Telefon: +90 (392) 223 64 64 | [email protected]

Yakın Doğu Üniversitesi ve Sebha Üniversitesi, KKTC ve Libya Arasındaki Dostluğun Pekişmesine Katkıda Bulunmak Amacıyla Akademik İş Birliği Protokolü İmzaladı

Yakın Doğu Üniversitesi, Libya’nın en önemli üniversitelerinden Sebha Üniversitesi ile akademik iş birliği protokolü yaparak önemli bir uluslararası iş birliğine daha imza attı. Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt ve Sebha Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Masoud E. Alragig’in imzalarıyla yürürlüğe giren protokol ile iki üniversite arasında akademik çalışmalar ve araştırmalarda iş birliği yapılacak. Üniversiteler arasında geliştirilen iş birliklerinin kültürel zenginleşmeye, bilimsel ilerlemeye ve ülkeler arasındaki dostluğun pekişmesine önemli katkılar yaptığına vurgu yapılan protokol; ortak bilimsel çalışmalar, küresel halk eğitimi ve kültürel iş birliği konularını kapsıyor. Sebha Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Masoud E. Alragig’in beraberindeki heyetle birlikte Yakın Doğu Üniversitesi’ne yaptığı ziyarette imzalanan protokolle; iki üniversitenin uygulayıcı, araştırmacı ve öğrencileri arasından güçlü bağlar oluşturulması hedefleniyor. Böylece, birlikte yürütülen ortak araştırmaların sonuçları ortak yayınlara dönüştürülürken iki üniversite arasında tecrübe aktarımı da sağlanacak. Prof. Dr. Mustafa Kurt: “Dünyanın pek çok ülkesinden farklı kurumlarla imzaladığımız iş birliği protokolleri ile araştırmacılarımız ve öğrencilerimizi dünya ile bütünleştirirken; farklı külttürler ve bilimsel birikimlere sahip kurumlarla birlikte, sahip olduğumuz bilimsel birikimi insanlığın hizmetine sunuyoruz.” Sebha Üniversitesi ile imzaladıkları akademik iş birliği protokolü ile Yakın Doğu Üniversitesi’nin 150’yi aşan uluslararası iş birliklerine bir yenisini daha eklediklerini söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt, Yakın Doğu Üniversitesi’nin dünyanın pek çok ülkesinden üniversite ve enstitüler ile iş birliği yaparak bilimsel üretkenliği ve verimliliği artırmayı hedeflediğini vurguladı. Yakın Doğu Üniversitesi’nin, Times Higher Education, ODTÜ URAP, AD Scientific Index, Shanghai Ranking gibi önemli uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşlarının yayımladığı listelerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en iyi üniversitesi olarak yer alırken, adını dünyanın en iyi üniversiteleri arasına yazdırdığını da hatırlatan Prof. Dr. Kurt, “Dünyanın pek çok ülkesinden farklı kurumlarla imzaladığımız iş birliği protokolleri ile araştırmacılarımız ve öğrencilerimizi dünya ile bütünleştirirken; farklı kültürler ve bilimsel birikimlere sahip kurumlarla birlikte, sahip olduğumuz bilimsel birikimi insanlığın hizmetine sunuyoruz. Sebha Üniversitesi ile imzaladığımız protokol de bunun önemli örneklerinden biri” ifadesini kullandı. Prof. Dr. Masoud E. Alragig: “Gerçekleştirdiğimiz ziyaretle, Yakın Doğu Üniversitesi’nin etkileyici başarılarını yerinde gördük. İmzaladığımız protokole hemen işlerlik kazandırarak Yakın Doğu Üniversitesi ile her konuda iş birlikleri geliştirmek istiyoruz.” Yakın Doğu Üniversitesi’nin büyüklüğünden, alt yapısından, kampüsündeki olanaklardan ve akademik başarılarından çok etkilendiklerini vurgulayan Sebha Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Masoud E. Alragig, “Gerçekleştirdiğimiz ziyaretle, bu etkileyici başarıları yerinde görme şansına eriştik. İmzaladığımız iş birliği protokolüne hemen işlerlik kazandırarak Yakın Doğu Üniversitesi ile her konuda iş birlikleri geliştirmek istiyoruz” ifadesini kullandı. Sebha Üniversitesi’nin Libya’nın en iyi ve en büyük üniversitesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Masoud E. Alragig, “Özellikle tıp ve mühendislik alanlarında Yakın Doğu Üniversitesi ile önemli iş birlikleri geliştirebileceğimize inanıyoruz. Öğrenci ve öğretim üyeleri değişim programları da iki kuruma güç katacak” değerlendirmesini yaptı.

2022-2023 Bahar Dönemi YDÜ Lisansüstü Burs Başvuruları

2022-2023 Akademik Yılı Bahar döneminde, Yakın Doğu Üniversitesi olarak aday öğrencilerimize tüm yüksek lisans ve doktora programları için yapacakları başvurularda burs imkânı sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz! Bahar dönemi Lisansüstü burs başvuruları  02 Ocak 2023 tarihinde başlayıp, 15 Şubat 2023 sona erecektir. Burs başvuru sonuçları ise en geç 17 Şubat 2023 tarihinde açıklanmaya başlayacaktır. Yüksek lisans ve doktora programlarına başvuru yapacak olan aday öğrencilerimize 100%’e kadar burs imkânı sunulacaktır. Tezli veya tezsiz tüm yüksek lisans ve doktora programları için geçerlidir. Burs başvuru sürecini başlatmak için aşağıda belirtilen belgelerle birlikte [email protected] e-posta adresine, e-posta konu kısmına “ISOSH-2023S” kodu yazıp e-posta gönderebilirsiniz. To: [email protected] E-posta konu kısmına: ISOSH-2023S Yüksek Lisans programına burs başvurusu yapmak için gerekli olan belgeler: Lisans diploma ve transkript kopyası ALES sonuç belgesi (TC uyruklu öğrenciler) Kimlik ya da pasaport kopyası Referans mektubu (Mevcut Varsa) Başvuru Formu Yüksek Lisans programları için Burs içerikleri ile ilgili kısa bilgi aşağıdaki gibidir: Burslar; ders ücretini kapsamaktadır Burslar Öğrenci Hizmetleri Fonu (Sosyal Etkinlik Ücreti) , bölüm katkı ücreti ve tez ücretlerini, bilimsel hazırlık dersleri, İngilizce/Türkçe hazırlık program ücretini kapsamamaktadır. Bursun geçerlilik süresi yalnızca 2 yıldır. Eğitim süresinin 2 yılı aşması durumunda, öğrenci gerekli burssuz ücreti ödemekle yükümlüdür. Yayın İndirimi  Programa kayıt olduktan sonra Yakın Doğu Üniversitesi adresiyle, WOS veya Scopus’ta taranan dergilerde yayımlanan her makale için hak edilen burs oranı çerçevesinde yapılacak geriye kalan ödemeye %5 indirim uygulanır. İndirim öğrencinin Tez Danışmanı dışındaki Yakın Doğu’lu yazar sayısına bölünür. Doktora programına burs başvurusu yapmak için gerekli olan belgeler: Lisans diploma ve transkript kopyası Yüksek lisans diploma ve transkript kopyası ALES sonuç belgesi (TC uyruklu öğrenciler için en az 55 puan) Kimlik ya da pasaport kopyası Referans mektubu (varsa) CV Başvuru Formu Doktora programları için burs ile ilgili kısa bilgi aşağıdaki gibidir: Burslar ders ücretini kapsamaktadır Burslar Öğrenci Hizmetleri Fonu (Sosyal Etkinlik Ücreti), bölüm katkı ücreti ve tez ücretlerini, bilimsel hazırlık dersleri, İngilizce/Türkçe hazırlık program ücretini kapsamamaktadır. Bursun geçerlilik süresi yalnızca 4 yıldır. Eğitim süresinin 4 yılı aşması durumunda, öğrenci burssuz ücreti ödemekle yükümlüdür. Yayın İndirimi  Programa kayıt olduktan sonra Yakın Doğu Üniversitesi adresiyle, WOS veya Scopus’ta taranan dergilerde yayımlanan her makale için hak edilen burs oranı çerçevesinde yapılacak geriye kalan ödemeye %5 indirim uygulanır. İndirim öğrencinin Tez Danışmanı dışındaki Yakın Doğu’lu yazar sayısına bölünür. Program Listesi

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlıkta Yöneylem Araştırma Merkezi, SOS Çocuk Köyü Derneği’nde Eğitim Alan Çocuk ve Gençlere Gönüllü Yapay Zeka Ve Kodlama Eğitimi Verecek

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlıkta Yöneylem Araştırma Merkezi, SOS Çocukköyü Derneği ile imzalanan iş birliği protokolü kapsamında SOS Çocukköyü Derneği’nde eğitim alan çocuk ve gençlere gönüllü yapay zeka ve kodlama eğitimi verecek. Yakın Doğu Üniversitesi Mükemmeliyet Merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Sağlıkta Yöneylem Araştırma Merkezi, yapay zeka desteği ile çoklu karar alma modelini sağlıkla ilgili pek çok sürece uygulayarak hangi hastaya hangi ilacın uygun olduğunun belirlenmesinden, hastanelerde kullanılacak cihazların seçimine kadar çok geniş bir yelpazede çalışmalar sürdürüyor. Yürüttüğü bilimsel çalışmaların yanı sıra Yakın Doğu Üniversitesi’nin kuruluş vizyonu çerçevesinde sosyal sorumluluk projelerinde de yer alan Sağlıkta Yöneylem Araştırma Merkezi, imzalanan iş birliği protokolü kapsamında SOS Çocuk Köyü Derneği’nde eğitim alan çocuk ve gençlere gönüllü yapay zeka ve kodlama eğitiminin yanı sıra yabancı dil ve matematik eğitimi de verecek. Yakın Doğu Üniversitesi Sağlıkta Yöneylem Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Dilber Uzun Özşahin ile SOS Çocuk Köyü Derneği Program Müdürü Ahmet Akarsu’nun imzaladığı iş birliği protokolü imza törenine, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ile SOS Çocuk Köyü Derneği Kurumsal İletişim Koordinatörü Simge Özkan ve SOS Çocuk Köyü Derneği eğitimcisi Bora Liman da katıldı. Doç. Dr. Dilber Uzun Özşahin: “Yapay zeka, kodlama, yabancı dil ve matematik alanları çocukların gelişimi için çağımızın temel yapı taşlarını oluşturuyor.” Yakın Doğu Üniversitesi Sağlıkta Yöneylem Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Dilber Uzun Özşahin, yapay zeka, kodlama, yabancı dil ve matematik alanlarının çocukların gelişimi için çağımızın temel yapı taşlarını oluşturduğunu vurgulayarak, Yakın Doğu Üniversitesi Sağlıkta Yöneylem Araştırma Merkezi’nin bu alanlarda önemli birikimleri olan uzmanlarının tecrübelerini gönüllü olarak SOS Çocuk Köyü Derneği’nde eğitim alan çocuk ve gençlere aktaracağını söyledi. Hayata geçirdikleri bilimsel araştırma ve projelerle toplum sağlığına katkı sunmaya devam edeceklerini söyleyen Doç. Dr. Dilber Uzun Özşahin, “Bilimsel çalışmalarımızı sürdürürken yer aldığımız sosyal sorumluluk projeleri ile de ürettiğimiz toplumsal faydayı büyütmeyi amaçlıyoruz” ifadesini kullandı.

Yakın Doğu Üniversitesi Ev Sahipliğinde Dünyadan 40 Üniversitenin Desteği ile Düzenlenen “Kıbrıs Sorunu: Çevresel Zorluklar ve Enerji Güvenliği” Konferansında 200’e Yakın Katılımcı Doğu Akdeniz’deki Enerji Politikalarını Ele Aldı

Yakın Doğu Üniversitesi İnşaat ve Çevre Mühendisliği Fakültesi ev sahipliğinde bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen “Kıbrıs Sorunu: Çevresel Zorluklar ve Enerji Güvenliği” yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Dünyadan 40 üniversitenin desteği ile yapılan uluslararası konferans, bilim insanları, siyasetçiler, bürokratlar, emekli generaller/amiraller ve enerji uzmanlarından oluşan 200’e yakın katılımcıyı bir araya getirdi. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen konferansta, üç gün boyunca Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliği sorunlarına ve enerji güvenliğinin politik ekonomisi ile ulusal/uluslararası güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiye ve bu dengede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin önemli konular ele alındı. Türkiye ve KKTC başta olmak üzere aralarında ABD, Çin, Rusya, İsrail, Kanada, İngiltere, Fransa, Azerbaycan, Lübnan, Libya, Güney Afrika, Pakistan, Cezayir, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Hırvatistan ve Endonezya gibi pek çok ülkeden temsilcinin yer aldığı uluslararası konferansın açılış konuşmalarını KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mücahit Demirtaş, Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Başkanı Müstafi Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı, Tarım ve Orman Eski Bakan Yardımcısı Akif Özkaldı, Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı ve Türkiye Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Aygün Attar, KKTC Bilgi Teknolojileri Haberleşme Kurumu Başkanı Kadri Bürüncük, Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Genel Başkan Tunç Adanır, Türkiye Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Kıbrıs Türk Enerji Verimliliği Derneği Başkanı Görkem Çelik, Enerji Politikaları Uzmanı Necdet Pamir ve Yakın Doğu Üniversitesi İnşaat ve Çevre Mühendisliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş yaptı. Konferansın kapanış konuşmalarını ise KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu gerçekleştirdi. Kapanışta ayrıca, Konferans Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş konferansın sonuç bildirgesini katılımcılarla paylaştı. Bilim insanları, siyasetçiler, bürokratlar, emekli generaller, amiraller ve enerji uzmanlarından oluşan pek çok kişinin katıldığı konferansta Doğu Akdeniz ve KKTC odağında güncel enerji ve çevre sorunlarına geniş bir perspektifte bakılarak önemli bir vizyon çalışmasına imza atıldı. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar: “Dünyanın, Kıbrıs sorunu olarak adlandırdığı konu özünde bir egemenlik mücadelesidir.” Yakın Doğu Üniversitesi’nde üç gün süren “Kıbrıs Sorunu: Çevresel Zorluklar ve Enerji Güvenliği” konferansında çevre ve enerji ile ilgili önemli konuların ele alındığını ifade eden KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, dünyanın, Kıbrıs sorunu olarak adlandırdığı konunun, özünde bir egemenlik mücadelesi olduğunu vurguladı. Kıbrıs’ta yaşanan politik mücadelelerin tarihine değinen Cumhurbaşkanı Tatar, “Kıbrıs Türkleri, Rumlar tarafından yaşatılan ağır olayların ardından kendi devletlerini kurmak zorunda kalmıştır” dedi. Rusya-Ukrayna savaşının ardından dünyada global dengelerin ve uluslararası ilişkilerin yeniden yapılandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Tatar, “Yaşanan gelişmeler; jeopolitik ve jeoekonomik konumu ve sahip olduğu doğalgaz potansiyeli ile Kıbrıs adasının önemini artırmış, KKTC de ana aktörlerden biri haline gelmiştir; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak, ana vatanımız ve garantör ülkemiz Türkiye ile birlikte bölgedeki Türk çıkarlarını korumak için çalışıyoruz” ifadesini kullandı. Tatar sözlerine “Kıbrıs Rum tarafının, büyük uluslararası şirketlerle, Kıbrıs adası etrafındaki denizlerdeki enerji kaynaklarının tanınmış bir devlete ait olduğu argümanıyla birçok anlaşma yaptığını görüyoruz; 1960 Anlaşmasına göre Kıbrıs Rumları ile eşit haklara ve egemenliğe sahibiz. Bu nedenle biz de anavatan Türkiye ile birlikte arama yapma haklarına sahibiz” şeklinde devam etti. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Bölgedeki ve dünyadaki gelişmelerin yeni bir bakış açısıyla tartışıldığı bu değerli konferansı düzenlediği için Yakın Doğu Üniversitesi’ne teşekkür ediyorum” sözleriyle sözlerini sonlandırdı. Olgun Amcaoğlu: “Stratejik enerji planı, ihracat strateji eylem planı ve sanayi strateji eylem planı gibi birtakım adımları atmak durumundayız.” Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen “Kıbrıs Sorunu: Çevresel Zorluklar ve Enerji Güvenliği Konfreansı”nın kapanışında konuşan KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu konuşmasına, “Ekonomi ve Enerji Bakanı olarak bu kapsamlı ve geniş konferansa katılarak, enerji güvenliğiyle ilgili bilgiler vermekten mutluluk duyuyorum” sözleri ile başladı. Pandemi dönemine ve yakın zamanda meydana gelen Ukrayna-Rus Savaşına değinen Bakan Amcaoğlu, yaşanan olumsuz olayların birtakım olumsuz sonuçlar doğurduğunu söyledi. Antalya’da katıldıkları enerji zirvesinden bahseden Bakan Amcaoğlu, “Doğu Akdeniz’in ortasında verilen mücadele ve Mavi Vatan için ortaya koyduğumuz düşünceler akabinde Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte omuz omuza attığımız adımlar güzel sonuçlar ortaya koyacaktır” dedi. KKTC İçmesuyu Temin Projesi’nden bahseden Bakan Amcaoğlu, “Yüzyılın projesi olan KKTC İçmesuyu Temin Projesi ve bu noktadan sonra enerji noktasında hayata geçirilecek olan tüm projeler, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte KKTC’nin önemini bir kat daha arttırmıştır; Atatürk’ün de 1937’de ifade ettiği şekilde, KKTC’nin üzerinde yaşayan Türk halkının bir sıkıntı yaşaması ve ikmal yollarının kapanması Türkiye Cumhuriyeti için kabul edilemezdir.” ifadelerini kullandı. Bakan Amcaoğlu, “Ülkemizin enerji arz güvenliğini doğru şekilde şekillendirebilmeli ve 2030 yılından sonra fosil atıklarla üretimin olamayacağını bilerek, kendi arz güvenliğimizi sağlayarak, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte enterkonnekte olmanın şartlarını yerine getirerek haraket etmeliyiz. Dünya üzerinden şanslı ülkelerin başında geliyoruz. 333 güne yakın güneş görüyoruz. Maliyeti düşürerek kendi enerjimizi üretme şansına sahibiz. Bunun içinde tüm gücümüzle çalışıyoruz ve üretiyoruz” dedi. Bakan Amcaoğlu ayrıca, “Bakanlık olarak Enerji Dairesinin kurulumu ile ilgili çalışmaları, Enerji üst kurulu ile ilgili çalışmaları, Enerji verimliliği ve elektrikli araçlarla ilgili bütün mevzuat çalışmalarını bitirmiş ve Meclis komitelerine göndermiş bulunduklarını” ifade etti. Ayrıca, enerji arz talebi için bazı adımların hızlı bir şekilde ilerlemesi gerektiğini belirten Bakan Amcaoğlu, “Hızlı ve sağlam ilerleyebilmek için stratejik enerji planı, ihracat strateji eylem planı ve sanayi strateji eylem planı gibi planları yapamazsak kendi kendine yetebilen bir ülke iken kendi kendine yetemeyen bir ülke haline geleceğimiz ve kendi insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılayamayacağımız ortadadır” dedi. Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş: “KKTC’nin kara, deniz ve hava egemenliğinin tanınması, Doğu Akdeniz’de Türk hukuki ve siyasi haklarının savunulması için elzemdir ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın atacağı yayılmacı adımı engellemenin tek yoludur.” Konferans Başkanı ve Yakın Doğu Üniversitesi İnşaat ve Çevre Mühendisliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş ise üç gün süren konferansta yapılan sunum ve tartışmalardan çıkarılan sonuç ve tavsiyeleri aktardı. Yakın Doğu Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen konferansa 80 konuşmacı ve 100’ün üzerinde araştırmacı ve uzmanın katıldığını söyleyen Prof. Dr. Gökçekuş, “Dünya çapında 40’ın üzerinde üniversite ve kurumun desteğiyle düzenlediğimiz konferansta, Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliği sorunları, enerji güvenliğinin ekonomi politiği ile ulusal güvenlik arasındaki karşılıklı ilişki ve Türkiye ve KKTC’nin rolüne ilişkin önemli konuları masaya yatırdık” ifadesini kullandı. İklim değişikliği ile enerji kıtlığı arasındaki ilişkiyi de değerlendirdiklerini söyleyen Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş, iklim değişikliğinin etkisini azaltmaya yönelik önerilerle Doğu Akdeniz’deki enerji kıtlığını çözmek için alternatif çözümler üretmek için de oldukça verimli tartışmalar yürütüldüğünü söyledi. Doğu Akdeniz’in hidrokarbon kaynakları açısından her zaman zengin bir bölge olarak düşünüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Gökçekuş, “Doğu Akdeniz’de gaz rezervlerinin keşfedilmesi, bölgedeki ekonomik, jeopolitik ve siyasi dengeler üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle coşkulu tepkilerle karşılandı” dedi. “KKTC, stratejik konumu, enerji potansiyeli, canlı ve cansız kaynakları ve son derece önemli ticaret yolları üzerindeki konumu ile Akdeniz bölgesinde çok önemli bir role sahiptir. Ayrıca doğal gaz açısından da çok önemli bir güzergâh üzerindedir. Bu durum KKTC’yi enerji kaynakları açısından küresel güçlerin rekabet alanlarından biri haline getirmiştir” ifadesini kullandı. Doğu Akdeniz’de 2009’dan bu yana İsrail, Kıbrıs ve Mısır açıklarında (Leviathan, Tamar, Afrodit ve Zohr sahaları) bir dizi büyük ölçekli enerji kaynağı keşfi yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Gökçekuş, konferans boyunca vurgulanan önemli tezlerden birinin de “KKTC’nin kara, deniz ve hava egemenliğinin tanınması” olduğunu söyledi. Prof. Dr. Gökçekuş, “Bu, Doğu Akdeniz’de Türk hukuki ve siyasi haklarının savunulması için elzemdir ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın atacağı yayılmacı adımı engellemenin tek yoludur” dedi. Jeopolitik gerilimlerin, enerji güvenliğinin dünyada kritik bir sorun olmaya devam ettiğini açıkça hatırlattığını söyleyen Prof. Dr. Gökçekuş, “İklim değişikliği ve enerji güvenliği küresel kaygılardır ve her ikisi de dünya genelindeki kamu politikası söylemlerinde rutin olarak yer almaktadır. Enerji güvenliği ve iklim değişikliği, enerji sektöründeki politikaları, düzenlemeleri ve yatırımları etkileyen giderek daha kritik faktörler haline geliyor. İki konu arasında pek çok potansiyel sinerji olsa da, bunlar aynı zamanda çelişkili önerilerle sonuçlanabiliyor. İklim değişikliği, yakıt tedarikini, enerji üretimini ve ayrıca mevcut ve gelecekteki enerji altyapısının fiziksel dayanıklılığını doğrudan etkiliyor. Sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar halihazırda mevcut enerji üretimini baskı altına alıyor ve fosil yakıt emisyonlarını azaltmayı daha da önemli hale getiriyor. Diğer yandan hızla büyüyen küresel enerji ihtiyacı, enerji arz güvenliği ve iklim değişikliği konusundaki endişeleri artırıyor. İki konuyu ele alan politikalar bazen birbiri ile çelişse de teknoloji inovasyonu, özellikle alternatif enerjide, her iki konuyu da ele almak için bir kazan-kazan çözümü sağlayabilir” ifadelerini kullandı. Su ve enerji konularının da birlikte ele alınması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Gökçekuş, “Bu kaynaklar temel olarak iç içedir. Enerji, suyu güvence altına almak, iletmek, arıtmak ve dağıtmak için kullanılırken; su, enerjiyi geliştirmek, işlemek ve iletmek için kullanılır. Dolayısıyla bu iki konunun birlikte ele alınması elzemdir” değerlendirmesini yaptı. Prof. Dr. Gökçekuş konuşmasının sonunda “Kıbrıs Sorunu: Çevresel Zorluklar ve Enerji Güvenliği” konferansının tüm katılımcı ve paydaşlarına teşekkür ederek, üç gün süren çok başarılı bir vizyon çalışması gerçekleştirdiklerini” vurguladı. Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin: “Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının bulunması bölgenin jeopolitik ve güvenlik dinamiklerini değiştirmiştir.” Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay İstihbarat Eski Başkan emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ise “Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının bulunması bölgenin jeopolitik ve güvenlik dinamiklerini değiştirmiştir” ifadesini kullandı. “Doğu Akdeniz giderek yükselen bir şekilde Türkiye’nin güvenlik politikalarını etkilemektedir. Mavi Vatan ve Münhasır Ekonomik Bölge çok önemlidir” diyen emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, “Türk Deniz Kuvvetleri Mavi Vatan’ın savunmasında gelişmiş silah sistemlerine sahip olmaktadır. Bunların en önemlileri olarak Hava Savunma Fırkateyni, Havadan Bağımsız denizaltı ve TCG Anadolu sayılabilir” ifadesini kullandı. Prof. Dr. Hüseyin Işıksal: “Türkiye; Doğu Akdeniz’de denize en fazla kıyısı olan devlet olmasına rağmen jeopolitik ve hidrokarbon denkleminden çıkarılmak istenmektedir.” KKTC Cumhurbaşkanlığı Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı ve Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Işıksal ise Doğu Akdeniz’deki yetki alanları konusuna değinerek, “Akdeniz’in yarı kapalı deniz olma özelliğinden dolayı, Uluslararası anlaşmalara göre, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarını belirlerken hiçbir devleti dışlayamazsınız. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması tüm ilgili devletlerin kabulü ile gerçekleşmelidir. Buna karşılık, Türkiye; Doğu Akdeniz’de denize en fazla kıyısı olan devlet olmasına rağmen jeopolitik ve hidrokarbon denkleminden çıkarılmak istenmektedir” ifadesini kullandı. “Yunanistan; deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Girit Adası güneyi, Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarında Türkiye’nin kıta sahanlığı haklarını yok saymaktadır” diyen Prof. Dr. Işıksal, “Türkiye’nin tezlerine göre KKTC’nin de Kıbrıs adasının deniz yetki alanlarında hakkı vardır. Bu kapsamda Türkiye Kıbrıs Rum Kesimi-Mısır, Kıbrıs Rum Kesimi-Lübnan arasındaki anlaşmaları tanımamaktadır. Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Deniz Hukuku Mahkeme’sinde Nikaragua-Kolombiya, Romanya-Ukrayna, Miyammar ve Bengaldeş arasındaki davalar Türkiye-Yunanistan arasındaki soruna benzer özellikler taşımaktadır ve bu davalarda verilen kararlar Türkiye’nin hukuki ve siyasi tezlerini destekler niteliktedir” ifadesini kullandı. KKTC’nin, bu yıl içerisinde Türk Devletleri Teşkilatı tarafından Gözlemci Üye olarak kabul edildiğini de hatırlatan Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, bu gelişmenin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta adil ve sürdürülebilinir bir çözüm için bir temel oluşturulabileceğini vurguladı. Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, “KKTC, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne 1 Temmuz 2022’de, iş birliği konusunda altı maddelik bir öneri götürmüştür. Bunun ilk maddesi, açık deniz alanlarında hidrokarbon aktiviteleri ile bunun gelirinin ortak paylaşılmasının, eşit sayıda temsilciden oluşan bir komisyon tarafından belirlenmesini içermektedir. Tekliflerin tümü incelendiğinde önerilerin bir kazan-kazan yaklaşımı içerdiği görülmektedir. Böylelikle adadaki barış aynı zamanda Doğu Akdeniz’de ve bölgede sorunların çözümünde bir katalizör görevi görecektir” ifadesini kullandı. Ergun Olgun: “BM Genel Sekreteri’nin de kaynakların iki tarafça ortak sahipliği konusunu belirtmesine rağmen GKRY bu kaynakların tek sahibi olduğunu iddia etmektedir.” KKTC Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi Ergun Olgun ise “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Türkler ve Rumlar ortak olarak kurmalarına rağmen, Rumlar adanın kendine ait olduğunu iddia ettiler ve Kıbrıs Sorunu’nun temelini bu iddia oluşturuyor. Bu kapsamda, eğer Kıbrıs’taki bu temel sorun çözülmezse ve eşit haklara saygı gösterilmezse Kıbrıs sorunu yaşamaya ve Doğu Akdeniz’de olumsuz bir etki yaratmaya devam edecektir” sözleriyle başladığı konuşmasına “Adada sadece siyasi değil diğer zorluklarla da karşı karşıyayız. Kıbrıs’ta her iki tarafı da etkileyen düzensiz göçmenler, karbondioksit yayılımı ile bağlantılı çevre sorunları ve daha fazla bekleyemeyecek enerji sorunlarının çözümüne ihtiyaç vardır” sözleriyle devam etti. “AB, 2050’ye kadar enerji kaynaklarının yenilenebilir enerjiye dönüşmesini planlamaktadır. Bu anlamda; ilk olarak birleşik hareket edilerek, Mısır, İsrail ve Kıbrıs Adasına ait Doğu Akdeniz doğal gaz kaynakları AB’nin enerji ihtiyacının bir kısmını karşılayabilir, ikinci olarak ise İsrail, Mısır, KKTC ve GKRY birlikte hareket ederek güneş enerjisini AB’nin elektrik sistemine bağlayabilir. Elbette bütün bunlar Mısır, İsrail, KKTC ve GKRY’nin kurumlarının birlikte hareket etmesiyle ve karşılıklı güvenle sağlanabilir” diyen Olgun, “KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 2022’de 1 ve 6 Temmuz’da GKRY’ye altı teklif yaptı. Bu konular açık deniz alanlarında çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarının çıkarılması konusunda iş birliği ve güneş enerji kaynakları konusunda iş birliği konularını içermektedir. Çünkü ada çevresinde çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarının ortak sahipleri GKRY ve KKTC’dir. BM Genel Sekreteri’nin de kaynakların iki tarafça ortak sahipliği konusunu belirtmesine rağmen GKRY bu kaynakların tek sahibi olduğunu belirtmektedir” ifadesini kullandı. Prof. Dr. Yalçın Sarıkaya: “Doğu Akdeniz’de İsrail-Filistin ve Lübnan’ın yetki alanlarında bulunan zengin doğal gaz kaynaklarının uluslararası piyasalara iletilmesi için en ideal coğrafya yine Anadolu coğrafyasıdır.” Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Sarıkaya ise hidrokarbon kaynakların toplam değerinde anlamlı bir gerilemenin henüz yaşanmadığını vurgulayarak, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Doğu Akdeniz ve Hazar Havzasının önem kazandığını söyledi. Prof. Dr. Yalçın Sarıkaya, “2018’de Hazar Devletleri sınır sorunlarını çözmüş; 2020’de Azerbaycan toprak bütünlüğünü sağlamıştır. Bunlara bağlı olarak bölge devletleri arasında yeni işbirliği imkanları doğmuştur. Özbekistan ve Türkmenistan’ın Türk Devletleri Teşkilatına tam üyelikleri bölgede çok güçlü bir hat meydana getirmiştir. Doğu Akdeniz kaynaklarının güvenli ve ekonomik ulaştırılması da Doğu Akdeniz’in bu hatla eklemlenmesiyle mümkün olacaktır” ifadesini kullandı. “Doğu Akdeniz’de İsrail-Filistin ve Lübnan’ın yetki alanlarında bulunan zengin doğal gaz kaynaklarının uluslararası piyasalara iletilmesi için en ideal coğrafya yine Anadolu coğrafyasıdır” diyen Prof. Dr. Sarıkaya, “İsrail ve Mısır gazının da İskenderun Körfezi’nden dünya pazarına iletilmesi, bu devletlere AB pazarına ulaşma imkanını verecektir. Böylece Azeri petrolünün en önemli müşterisi olan İsrail, Hazar-Akdeniz bağının güneyini temsil edecektir” dedi. Prof. Dr. Soyalp Tamçelik: “Deniz yetki alanlarında yaşanan sıkıntıları sadece Güney Kıbrıs, KKTC ve Yunanistan açısından değerlendirmek gibi bir yanlışa düşmememiz gerekir.” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İkti̇sadi̇ ve İdari̇ Bi̇li̇mler Fakültesi̇ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soyalp Tamçelik ise “Kıbrıs meselesinde muhataplarımız Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İngiltere olsa da diğer aktörlerin Doğu Akdeniz’den hak talep etmesi nedeniyle ODAK (Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs.) doktrinine ihtiyaç duyulmaktadır” dedi. “Türkiye’nin Kıbrıs’tan ve enerji politikasından aldığı ciddi tehditler bulunmaktadır. Bu nedenle bu bölgeleri ayrıştırmaktan çok birleştirmek daha uygun olacaktır. Çünkü Türkiye’nin salt çıkarlarını bölgesel okumak daha sağlıklı olacaktır” diyen Prof. Dr. Tamçelik, “Türkiye, dış politika araçlarını ve siyasasını çeşitlendirmek zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde olaylar ister istemez; tedirginliğe, tehdide, korkuya ve travmaya evrilebilir” dedi. Prof. Dr. Soyalp Tamçelik, “Deniz yetki alanlarında yaşanan sıkıntıları sadece Güney Kıbrıs, KKTC ve Yunanistan açısından değerlendirmek gibi bir yanlışa düşmememiz gerekir. Orta Doğu’daki karasal devletler de Doğu Akdeniz’deki deniz kütlesinden hak iddia etmektedir. Bu anlamda, Orta Doğu’daki sorun bir ölçüde Doğu Akdeniz’e de aktarılmıştır. Doğu Akdeniz sorunu bir ölçüde Orta Doğululaştı, genişletildi ve bir ölçüde AB de işin içine çekildi. Bu nedenle Türk dış politikasını salt Doğu Akdeniz ve Kıbrıs üzerinden okumak doğru olmayacaktır” ifadesini kullandı. Dr. Nir Boms: “KKTC üzerinden boru hatlarıyla İsrail’e ek gaz gönderilmesi kazan kazan senaryosu yaratacaktır.” İsrail Tel Aviv Üniversitesi ve Moşe Dayan Enstitüsü’nden Dr. Nir Boms, İsrail ve Lübnan arasında yapılan deniz yetki alanları sınır anlaşması hakkında konuştu. Bu anlaşmanın bir kazan-kazan anlaşması olduğunu vurgulayan Dr. Boms, anlaşmayı “Lübnan ve İsrail deniz yetki alanları sınır anlaşması diğer barışçıl anlaşmalar için öncü oldu” sözleriyle değerlendirdi. Öte yandan Dr. Nir Boms, kendisine yöneltilen “Yakın bir gelecekte İsrail’in Lübnan ile yaptığı diplomasi tekniğini kullanarak KKTC ile deniz yetki alanları ile ilgili görüşme yapabileceğini düşünüyor musunuz?” sorusuna şu şekilde cevap verdi: “Bu basit bir konu değil. Bu nedenle sadece KKTC ile değil bölgedeki diğer paydaşların da katılımıyla enerji konusunda görüşmelerin yapılması kazan kazan sonucu yaratacaktır. KKTC üzerinden boru hatlarıyla İsrail’e ek gaz gönderilmesi kazan kazan senaryosu yaratacaktır.” Yrd. Doç. Dr. Bülent Şenses: “Azerbaycan gazı, Kazakistan petolü ve tahılının Orta Doğu ile paylaşılması bu bölgede ortaya çıkması muhtemel sosyopolitik düzensizliklere engel olabilir. KKTC bu kaynakların Orta Doğu’ya aktarılması için en uygun adreslerden biridir.” Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Emekli Dz. Kur. Alb. Yrd. Doç. Dr. Bülent Şenses ise Doğu Akdeniz’deki enerji dengesine Rusya üzerinden baktı. Bölgedeki dengeleri önemli ölçüde değiştiren Rusya-Ukrayna savaşına da değinen Yrd. Doç. Dr. Bülent Şenses, “Rusya Federasyonu’nun siyasi hedeflerine ulaşmadan savaşı sona erdirmesi imkânsız görünüyor. Aynı şey Ukrayna için de geçerli. Bu nedenle Rusya-Ukrayna savaşının kısa sürede bitmeyeceği öngörülebilir. Öte yandan, Savaş süresince Rusya Federasyonu’nun Ukrayna limanlarına uyguladığı ablukayı sürdürmesi beklenmelidir.” ifadesini kullandı. Bunların yanı sıra, “Azerbaycan gazı, Kazakistan petrolü ve tahılının Orta Doğu ile paylaşılması bu bölgede ortaya çıkması muhtemel sosyopolitik düzensizliklere engel olabilir. KKTC bu kaynakların Orta Doğu’ya aktarılması için en uygun adreslerden biridir” ifadesini kullanan Yrd. Doç. Dr. Bülent Şenses, “Petrolün klasik boru hatları ile tahılın ise pinomatik boru hatları ile KKTC üzerinden İsrail ve Orta Doğu Devletlerine aktarılmasıyla, bölge devletlerinin ekonomik ve sosyopolitik sorunları azaltılabilinir.” ifadesini kullandı. Prof. Dr. Hasan Ünal: “Türkiye-Mısır ilişkileri tam olarak düzelmese bile Mısır, deniz yetki alanlarını belirlerken Türk deniz yetki alanlarını dikkate aldı. Bu önemli bir göstergedir.” Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve KKTC Cumhurbaşkanlığı Uluslararası İlişkiler Komitesi üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal ise Türkiye-Mısır ilişkilerine değinerek, “Türkiye-Mısır ilişkileri tam olarak düzelmese bile Mısır, deniz yetki alanlarını belirlerken Türk deniz yetki alanlarını dikkate aldı. Bu önemli bir göstergedir” dedi. “İsrail-Türkiye ilişkileri açısından en kolay enerji transfer yolu İsrail-Türkiye boru hattıdır” diyen Prof. Dr. Ünal, “Şu anda Ankara’nın hem Rusya Federasyonu, hem NATO hem de Türki Cumhuriyetlerle ilişkisi çok iyi. Ayrıca Türk ordusu şu anda savaş tecrübesi olarak çok iyi durumda. Bu nedenle çok kutuplu dünyada Türk dışişleri politikası iyi bir örnek halini almış durumda” ifadesini kullandı. Prof. Dr. İlyas Topsakal: “Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri, devam ettirebilecek köklü stratejiler uygulamalı.” İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlyas Topsakal ise konferanstaki konuşmasına “Bugün, özellikle Doğu Akdeniz’in dünyadaki değişen enerji sektöründeki yeri hakkında bilgi alışverişi yaparken bir yandan da Doğu Akdeniz’in çevresindeki ülkelerin de neyi nasıl karşılayabileceğini tartışacağız” sözleri ile başladı. Dünyanın büyük bir düzensizliğe doğru gittiğini söyleyen Prof. Dr. İlyas Topsakal, “Bu düzensizliği büyük devletlerin her yıl yayınladığı güvenlik strateji belgelerinden takip edebiliyoruz” dedi. “Türkiye’nin de 2023 yılında kendi stratejisini yaratması gerekiyor” ifadelerini kullanan Prof. Dr. İlyas Topsakal, bu konu hakkındaki çalışmalarından bahsederek “Bu konuda ‘Türkiye’nin Büyük Stratejisi’ ve ‘Türk Kuşağı’ konulu çalışmalar yaptık” dedi. Doğu Akdeniz meselesinin Türkiye için, yeni dünya içerisinde önemli bir kırmızı alan olduğunu söyleyen Prof. Dr. Topsakal, “Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri’nin devam ettirebilecek köklü stratejiler uygulaması gerektiğini düşünüyorum” dedi. Dursun Yıldız: “Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki iklim değişikliğinin etkileri belirli bir noktada birleşiyor ve siyasi gerilimler, sosyal eşitsizlikler ve kaynaklara sınırlı erişim gibi zorluklar ortaya çıkıyor.” Konferansta, “Doğu Akdeniz’de artan su güvenliği sorunları” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Su Politikaları Derneği Kurucu Üyesi ve Başkanı Dursun Yıldız, “Doğu Akdeniz; hidrokarbon kaynaklarının araştırılması ve işletilmesi, iklim değişikliği ve su güvenliği, değişen bölgesel jeopolitik dinamikler gibi bazı temek zoruluklarla karşı karşıya kalıyor” dedi. Doğu Akdeniz’de iklim, jeopolitik, hidropolitik, enerji politikası ve güvenlik mimarisi gibi alanlarda dengelerin gün geçtikçe değişiklik gösterdiğini söyleyen Dursun Yıldız, “Doğu Akdeniz, dünyanın diğer yerleşim yerlerinden daha hızlı ısınan ve iklim olarak daha sıcak bölgesidir. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki iklim değişikliğinin etkileri belirli bir noktada birleşiyor ve siyasi gerilimler, sosyal eşitsizlikler ve kaynaklara sınırlı erişim gibi zorluklar ortaya çıkıyor” dedi. Doğu Akdeniz tarihinde su sorununun her zaman değişmez bir problem olduğunu söyleyen Dursun Yıldız, “Bu bölgede sıcaklık artışının dünya ortalamasından yüzde 20 daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Artan tüketimle birlikte iklim değişikliğinin etkileri altında, su güvenliği ve gıda güvenliği sorunları da yüksek miktarda karşımıza çıkmaya başladı” ifadelerini kullandı. Dr. Amit Mor: “İsrail, Türkiye’ye satabilecek kadar gaza sahip değil.” Konferansta yer alan bir diğer İsrailli enerji uzmanı Dr. Amit Mor ise İsrail’in bölgedeki rolü ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. Eco Energy CEO’su da olan Dr. Mor, Lübnan ve İsrail arasında imzalanan anlaşmanın ABD sayesinde yapıldığına işaret ederek, yakın zamanda Lübnan’a gaz satışına başlayacaklarını söyledi. Türkiye’ye gaz satışı yapamayacaklarını söyleyen Dr. Mor, bunun nedenini ise İsrail’in yeterli gaza sahip olmaması olarak açıkladı. Emekli Tuğgeneral Dr. Özgür Tör: “Sadece enerjinin çıkarılması değil buradan çıkarılan enerjinin güvenle intikal ettirilmesi için de Doğu Akdeniz’deki sorunların çözülmesi gerekiyor.” Emekli Tuğgeneral Dr. Özgür Tör ise Doğu Akdeniz’de hakkaniyetli bir çözümün önemine vurgu yaparak, “Sadece enerjinin çıkarılması değil buradan çıkarılan enerjinin güvenle intikal ettirilmesi için de Doğu Akdeniz’deki sorunların çözülmesi gerekiyor. Bu nedenle bazı ülkelerin de hakkaniyet ve teknik konular üzerinde durması gerekiyor. Bunu da batıdaki meslektaşlarımıza çok iyi anlatmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yılbaşı Sofralarının Çekiciliğine Kapılıp Sağlığınızı Riske Atmayın!

Yılbaşı gecesi deyince gözümüzde canlanan tanıdık görüntülerden biri de; görkemli yılbaşı sofralarıdır. Her çeşit kuruyemiş, cips, sıcak-soğuk içecekler, etli yemekler, zeytinyağlılar, tatlılar, meyveler, salatalar derken; gecenin ritmine kapılıp düzenli ve sağlıklı beslendiğiniz koca bir yılı sil baştan yaşamak zorunda kalmayın. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Gültaç Dayı Çamır, yılbaşı sofralarınızda sağlığınıza tehdit oluşturmayan, alternatif menüler ve sağlıklı beslenmenin altın kurallarını paylaştı. “Yılbaşı gecesinde her şeyi belirli bir ölçüde tüketmek ve sağlığımıza tehdit oluşturmayacak gıdaları tercih ederek geceyi sonlandırmak en doğrusu” diyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, “Bunun için geceye hafif ve mideyi yormayacak besinlerle başlamak gerekiyor. Çorba başlangıç için en doğru seçenektir. Ardından ana yemek yerine salatalar, zeytinyağlılar gibi, sindirimi kolay yiyeceklerle devam edilmelidir. Ana yemekte ise özellikle et ve et yemekleri ve aşırı yağlı gıdalar mümkün olduğunca az tercih edilmelidir. Ayrıca lif ve su oranı yüksek, şeker, yağ ve kalorisi az olan sebzeler tüketilmeli, bol meyve tercih edilmelidir. Tatlılar da hemen yemeğin üzerine değil birkaç saat sonra ara öğün gibi tüketilmelidir” ifadesini kullandı. Gün içinde nelere dikkat edilmeli? “Yılbaşı akşamı nasıl olsa fazla yemek yeneceği fikri ile gündüz hiçbir şey yememek en büyük yanlışlardan biridir” diyen Dayı, “Aç kalan bir vücut aldığı besinleri yakmak yerine bir sonraki açlıkta kullanmak üzere depolamak ister. Bu nedenle, güne kahvaltıyla başlamak çok önemlidir. Hafif bir öğle yemeği ve ara öğünlerle akşama hazırlık yapılabilir. Aralarda meyve tercih edilebilir. Öğle yemeğinde çorba, hafif bir sebze yemeği, yoğurt ve çok az pilav/makarna veya 1-2 dilim ekmek tercih edilebilir. Bisküvi, kurabiye, poğaça tarzı atıştırmalardan uzak kalın çünkü sizi daha çok acıktıracaktır” dedi. Açken alkol tüketmeyin! Yılbaşı akşamı en önemli konulardan biri de alkol tüketimidir. Bir kutlama akşamı olduğu için ve yemek masasında uzun kalındığı için alkol de yemek kadar fazla tüketilir. Bu durumun alınan kalori miktarını artıracağı için yılbaşı gecesi sonrası baş ağrısı, yorgunluk, mide ağrıları, bulantı, kusma, ağırlık hissi de ortaya çıkaracağını söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, “Kadınlar için en fazla 2 kadeh erkekler için de en fazla 3 kadeh gibi bir sınırlama faydalı olacaktır. Yılbaşı gecesi aç karnına alkol almayın. Aç karnına tek başına alınan alkol kan şekerinizin hızlı bir şekilde yükselip sonra hızlı bir şekilde düşmesine neden olur. Yemeklerle birlikte tüketilen alkol, kana daha yavaş karışır” dedi. Su tüketmeyi ihmal etmeyin, tatlı yerine meyve tüketin! Su tüketimine de dikkat çeken Gültaç Dayı Çamır, yılbaşı akşamı ve ertesi gün, su tüketiminin mutlaka artırılması gerektiğini söyledi. Dayı, “Yılbaşı akşamı sofrada ara ara, yudum yudum su içmek hem tokluk hissini arttırır hem de sindirim kolaylığı sağlar. Midenin çalışmasına ve yorulmamasına yardımcı olur” dedi. Tatlı tüketimine de dikkat edilmesi gerektiği uyarısını yapan Dayı, “Şerbetli hamur tatlıları yerine, sütlü tatlıları veya meyve tatlılarını, 1 porsiyonu geçmeyecek şekilde tercih edebilirsiniz. Tatlı yerine meyve tüketmeyi tercih edin” önerisinde bulundu. Meze tercihlerinize dikkat edin! “Mezelerinizde ise yoğurtlu, haşlanarak veya ızgara şeklinde hazırlanmış, az miktarda yağ içeren (tercihen zeytinyağı), sebze veya meyve içeren seçenekleri tercih edin” diyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Gültaç Dayı Çamır, “Mayonez veya krema içeren, kızartılarak hazırlanmış, hazırlandıktan sonra birkaç gün bekletilmiş mezelerden kesinlikle uzak durun. Çok tuzlu ve fazla kavrulmuş kuruyemişlerden özellikle uzak durun. Beyaz leblebi, diğerlerine göre oldukça masum bir seçenek. Tercih edebilirsiniz. Bunun haricinde; kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik, kuru dut, badem, fındık gibi yemişleri tercih edebilirsiniz. Ama tüketeceğiniz miktarlara dikkat edin” dedi. Yemek saatine dikkat! Yemek saati ile ilgili de uyarılarda bulunan Gültaç Dayı Çamır, “Yılbaşı yemeğinin saatini iyi ayarlayın. En geç 20.30’da yemeğe oturmuş olun ve yemeği 22.00 gibi bitirin. Bu saatten sonra taze veya kuru meyve haricindeki besinleri tüketmemeye gayret edin” ifadesini kullandı.

Venaseal Yöntemi ile Varislerden Ameliyatsız Kurtulmak Mümkün!

Biyolojik yapıştırma adıyla da bilinen Venaseal yöntemi ile anesteziye gerek kalmadan varislerden kurtulmak mümkün. Toplardamar genişlemesi olarak da bilinen varisler, ilerledikçe daha büyük bir sorun haline gelebiliyor. Estetik görünümde bozulmanın yanı sıra bacaklarda şişme, ağrı ya da kramp gibi şikayetler ile enfeksiyon, kanama ve ciltte ülser (yara) oluşumu gibi ciddi problemlere de neden olan varislerden ameliyatsız kurtulmak mümkün. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Barçın Özcem, dünyada en güncel ve en yenilikçi varis tedavisi olarak kabul edilen Venaseal yöntemi ile hastalara konforlu bir iyileşme seçeneği sunduklarını söylüyor. Venaseal yöntemi, biyolojik yapıştırma adıyla da biliniyor Günümüzde dünyada en güncel varis tedavi yöntemi olarak uygulanan Venaseal, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından da onaylanmış yeni bir ürün kullanımı ile gerçekleştiriliyor. Biyolojik yapıştırıcı özelliğe sahip ürünün temel maddesi ise hali hazırda kalp damar cerrahisinin bazı ameliyatlarında da doku yapıştırıcısı olarak kullanılıyor. Venaseal yöntemi, biyolojik yapıştırıcının varisli damar içerisine enjeksiyon ile verilerek, ven damarının yapıştırılarak kapatılması şeklinde uygulanıyor. Prof. Dr. Barçın Özcem: “Varis tedavilerinde artık ameliyatsız yenilikçi yöntemlerden yararlanıyoruz.” “Varis tedavisi denince akla ilk önce ameliyatla yapılan cerrahi tedavi yöntemleri gelse de, artık günümüzde kullanılan ameliyatsız ve robotik teknikler yeni ve giderek popülarite kazanan tedavi yöntemleri haline geldi” diyen Prof. Dr. Barçın Özcem, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde varis hastalığının tedavisinde yenilikçi yöntemlerden yararlanıldığını, ameliyat yönteminin mecbur kalınan çok az hastada uygulandığını ifade etti. Prof. Dr. Barçın Özcem Venaseal yönteminin uygulama şeklini, “Bu yöntem lazer ve radyofrekans yöntemleri gibi mutlaka ultrason eşliğinde uygulanması gereken bir işlemdir. Hastanın işlem öncesi mutlaka uygulayıcı hekim tarafından doppler ultrason ile ayrıntılı muayene edilmesi ve varisli damarların haritalandırılması gerekiyor. Varisli damarın içerisine yerleştirilen kateter yolundan yapıştırıcı madde enjekte edilerek, varisli damarın tedavisi sağlanıyor” sözleriyle açıklıyor. Venaseal yöntemi diğer yöntemlerden farklı olarak herhangi bir anestezi uygulaması gerektirmiyor. Estetik varis tedavisi yöntemi olarak da oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Uygulama sonrası işleme bağlı morluklar ve ağrı oluşmuyor. İşlem, genellikle 10-15 dakika sürüyor. Nadir de olsa, Venaseal yöntemi diğer yöntemlerle birlikte kombine edilerek kullanılabiliyor. Prof. Dr. Barçın Özcem Venaseal yönteminin diğer varis tedavilerine göre daha konforlu bir işlem olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Özcem, “Basit ve ayakta gerçekleştirilebilen Venaseal yöntemi ile anesteziye ihtiyaç olmuyor. Diğer ileri teknoloji yöntemlerden lazer ve radyofrekans uygulamalarına göre daha az ağrı ve morluk yaşanırken, daha hızlı iyileşme sağlanıyor. Yine klasik yöntemlere göre genellikle işlem sonrası bandaj ve varis çorabı ihtiyacı olmuyor” ifadelerini kullanıyor.

Yakın Doğu Üniversitesi’nde Düzenlenen Sempozyumda İyonize Radyasyonun İnsan Sağlığına Etkileri Masaya Yatırıldı

Yakın Doğu Üniversitesi Mükemmeliyet Merkezi – Doku Mühendisliği ve Biyomateryaller Araştırma Merkezi tarafından Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Meltem Nalça Andrieu başkanlığında düzenlenen “İyonlaştırıcı Radyasyon ve İnsan Sağlığına Etkileri Sempozyumu”nda özellikle sağlık için uygulanan görüntüleme tetkiklerinde maruz kalınan iyonizan radyasyonun insan sağlığına etkileri masaya yatırıldı. Konuyla ilgili bilgi kirliliğinin önlenmesi ve uzmanlar tarafından doğru bilgilerin verilmesi amacıyla üç oturumda gerçekleşen sempozyuma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’den pek çok bilim insanı sunum yaptı. Sempozyumun ilk oturumunda; Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Fizik Mühendisliği Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Bor “Düşük Seviyede İyonlaştırıcı Radyasyonun Sağlığa Etkisi” sunumunu yaparken Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Meltem Nalça Andrieu ise “İnsan ve Tümör Hücreleri ile İyonlaştırıcı Radyasyonun Radyobiyolojik Etkileşimi” konusunu ele aldı. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nden Uzman Doktor Yasemin Küçükçiloğlu ise radyasyondan korunma konusunda önemli bilgiler aktardı. Yakın Doğu Üniversitesi Nükleer Tıp ABD Başkanı Prof. Dr. Nuri Arslan başkanlığında düzenlenen ikinci oturumda ise Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nden Uzman Dr. Sinem Şığıt İkiz “Radyolojide İyonlaştırıcı Radyasyonun Hastane Kullanımı Derlemesi” konusunu ele aldı. Yakın Doğu Üniversitesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Uzman Dr. Hülya Efetürk ise “Nükleer Tıpta İyonlaştırıcı Radyasyonun Hastane Kullanımı Derlemesi” üzerine durdu. İkinci oturumun üçüncü sunumunu ise Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Anacak “Radyasyon Onkolojisinde İyonlaştırıcı Radyasyonun Kullanımı” konusu ile yaptı. İyonlaştırıcı radyasyon, veteriner hekimliği ve diş hekimliği açısından da ele alındı Sempozyumun son oturumunda ise Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Seyrek İntaş “Veteriner Tıpında Radyasyon Kullanımı” ve Prof. Dr. Dilek Arsoy “Veteriner Halk Sağlığı ve Nükleer Teknoloji” sunumları ile konunun veteriner hekimliği boyutunu değerlendirdi. Yakın Doğu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Gürkan Ünsal’ın yaptığı “İyonlaştırıcı Radyasyonun Diş Hekimliğinde Kullanımı” sunumu ile sempozyum tamamlanmış oldu. İyonize radyasyonun sağlık üzerindeki etkisini insan sağlığı hekimliği, veteriner hekimliği ve diş hekimliği uygulamaları üzerinden değerlendirildiği “İyonlaştırıcı Radyasyon ve İnsan Sağlığına Etkileri Sempozyumu”nu Yakın Doğu Üniversitesi’nin resmi YouTube kanalı üzerinden izlemek mümkün.

Kıbrıs Modern Sanat Müzesi, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın Katılımı ile Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda Sanatseverlerle Buluşan “Güzel Sanatlar Yıl Sonu Sergisi” ile 2022’ye Veda Etti

20 sanatçı akademisyenin 50 eserini bir araya getiren “Güzel Sanatlar Yıl Sonu Sergisi”, Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda 13 Ocak’a kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nin 20 akademisyen sanatçısı tarafından Kıbrıs Modern Sanat Müzesi için özel olarak hazırlanan “Güzel Sanatlar Yıl Sonu Sergisi” Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın katılımı ile Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda açıldı. Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’nin 432’inci sergi olma özelliği taşıyan “Güzel Sanatlar Yıl Sonu Sergisi”; resim, heykel, seramik, baskı resim ve vitraydan oluşan 50 eseri bir araya getiriyor. Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İrfan Günsel ve Yakın Doğu Oluşumu Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel’in ev sahipliğinde düzenlenen açılışa; Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Lefkoşa Milletvekili Ahmet Savaşan, Girne Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlkay Salihoğlu ve Uluslararası Final Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yaratan başta olmak üzere çok sayıda sanatçı, akademisyen, öğrenci ve sanatsever katıldı. 13 Ocak’a kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek serginin açılış konuşmalarını Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ve Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Prof. Dr. Erdal Aygenç gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar: “Kıbrıs Modern Sanat Müzesi, 432’nci sergisi ile ve binlerce sanat eseri ile buradan insanlığa büyük bir seslenişte bulunuyor.” Konuşmasına, “Sizlerle bu güzel ortamda birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum” sözleriyle başlayan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, içinde bulunduğumuz haftanın “21 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitler Haftası” olduğunu hatırlatarak, “Dün yine Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde yer alan o muhteşem salonda Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımızın orkestrasının büyük bir başarıyla icra ettiği oratoryosunu izledik. Hepimiz tekrar o zor ve acılı günlerde olanları yeniden yaşadık. Diğer yandan, o zor günleri geride bırakarak bugünlere ulaşmanın gururunu da yaşadık” ifadesini kullandı. “Kıbrıs Modern Sanat Müzesi, 432’nci sergisi ile ve binlerce sanat eseri ile buradan insanlığa büyük bir seslenişte bulunuyor” diyen Cumhurbaşkanı Tatar, “İzolasyonlara ve ambargolara rağmen dünyaya meydan okurcasına varlığımızı haykırmaya devam ediyoruz” ifadesini kullandı. “Kuzey Kıbrıs’ımızın gür sesinin bütün dünyada yankılanmasını sağlayan Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İrfan Günsel ve Yakın Doğu Oluşumu Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel başta olmak üzere Günsel Ailesi’ni yürekten kutluyorum” diyen Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Türkiyemizden ve dünyadan ağırladığımız bütün üst düzey misafirlerimize, bu kampüste geliştirilen milli gururumuz GÜNSEL’i anlatarak bu projeye KKTC devleti olarak sahip çıkacağımızı ifade ediyoruz” dedi. Açılışı yapılan sergide, bir birinden güzel eserlere imza atan bütün sanatçıları kutlayan Cumhurbaşkanı Tatar, “2023’te de, ülkemizi ileriye taşıyan bu açılışların hız kesmeden devam etmesini diliyorum” sözleriyle konuşmasına son verdi. Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Yakın Doğu Üniversitesi Kampüsü’nde yükselen sanat, bilim ve teknoloji ile yoğrulan her bir proje; varlığını geleceğe taşıma kararlılığı taşıyan ülkemizin can suyudur.” Konuşmasına, Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’nin eserleri ve sanatçıları ile birlikte her gün biraz daha ilerleyerek adını tüm dünyaya duyurduğunu dile getirerek başlayan Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’nin öncülüğünde Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünden ülkemize ve tüm dünyaya yayılan güçlü bir sanat dalgası yayılıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Kampüsü’nde yükselen sanat, bilim ve teknoloji ile yoğrulan her bir proje; varlığını geleceğe taşıma kararlılığı taşıyan ülkemizin can suyudur” dedi. Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Sanat ve bilimden aldığımız güçle doğan bu üretkenlik Yakın Doğu Üniversitesi’nin dünya üniversiteleri arasındaki konumunu da çok önemli bir seviyeye taşıdı. Times Higher Education ve ODTÜ URAP’ın sıralamalarının ardından, AD Scientific Index 2023 Dünya Üniversiteler Sıralaması’nda Yakın Doğu Üniversitesi, KKTC’nin en iyi üniversitesi olarak yer alırken, Türkiye genelinde 5’inci sırada Avrupa’da ise 408’inci sırada yer aldı. KKTC’nin en iyi akademisyenlerinin de sıralandığı listeye Yakın Doğu Üniversitesi damga vurdu. KKTC’nin en iyi ilk 10 akademisyeninin 9’u; en iyi ilk 20 akademisyeninin ise 15’i Yakın Doğu Üniversitesi’nden yer aldı. Bu başarılarda emeği olan tüm akademisyenlerimizi kutluyorum. Emeği geçen herkesi kutluyorum” dedi. Prof. Dr. Erdal Aygenç: “Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’nin yeni binasının açılışı ile sanatsal ve kültürel varlığımız daha da güçlenecek. Gelecek kuşaklar ise sahip olduğumuz tüm bu zenginliklerden beslenerek yollarına devam edecek.” Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Prof. Dr. Erdal Aygenç “Güzel Sanatlar Yıl Sonu Sergisi”nin açılışında yaptığı konuşmasına, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nin sanatçılarının yaklaşık beş yıldır her ay Kıbrıs Modern Sanat Müzesi için karma sergi düzenlediğini belirterek başladı. Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’nin gelecek nesillere ışık tuttuğunu belirten Prof. Dr. Erdal Aygenç, “Kıbrıs Modern Sanat Müzesi, bizler için örneği görülmemiş bir başyapıttır. Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’nin yeni binasının tamamlanması ile sanatsal ve kültürel varlığımız daha da güçlenecek. Gelecek kuşaklar ise sahip olduğumuz tüm bu zenginliklerden beslenerek yollarına devam edecek” dedi. Prof. Dr. Aygenç konuşmasını “Her zaman sanatçıyı yüreklendiren, destek veren, cesaretlendiren, enerjisini, emeğini ve zamanını cömertçe ortaya koyan, Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İrfan Günsel ve Yakın Doğu Oluşumu Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel başta olmak üzere, tüm Yakın Doğu Ailesi’ne teşekkür ediyorum” sözleriyle noktaladı.

Kıbrıs Kelebek Gözlem Koordinatörü De Olan Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Özge Özden, Almanya’nın Laufen Kasabasında Gerçekleştirilen Avrupa Birliği Kelebek İzleme Programı Toplantısına Katıldı

Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Özge Özden, Almanya’nın Laufen kasabasında gerçekleştirilen ve 27 Avrupa Birliği ülkesinden 47 uzmanın bir araya geldiği Avrupa Birliği Kelebek İzleme Programı Toplantısına katıldı. Kıbrıs Kelebek Gözlem Koordinatörü olarak da görev yapan Prof. Dr. Özden, toplantıda, Kıbrıs’taki kelebeklerin mevcut durumu ile ilgili bir de sunum gerçekleştirdi. Kıbrıs Adası, çok değerli kelebek türlerine ev sahipliği yapıyor Kıbrıs, coğrafik konumu, iklimi ve bitki örtüsü açısından Akdeniz’in en önemli adalarından biri. Sahip olduğu zengin florasıyla çok değerli kelebek türlerine de ev sahipliği yapıyor. Son yapılan bilimsel araştırmalar, Kıbrıs’ta toplam 56 kelebek türü bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu türlerden üçü ise adaya özgü olan endemik türlerden oluşuyor. Kıbrıs Çayır Esmeri (Cyprus Meadow Brown), Baf Mavisi (Paphos Blue) ve Kıbrıs Kızıl Meleği (Cyprus Grayling) kelebekleri dünyada sadece Kıbrıs adasında yer alıyor. Prof. Dr. Özge Özden: “Korunan alanları daha iyi yönetmek, yeni alanlar belirlemek ve iyi planlanmış restorasyon etkinliklerini finanse etmek için ülkemizde de daha etkili çalışmalar yapılması gerekiyor.” Aynı zamanda Kıbrıs Herbaryum ve Doğa Tarihi Müzesi Müdür Yardımcısı da olan Prof. Dr. Özge Özden, söz konusu toplantıda, AB Kelebek İzleme Konseyi’nin özellikle tarımda politika etkinliğini kontrol etmek için tozlayıcı böcekleri izleme çağrısında bulunduğunu söyledi. Genel olarak dünyada ve AB ülkelerinde var olan tozlayıcı böcek populasyonlarının çeşitli insan faaliyetlerinden dolayı olumsuz etkilendiğini ve pek çok böceğin yaşam alanının daraldığının altını çizen Prof. Özden, “Avrupa Birliği, Biyoçeşitlilik Stratejisi 2030 Hedefi ile pollinatör, yani tozlayıcı böceklerin populasyonlarının iyileştirilmesini taahhüt ettiğini açıkladı. Bu bağlamda Korunan alanlarını (Özel Çevre Koruma Bölgeleri) daha iyi yönetmek, yeni alanlar belirlemek ve iyi planlanmış restorasyon etkinliklerini finanse etmek için ülkemizde de daha etkili çalışmalar yapılması gerekiyor” ifadesini kullandı. Avrupa’da çeşitli habitatlarda üreyen 482 kelebek türünün korunması 2014’te, Avrıpa Birliği tarafından Kelebek İzleme Programı başlatıldığını hatırlatan Prof. Dr.Özden, Kelebek İzleme Programına katkıda bulunan ülke koordinatörlerinden gelen kelebeklerle ilgili bilgilerin; yıllık olarak merkezi bir veri tabanında toplandığını ve bu çalışmanın ileriye yönelik doğa koruma çalışmaları, biyolojik çeşitliliği destekleme çalışmaları açısından oldukça önemli olduğunu söyledi. Ayrıca Prof. Özden, toplantıda iletişim kurdukları İspanya ve Avusturya’dan farklı bilim insanlarıyla yeni projeler üzerinde iş birliği geliştirmeyi planladıklarını da açıkladı.
tercih robotu