman, bazı eksiklikler olmasına rağmen gerek Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) sözleşmeleri, gerekse de Avrupa Birliği mevzuatı ile kıyaslandığında, KKTC mevzuatında çok büyük eksiklikler olduğu söylenemez. Özellikle 35/2008 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ve bu Yasa altında çıkarılmış olan 9 adet tüzük mevzuat alanında atılmış önemli adımlardır. Ne var ki bu yolda daha atılması gereken bir çok adım bulunmaktadır. Bu alandaki çalışmaları sadece devletten beklemek ise son derece yanlış bir anlayıştır.Bu konuda devletin yanısıra, meslek örgütlerine, çalışan ve işveren kuruluşlarına ve üniversitelerimize önemli görevler düşmektedir. Hem mevzuatın geliştirilmesi, hem uygulamanın günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi, hem de bualanda yepyeni bir kültürün yerleştirilmesi gerekmektedir. Bütün bu çalışmaların bilimsel bir
temelde yürütülmesi esastır. Bu çalışmalar akademik bir çatı altında ve bilimsel bir çerçevede yürütülürse bu alanda maksimum verim alınması mümkün olabilecektir. İşte bu anlayıştan hareketle üniversitemiz bünyesinde bir İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü kurulması gerekli ve
yararlı görülmüştür.