Telefon: +90 (392) 223 64 64 | [email protected]

Salgın Hastalıklar, 7 Ekim’de Yakın Doğu Üniversitesi’nde Düzenlenecek Sempozyumla Masaya Yatırılacak

Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti ile TMC-KKTC Mikrobiyoloji Platformu ve Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü, Matematik Araştırmaları Merkezi ve Sağlıkta Yöneylem Merkezi iş birliği ile 7 Ekim Cuma günü Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenecek olan Salgın Hastalıklar Sempozyumu, Türkiye ve KKTC’den konunun uzmanlarını bir araya getirecek. Başta COVID-19 olmak üzere pek çok salgın hastalığın masaya yatırılacağı Salgın Hastalıklar Sempozyumu’nda dört oturum düzenlenecek. Sempozyum öncesinde salgın hastalıklarda iklimin belirleyici etkileri ile ilgili Prof. Dr. Nedim Çakır tarafından bir de konferans verilecek. Konferansın başkanlığını ise Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Sebahat Aksaray üstlenecek. Konferansın ardından başlayacak olan sempozyum oturumlarında ise “Salgınlarda Laboratuvar Yöntemi”, “Salgın Hastalıkların İzlenmesi ve Kontrolünde Matematiksel Modellememim Önemi”, “Salgınların Teşhis ve Tedavisinde Yeni Yaklaşımlar” ve “Salgınlarda Unutulan Enfeksiyonlar” konu başlıkları ele alınacak. Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “COVID-19 pandemisi, salgın hastalıkların insan hayatı ve ülke ekonomileri üzerinde yaratabileceği yıkıcı etkileri hatırlatması açısından önemli sonuçlar ortaya çıkardı.” Son yıllarda yaşanan COVID-19 pandemisinin, etkisini yitirse de salgın hastalıkların insan hayatı ve ülke ekonomileri üzerinde yaratabileceği yıkıcı etkileri hatırlatması açısından önemli sonuçlar ortaya çıkardığını söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Yakın Doğu Üniversitesi olarak, COVID-19 pandemisi süresince gerçekleştirdiğimiz araştırma ve ürün geliştirme projeleri ile önemli bir tecrübe biriktirdik. Bu alanda önemli birikimlere sahip bilim insanları ile bir araya gelerek gerçekleştireceğimiz karşılıklı paylaşımlarla bu tecrübeyi ve birikimi büyütmeyi amaçlıyoruz” ifadesini kullandı. Salgın Hastalıklar Sempozyumu’nu bu yönüyle çok önemsediklerini söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti ile TMC-KKTC Mikrobiyoloji Platformu’nun ve üniversitemizin değerli bilim insanlarının katkıları ile düzenlediğimiz sempozyum ile ana vatan Türkiyemiz ve KKTC arasında sağlık alanındaki iş birliğinin güçlenmesine de katkıda bulunmuş olacağız” dedi. Doç. Dr. Buket Baddal: “Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti ile pandemi sürecinde geliştirdiğimiz iş birliğini, düzenleyeceğimiz Salgın Hastalıklar Sempozyumu ile güçlendireceğiz.” KKTC Mikrobiyoloji Platformu’nun, mikrobiyoloji araştırmalarında Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında koordinasyon sağlamak ve iş birlikleri geliştirmek üzere 2019’da kurulduğunu hatırlatan KKTC Mikrobiyoloji Platformu Başkanı Doç. Dr. Buket Baddal, “KKTC Mikrobiyoloji Platformu’nun Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti ve Yakın Doğu Üniversitesi’nin iş birliği ile kurulmasının üzerinden bir yıl bile geçmeden COVID-19 pandemisi ile yüzleştik” hatırlatmasını da yaptı. “Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti ile pandemi sürecinde geliştirdiğimiz iş birliğini, düzenleyeceğimiz Salgın Hastalıklar Sempozyumu ile güçlendireceğiz” diyen Doç. Dr. Baddal, “Sempozyumla gerçekleştireceğimiz bilgi ve tecrübe paylaşımı, gelecekte yaşanabilecek olası salgınlarda da yol gösterici olacak” ifadelerini kullandı.

Yeniden Yükselişe Geçen Akdeniz Anemisini Kontrol Altına Almanın Yolu Evlilik Öncesi Genetik Taramadan Geçiyor!

Yakın Doğu Üniversitesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörlüğü, Kıbrıs Türk İnsan ve Klinik Genetik Derneği ile Thalassaemia Derneği’nin iş birliğinde düzenlenen “Unutulan Genetik Miras: Talasemi” çalıştayı, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Sağlık Bakanı İzlem Gürçağ’ın da katılımı ile Yakın Doğu Üniversitesi İrfan Günsel Kongre ve Sergi Salonu’nda gerçekleşti. Yakın Doğu Üniversitesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörlüğü, Kıbrıs Türk İnsan ve Klinik Genetik Derneği ile Thalassaemia Derneği işbirliğinde düzenlenen “Unutulan Genetik Miras: Talasemi” çalıştayı Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Sağlık Bakanı İzlem Gürçağ, Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı Fazilet Özdenefe, milletvekilleri Jale Refik Rogers ve Sıla Usar İncirli ile Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Özlem Gürkut’un katılımı ile Yakın Doğu Üniversitesi İrfan Günsel Kongre ve Sergi Salonu’nda gerçekleşti. Genetik bir rahatsızlık olan ve uzun süredir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde görülmeyen talasemi (Akdeniz Anemisi) hastalığının tekrar yükselişe geçtiğine dikkat çekilen çalıştaya katılım oldukça yoğundu. “Klinikte Talasemi Gerçeği ve Tanı Yaklaşımları”, “Ülkemizde Talasemi Yöntemi”, “Talasemi Savunuculuğu ve Farkındalık” başlıklarıyla üç oturumda gerçekleşen çalıştayda; talasemi hastalığına dair toplumsal bilinç ve farkındalığın oluşturulması, talasemili doğumların önüne geçilmesi, talasemili hastaların tedavi gereksinimleri ve tedavi süreçleri gibi konular ele alındı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan çalıştayın açılış konuşmaları, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Sağlık Bakanı İzlem Gürçağ, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan, Thalassaemia Derneği Başkanı Çiğdem Beşevlerli ile Kıbrıs Türk İnsan ve Klinik Genetik Derneği Başkanı ve Yakın Doğu Üniversitesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörü Doç. Dr. Mahmut Çerkez tarafından yapıldı. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar: “Talasemi, bugün bilimsel anlamda çaresi bulunan bir rahatsızlık. Sizlerin üstün gayreti ile günümüzde üreten, başaran, sağlıkla hedeflerine koşan birçok talasemili arkadaşlarımız var.” Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Unutulan Genetik Miras Talasemi Çalıştayı’nda bulunmasından dolayı duyduğu mutluluğu paylaştı. Talasemi’yehastalık demek istemediğini belirten Cumhurbaşkanı Tatar, “Talasemi, bugün bilimsel anlamda çaresi bulunan bir rahatsızlık. Sizlerin üstün gayreti ile günümüzde üreten, başaran, sağlıkla hedeflerine koşan birçok talasemili arkadaşlarımız var” ifadelerini kullandı. Thalassaemia Merkezi’nin ve akabindeki yapılan tüm çalışmaların insanlığa umut olarak büyük izler bıraktığını söyleyen Cumhurbaşkanı Tatar, “Eşitliğin baz alındığı bu ülkede herkes eşit yaşayarak var olan imkanlardan yararlanmalıdır. Bu yüzden gerek devlet hastanelerinde gerekse özel hastanelerde bu tür teşhislerin konulması ve önlemlerin alınması için gerekli her şeyi yapıyoruz” dedi. “Talasemi verileri; değişen sosyal koşullar ve kültürel yapılar, gelen göçler gibi birçok nedenle artış göstermiştir” diyen Cumhurbaşkanı Tatar, çocuk sahibi olmak isteyen tüm bireylerin talasemi testini yaptırması gerektiğini belirtti. Yetkili kişilerin ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek toplumu bilinçlendirmesi gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Tatar, “Bugün burada yaptığımız bu çalıştay gibi daha nicelerinin olması gerekiyor. Toplumumuzu bilinçlendirerek sorumluluklarının hatırlatılması gerekiyor” dedi. İzlem Gürçağ: “Unutmayalım ki, talasemi önlenebilir genetik bir hastalıktır.” Sağlık Bakanı İzlem Gürçağ ise konuşmasına “Unutmayalım ki, talasemi önlenebilir genetik bir hastalıktır” ifadeleri ile başladı. Kuzey Kıbrıs’ta talasemi hastalığının çok zor şartlar altında başladığını hatırlatan Bakan İzlem Gürçağ, bu süreç içinde birçok ailenin tanı ve tedavi bilincinde olmadığını da belirtti. Bakan İzlem Gürçağ, “Kuzey Kıbrıs’ta 150 talasemi majör hastası var. Ancak talasemi intermedia ve orak hücreli anemi hastalarını da bu sayıya katarsak, merkezde tedavi gören toplamda 225 hastamız bulunuyor” dedi. Bakan Gürçağ, 1980’de aile yasasındaki değişiklik ile birlikte talasemi testlerinin evliliklerden önce mecburi olduğunu ve böylelikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tüm talasemi oranlarını sıfıra indirdiğini söyledi. Yıllar içinde değişen sosyal ve kültürel yapıyla talasemi sayılarının tekrar canlandığını söyleyen Bakan Gürçağ, “İlgili hekimlerle toplantılar düzenlendi ve gerekli bilgilendirmeler yapıldı. Thalassaemia Laboratuvar’ının modernize edilmesi için gerekli cihazların çoğu alındı bir kısmı da sipariş edildi. Türkiye Cumhuriyeti tarafından hibe edilen HPLC cihazı da en geç Kasım ayı içerisinde hizmete sunulacak” dedi. Dr. Özlem Gürkut: “Globalleşen dünya ve göç ederek artan insan nüfusuyla birlikte genetik havuzumuz çeşitlendi.” “Özellikle ülkemizin sıtma mücadelesi ve bu mücadeledeki başarısı tarihimizde önemli bir yer tutuyor” diyen Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Özlem Gürkut, “Akdeniz havzasında daha çok görülen ve tüm dünyada yaygın bir sorun olan talasemianın ülkemizdeki yaygınlığının azlığı örnek gösterilecek bir başarıdır” dedi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 2001’den itibaren talasemiyalı bir bebek doğmadığını ifade eden Dr. Özlem Gürkut, “Globalleşen dünya ve göç ederek artan insan nüfusuyla birlikte genetik havuzumuz çeşitlendi. Bizler ne kadar başarı elde etmiş olsakta, sürekli değişen genetik havuzumuz sebebiyle mücadeleyi asla bırakmamalıyız” dedi. Mevcutta bulunan talasemi hastalarının ve taşıyıcı olan kişilerin ihtiyaçlarının takip edilmesi ve ihtimal dahilinde olan herkesin gerekli taramalardan geçmesi konusundaki öneme değinen Dr. Özlem Gürkut, “Yaşadığımız pandemi süresince bilimsel verilerin güncel tutularak paylaşılmasının ne kadar önemli olduğunu gördük. Bu sebeple, bugün burada bu çalıştay ve daha nicelerinin yapılmasını temmeni ediyorum. Umuyorum ki, güncel talasemi verilerimiz yine sıfırları görecektir” dedi. Prof. Dr. Gamze Mocan: “Biz öğrencilerimizi yetiştirirken sadece bilimsel bilgileri değil, toplum sağlığına hizmeti ve koruyucu hekimliği de aşılıyoruz.” Konuşmasına, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 15’inci doğum günü haftasında olduğunu hatırlatarak başlayan Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan, “Bizlerin görevi; akılcı, sorgulayıcı, erken tanı ve tedaviyi verebilecek hekimler yetiştirmektir” ifadelerini kullandı. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak mezuniyet öncesi, mezuniyet sonrası ve sürekli tıp eğitimi etkinliklerine devam ettiklerini söyleyen Prof. Dr. Mocan, “Biz öğrencilerimizi yetiştirirken sadece bilimsel bilgileri değil, toplum sağlığına hizmeti ve koruyucu hekimliği de aşılıyoruz. Bugüne kadar 1.800 hekimi mezun ederek, sağlık ordusuna gönderdik. Hekimlerimiz dünyanın her yerinde itibar görmekte ve insan sağlığı için çalışmaktadır” dedi. Kendisinin de bir süre sivil toplum örgütlerinde çalıştığını söyleyen Prof. Dr. Gamze Mocan, “Sivil toplum örgütlerinin önemi azımsanmayacak derecededir. Bizlerin, maddi manevi katacağımız her katkı onları daha da güçlü bir şekilde ayakta tutar. Ve bizler, toplum için çalışan bu örgütleri güçlendirmek ve ayakta tutmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Talasemi’nin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve bu kapsamda yazılmış olan kitapların okunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gamze Mocan, “İnanıyorum ki bugünkü çalıştay, hepimiz için yeni ufuklar açacak” dedi. Çiğdem Beşevlerli: “İnanıyorum ki, bu çalıştayın da katkısıyla talasemi doğumları önleyeceğiz. Gelecek nesillere daha sağlıklı bireyler ve daha sağlıklı günler aktarılmasına yardımcı olacağız.” Thalassaemia Derneği Başkanı Çiğdem Beşevlerli ise konuşmasına “Bugün burada yapılan çalışma bir talasemi bireyi olarak benim için çok önemlidir” ifadeleriyle başladı. Çiğdem Beşevlerli, düzenlenen çalıştay için yaşadığı heyecanı dillendirerek “Beni en çok heyecanlandıran şey çalıştayın ismi oldu yani, Unutulan Genetik Miras. Biliyorsunuz ki miraslar çoğaltılarak ve korunarak sürdürülür. Ancak talaseminin çoğalmaması lazım. Yalnızca mevcutta var olan talasemi hastalarının korunması ve iyi tedavi alması sağlanmalıdır” dedi. 1980’de değişen aile yasası ise evlilik öncesi yapılan talasemi testinin zorunluluğunu hatırlatan Çiğdem Beşevlerli, “Böylece dünya genelinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını tarihe yazarak, talasemi doğumları sıfırlamıştı. Şu an baktığımız verilere göre değişen sosyal yaşam, aile yaşantısı, gelen göçler nedeniyle talasemi doğumlar yeniden başladı” dedi. Talasemi doğumlu bireylerin yaşadığı zorluklardan da bahseden Beşevlerli, “Toplumumuz tarafından unutulan talasemi doğumlar en çok da talasemi bireylerinin canını acıtıyor. Çünkü, talasemi bireyi olmak kolay değildir. Zorlu bir tedavi süreci olmasının yanı sıra, birçok dış etkenler de talasemi bireyleri yıpratıyor” ifadelerini kullandı. Çiğdem Beşevlerli, “İnanıyorum ki, biz bu çalıştayla birlikte hep beraber talasemi doğumları önleyeceğiz. Gelecek nesillere daha sağlıklı bireyler ve daha sağlıklı günler aktarılmasına yardımcı olacağız” dedi. Doç. Dr. Mahmut Çerkez: “Laboratuvarımızda, talasemi testlerinin yanı sıra pek çok genetik temelli hastalığa yönelik testleri de yaparak sağlık bir toplumun oluşturulması yolunda çalışmaya devam ediyoruz.” Kıbrıs Türk İnsan ve Klinik Genetik Derneği Başkanı ve Yakın Doğu Üniversitesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörü Doç. Dr. Mahmut Çerkez, genetik mirasın tanımından bahsederek “Amerika Ulusal İnsan Genom Araştırma Enstitüsü, genetik miras tanımını, bir bireyin biyolojik olarak soyundan geldiği kişiler ve bu özelliklerin nesilden nesile aktarılması olarak tanımlıyor” dedi. Kıbrıs tarihine bakıldığı zaman sıtma ve talasemi hastalıklarının var olduğunu söyleyen Doç. Dr. Mahmut Çerkez, “Günümüzde bu iki hastalığın, yani sıtma ve talaseminin azalmasını sağlayan kişiler, yine bu adada yaşayan Kıbrıs Türk hekimleridir. Bu başarılar zaman zaman gündeme gelmiş hatta İngiliz The Times gazetesi ‘Kıbrıs’ta Sıtma Hastalığı, Sir Ronald Ross ile çalışan Dr. Mehmed Aziz’in becerikli organizasyonu tarafından ortadan kaldırılmıştır’ şeklinde haber yayınlamıştır” ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Mahmut Çerkez, “Geçmişten günümüze baktığımızda adını sayfalara sığdıramadığım hekimler ve sağlık çalışanlarımızın başarısı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yıllarca makalelere konu etmiş ve model olarak kabul ettirmiştir. Maalesef son yıllarda değişen toplum yapısı ile hiç istemediğimiz talasemili bebeklerimiz doğmaya başlamış, ülkemizde artan yabancı nüfus nedeni ile genetik mutasyon havuzumuz zenginleşmiş, talasemi hastalığına bilinç azalmıştır” ifadelerini kullandı. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nin yeni nesil teknolojilerle donatılmış tıbbi genetik tanı laboratuvarında, 400’e yakın farklı genetik test ile hastalara hizmet verdiğini hatırlatan Doç. Dr. Mahmut Çerkez, “Laboratuvarımızda, talasemi testlerinin yanı sıra pek çok genetik temelli hastalığa yönelik testleri de yaparak sağlık bir toplumun oluşturulması yolunda çalışmaya devam ediyoruz” dedi.

KKTC Üniversitelerinin Yayımladığı Makalelerin Yüzde 51’ini Tek Başına Üreten Yakın Doğu Üniversitesi’nin Düzenlediği “Güncel Sorunlar Işığında Makale Yazımı” Sempozyumu, Yoğun Katılımla Gerçekleştirildi

Bir yılda ürettiği makale sayısı 1.600 bandını aşan ve KKTC üniversitelerinin yayımladığı makalelerin yüzde 51’ini tek başına üreten Yakın Doğu Üniversitesi’nin düzenlediği “Güncel Sorunlar Işığında Makale Yazımı” sempozyumu akademisyenlerin yoğun katılımı ile gerçekleştirildi. DESAM Araştırma Enstitüsü tarafından İrfan Günsel Kongre Merkezi’nde düzenlenen sempozyuma Yakın Doğu Üniversitesi’nin Sağlık Bilimleri, Eczacılık, Diş Hekimliği, Ziraat, Eğitim, Mühendislik, Hukuk, İnşaat ve Çevre ile Tıp fakültelerinden 100’e yakın akademisyen ile yüksek lisans ve doktora öğrencileri yoğun ilgi gösterdi. Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, DESAM Araştırma Enstitüsü’nden Prof. Dr. Murat Sayan, Prof. Dr. H. Seda Vatansever, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Cyprus Journal of Medical Sciences dergisinin baş editörü Yrd. Doç. Dr. Sonuç Büyük, Diş Hekimliği Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Gürkan Ünsal ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mustafa Hoca’nın konuşmalarıyla düzenlenen sempozyumda Doç. Dr. Emil Mammadov ve Yrd. Doç. Dr. Cenk Serhan Özverel’in oturum başkanlığında iki farklı panel gerçekleştirildi. Sempozyumda, Yakın Doğu Üniversitesi’nin bilim üretme vizyonunun yanı sıra yayınevlerinin stratejileri, editöriyel bakış, hakem değerlendirmeleri, indeksler ve impakt, doğru dergi seçimi gibi başlıklar ele alınarak makale yazımında nelere dikkat edilmesi gerektiği ele alındı. Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Her akademisyen, topluma ve insanlığa karşı taşıdığı sorumlulukla yürüttüğü bilimsel çalışmaların sonuçlarını, makaleye dönüştürerek bilim dünyası ile paylaşmalıdır.” Yakın Doğu Üniversitesi akademisyenlerinin, 2021 yılı içerisinde yayımladığı 1.600’ü aşkın makale ile KKTC üniversitelerinin yayıkmladığı makalelerinin yüzde 51’ini tek başına ürettiğini hatırlatan Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Alanlarında yetkin akademisyenlerimiz, tam donanımlı laboratuvarlarımız, yürüttüğümüz uluslararası projeler ve ARGE faaliyetleri ile ülkemizi bilim dünyasında temsil ederken, yayınladığımız makalelerle, elde ettiğimiz sonuçları insanlığın hizmetine sunuyoruz” ifadesini kullandı. Her akademisyenin, topluma ve insanlığa karşı taşıdığı sorumlulukla yürüttüğü bilimsel çalışmaların sonuçlarını, makaleye dönüştürerek bilim dünyası ile paylaşması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr Tamer Şanlıdağ, “Bilimin ve bilimsel bilginin, dünyayı dönüştürme ve insanlığı ileriye taşıma gücü işte bu gerekliliğin bir sonucudur” ifadelerini kullandı.

Bugüne Kadar 1.800 Doktor Mezun Eden Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Yeni Eğitim Döneminde Tıp eğitimine Başlayan 250 Doktor Adayı, Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda Gerçekleştirilen Törenle Beyaz Gömleklerini Giydi

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022-2023 akademik yılı açılışı ve “Beyaz Gömlek Giyme Töreni” Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Günümüze kadar dokuz dönemde 1.800 doktor mezun eden Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bu yıl tıp eğitimine başlayan 250 doktor adayı, beyaz gömleklerini giyerek mesleğe ilk adımlarını attı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan törende, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi beşinci dönem öğrencilerinden Stajer Dr. Süleyman Gündüz ve Stajer Dr. Okan Erdemsiz tarafından misafirler için kısa bir müzik dinletisi yapıldı. Öğrenci ve öğrenci ailelerinin yoğun ilgi gösterdiği törende pek çok akademisyenin yanı sıra Yakın Doğu Üniversitesi Başhekimi Prof. Dr. Müfit Cemal Yenen ve Dr. Suat Günsel Girne Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Nail Bulakbaşı ile birlikte pek çok hekim de katıldı. Törenin açılış konuşmasını Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan yaptı. Konuşmaların ardından, Prof. Dr. Gamze Mocan tarafından “Öğrenci Andı” okutuldu. Andın okunmasının ardından doktor adayları beyaz gömleklerini giyerek tıp eğitimlerine resmen başladı. Prof. Dr. Gamze Mocan: “Siz değerli öğrencilerimizi; karşılaştığı sorunları çözme yeteneği ile donanmış, bilgili, yeterli, dürüst, hem tıp hem evrensel etik değerlere bağlı bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz.” Törenin açılış konuşmasını yapan Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan, yeni akademik yılın başlamasından dolayı duyduğu heyecanı dile getirerek, “Bugün 2022-2023 akademik yılının açılış töreninde birlikteyiz. İnanın bizler de, bugün ilk kez beyaz gömleklerini giyecek sizler kadar heyecanlıyız” ifadelerini kullandı. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 2008’de kurulduğunu belirten Prof. Dr. Gamze Mocan, “Bugün bizler için de özel bir gün. Bugüne kadar 1.800 doktor mezun ettiğimiz Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 15’inci doğum gününü kutluyoruz” dedi. “Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak siz değerli öğrencilerimizi; karşılaştığı sorunları çözme yeteneği ile donanmış, bilgili, yeterli, dürüst, hem tıp hem evrensel etik değerlere bağlı bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Gamze Mocan, hekimlikte öğrenme sürecinin hayat boyu sürdüğüne de dikkat çekti. Prof. Dr. Mocan, “Eminim ki hepiniz; insanlığa hizmeti amaç edinmiş, hastalarına karşı saygılı, anlayışlı ve sorumlu, akılcı, yaratıcı, sorgulayıcı, araştırmacı ve özgür düşünceye sahip Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemiş, yüksek nitelikli tıp doktorları olarak yetişeceksiniz” dedi. “Eğitim hayatınızın sonunda hepiniz pratisyen hekim olarak buradan mezun olacaksınız. Sonrasında ise umarım istediğiniz dallarda çok iyi yerlere geleceksiniz” diyen Prof. Dr. Gamze Mocan, hayallerini gerçekleştirme yolunda her zaman öğrencilerinin yanında olacaklarını da söyledi. Öğrenci ailelerine de seslenen Prof. Dr. Gamze Mocan, “Çocuklarınız bizim de çocuklarımızdır. Onları sizler yetiştirdiniz. Bizler ise meslek kazandırıp dünya görüşlerini ve ufuklarını geliştireceğiz. En değerli varlığımız olan sağlığımıza hizmet edecek, hastalara şifa dağıtacak hekimleri yetiştireceğiz” ifadelerini kullandı.

Yakın Doğu Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünün Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora Öğrencilerine Yönelik Düzenleyeceği Yetenek Sınavı, Yüz Yüze Ve Online Seçenekleri İle 28 Eylül’de Gerçekleştirilecek

Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nin YÖK ve YÖDAK onaylı Müzik Öğretmenliği bölümünün lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik düzenleyeceği yetenek sınavı, 28 Eylül 2022 Çarşamba günü saat 10.00’da gerçekleştirilecek. KKTC ve Türkiye vatandaşlarının katılabileceği yetenek sınava katılmak isteyen öğrenciler, başvurularını Yakın Doğu Üniversitesi ve temsilciliklerine yapabilecekleri gibi online ve telefonla da yapabiliyor. Adaylar [email protected] adresine mail göndererek ya da 0392 223 64 64/5168 numaralı telefon ve +90 533 8544308 WhatsApp mesaj hattı ile ön kayıt yaptırabiliyor. Başvuru koşulları ve sınavların içeriği Yüz yüze bölümü, Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Sarayı, Müzik Öğretmenliği Bölümü Orkestra Sınıfı’nda yapılacak olan sınavda, Müzik Öğretmenliği Lisans Programına başvuru yapacak KKTC vatandaşı öğrencilerin Yakın Doğu Üniversitesi giriş sınavından geçer puan almaları; Türkiye vatandaşı adayların ise TYT sınav sonuçlarına göre 800 bin barajı içerisinde olmaları gerekiyor. Sınavın içeriği; tek ses, çift ses, üç ses, dört ses, aralık ve akor tekrarı, tonal/makamsal ezgi, ritim tekrarı, İstiklal Marşı’nın söylenmesi, öğrencinin kendi hazırladığı bir şarkı veya türküyü seslendirmesi, öğrencinin kendi enstrümanı ile çalacağı bir eser ve mülakattan oluşuyor. Yüksek lisans ve doktora için yapılacak yetenek sınavı ise müzik eğitimi ve müzik teorisi ile ilgili yazılı sınav, sözlü mülakat ve enstrüman sınavından oluşuyor. Enstrüman sınavında, öğrencinin kendi enstrümanı ile bir etüd ve bir eser çalması gerekiyor. Yetenek sınavına başvuran öğrencilerin, başvuru maillerinde adı-soyadı, mezun olduğu okul/şehir, telefon numarası ve e-mail adresi bilgilerinin yer alması gerekiyor. Ayrıca aday öğrencilerin, sınava yüz yüze veya online girme taleplerini de ön kayıt başvurusunda bildirmeleri gerekiyor.

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin, Uzman Hekim ve Akademisyenlerin Katılımı İle Düzenlediği “Long COVID” Sempozyumunda COVID-19 Geçirmiş Bireylerde Oluşan ve Birçok Sistemi Etkileyebilecek Uzun Vadeli Yan Etkiler Tartışıldı

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaya Süer ve Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji ve Viroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Altındiş’in eş başkanlığında, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde gerçekleşen “Long COVID (Uzamış COVID) sempozyumunda, alanının önemli akademisyenleri COVID-19’u pek çok yönüyle masaya yatırdı. Uzman hekimler ve alanında başarılı birçok akademisyenin katılımıyla düzenlenen sempozyumda, COVID geçirmiş bireylerde oluşan ve birçok sistemi etkileyebilecek yan etkiler tartışıldı. Koordinatörlüğünü Yakın Doğu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aslı Aykaç ve Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören’in üstlendiği sempozyum, üç oturumda tamamlandı. Yakın Doğu Üniversitesi’nin YouTube kanalından da canlı yayınlanan sempozyumda, COVID-19’un klinik, mikrobiyolojik tansı, iktisadi, kültürel, demografik ve siyasi yönleri değerlendirildi. Sempozyumda, COVID-19 pandemisinin dünyadaki etkilerinin yanı sıra hastalığın; enfeksiyon hastalıkları, kas iskelet sistemi, kulak burun boğaz, pediatri, nöroloji, obstetrik ve jinekoloji, kardiyoloji, akciğer ve akciğer dışı tutulumlar ve diyabet gibi alanlardaki uzun vadeli olası etkileri masaya yatırıldı. Prof. Dr. Kaya Süer: “COVID-19’un bütün etkilerini, her zamanki gibi tüm bulguları takip ederek değerlendirmeye devam edeceğiz.” Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaya Süer, başkanlığını yaptığı “Long COVID” sempozyumunda, “Uzamış COVID-19’un Kısa Hikayesi” başlıklı açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Prof. Dr. Kaya Süer, “Uzamış COVID terimi ilk olarak Mayıs 2020’de İtalya’da Lombardiya Dr. Elisa Perego tarafından Twitter’da bir hashtag olarak kullanıldı. Bu hashtag birkaç içinde sosyal medyanın ve ardından Dünya Sağlık Örgütü’nün dikkatini çekti. Ardından 21 Ağustos 2022’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından uzun süreli devam eden COVID-19 semptomlarını tanımlamak için kullanılmaya başlandı” ifadesini kullandı. Prof. Dr. Kaya Süer, COVID-19’un belirtilerinin dünyada ilk duyulduğu dönemde kısa süreli olacağının düşünüldüğünü, ancak pandeminin uzun süreli olması ve Covid 19 enfeksiyonu nu geçiren hastalarda laboratuar testlerinin negatifleşmesine rağmen etkilenen kişilerde uzun süreli devam eden belirtilerin olduğunu ifade etti.. Pandemi sürecinde, Uzamış COVID, Kronik COVID, Kronik COVID Sendromu, Post- Akut COVID-19 sendromu gibi bir çok farklı ancak birbirine benzer isimlerle anılmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Kaya Süer, sempozyumda multidisipliner yaklaşımla ilgili branş hekimlerinin katkılarıyla hastalığı geçiren kişilerde görülen belirtileri Uzamış COVID hakkındaki bu veriler dinleyicilerle paylaşıldı. Prof. Dr. Süer, “COVID-19’un bütün etkilerini, her zamanki gibi tüm bulguları takip ederek değerlendirmeye devam edeceğiz. Umarım ki, yeni yılda tüm bu süreçler bitmiş olur ve normal hayatımıza tamamen döneriz” ifadelerini kullandı.

Genetik Yatkınlık, Prostat Kanseri Riskini 5 Kata Kadar Artırıyor

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, erkekler arasında en sık görülen kanser türü olan prostat kanserinin tek bir nedene bağlı olmadığına ve kanser gelişiminde çeşitli risk faktörlerinin bulunduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Önder, birinci derece akrabalardan 2 kişide prostat kanseri bulunan kişilerin kanser riskinin 5,1 kat arttığını ifade etti. Dünyada ve ülkemizde erkeklerin en sık karşılaştığı kanser türlerinden biri olan prostat kanseri, çevresel etkiler kadar genetik nedenlerle de ortaya çıkabiliyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, babasında prostat kanseri olan bir kişide aynı hastalığa yakalanma riskinin 2,2 kat, kardeşinde olanlarda 3,4 kat ve birinci derece akrabalarından 2 kişide bulunanlarda ise bu riskin 5,1 kat arttığını söyledi. Doymamış yağların fazla tüketimi prostat kanserine yakalanma riskini artırıyor… “Prostat kanserinin erkekler arasında en sık görülen kanser olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, “Önemli risk faktörlerinden biri yağ tüketimidir. Doymamış yağların fazla tüketimi ve obezite hem prostat kanserine yakalanma hem de kötü huylu kanser gelişimi riskini artırıyor” ifadesini kullanıyor. Ayrıca sigara, kırmızı et ve hayvansal yağ tüketimi Prostat kanseri riskini artırırken lycopene (domates, diğer kırmızı sebze ve meyveler), selenyum (tahıl, balık, et-kümes hayvan eti, yumurta, süt ürünleri), omega-3 yağ asitleri (balık), D ve E vitamininin prostat kanseri riskini azaltıcı etkisi olduğunu söylüyor. İdrar yaparken yaşanılan sıkıntılar prostat kanserine işaret ediyor olabilir Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, prostat kanserinin idrar yolunda meydana getirdiği tıkanıklığın derecesine göre hastada idrar yapma zorluğu, idrar yaparken yanma, sık idrara gitme, gece idrara kalkma, idrar kaçırma, çatallanma, idrar tutma zorluğu gibi yakınmalara neden olduğunu söylüyor. Ayrıca ileri evre ya da metastatik prostat kanseri varlığında, hastalığın tutulduğu bölgeye göre özellikle bel kemiklerinde ağrı da görülebiliyor. Prostat kanserinin kesin tanısı prostat biyopsisi ile konabilir… Prostat kanserinin kesin tanısının, prostat biyopsisinden elde edilen dokunun patolojik incelemesi ile konduğunu anlatan Prof. Dr. Önder, “Biyopsi kararı için en önemli belirleyiciler prostatın parmakla makattan yapılan muayenesi (DRE-Digital Rectal Examination) ve kanda bakılan PSA (Prostate Specific Antigen) testidir” şeklinde konuştu. Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan kişiler 40, olmayanlar ise 50 yaşından itibaren PSA testi yaptırmalıdır… Prostat kanserinin erkekler arasında en sık görülen kanser türü olması ve yaş arttıkça görülme riskinin artması nedeniyle belirli yaştan sonra erkeklerin periyodik kontroller yaptırması son derece önemli. Prof. Dr. Önder , “Ailesinde Prostat kanseri öyküsü olan kişilerin 40, olmayanların ise 50 yaşından itibaren PSA testi ve DRE ile kontrolleri önerilmektedir. Bu basit ve ucuz kanser tarama şeklidir. Hasta, hiçbir yakınması olmasa bile prostatında kanser barındırabilir” şeklinde konuştu. Evreleme için görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır… Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, “Günümüzde prostat biyopsisinde standart uygulama, makattan ultrason (TRUS – transrectalultrasound) yardımı ile biyopsi yapılmasıdır. Bu uygulamada ultrason ile prostat görüntülenir ve biyopsi işlemi özel iğne ve tabanca yardımı ile sistematik olarak gerçekleştirilir. Genel olarak toplam 8-12 adet biyopsi alınır ve patolojik inceleme için laboratuvara gönderilir. Biyopsi işlemi anestezisiz ya da tercihan lokal anestezi altında yapılır. Biyopsi sonucu Prostat kanseri tanısı konursa tedavi kararı verebilmek için hastalığın evresi belirlenir. Evreleme için bilgisayarlı tomografi veya MRI, tüm vücut kemik sintigrafisi ya da PET gibi çeşitli görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır” dedi. Prof. Dr. Ali Ulvi Önder “Tüm kanser hastalıklarında olduğu gibi prostat kanserinin tedavisi de hastalığın evresine göre yapılır. Prostat kanseri evresini kabaca 3 ana gruba ayırabiliriz. Organa sınırlı hastalık, lokal ileri evre ve ileri evre. Prostat kanseri tedavi kararı hastalığın evresi, biyopsi verileri, hastanın sağlık durumu, hasta yaşı gibi faktörlere bağlıdır” diye konuştu. Evrelere göre standart tedavi seçenekleri; izlem, aktif izlem, ışın tedavisi, ameliyat… Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, hastalığın evrelerine göre uygulanabilen standart tedavi seçenekleri ile ilgili de detayı bilgiler aktardı. Kanserin organla sınırlı olduğu durumlarda herhangi bir tedavi uygulanmaksızın hasta izlenir. Genel olarak düşük ilerleme potansiyeline sahip, daha ileri yaştaki hastalarda ise aktif izlem uygulanır. Düşük ilerleme potansiyeli, düşük PSA değeri olan ve biyopsisinde 1 ya da en fazla 2 parçada kanser saptanan hastalarda belirli bir süre sonra tekrar biyopsi yapılır. Daha ileri vakalarda ise Işın Tedavisi uygulanır. Bu tedavide prostatın dışarıdan ya da içine radyoaktif çekirdekler yerleştirerek tümörün etkisiz hale getirilmesi amaçlanır. Seçeneklerden biri de cerrahi müdahaledir. Prostat kanseri ameliyatı, prostatın tümünün meni kesesi ve meni kanalı son kısmı ile birlikte çıkarılmasıdır. BPH nedeniyle yapılan ameliyattan çok farklı bir uygulamadır. Açık ya da kapalı yapılabilir. Kapalı ameliyat laparoskopik yöntemdir ve standart veya robot yardımlı laparoskopik prostatektomi olmak üzere iki seçeneği vardır. Radyoterapi, açık ameliyat, standart laparoskopik ve robot yardımlı laparoskopik prostatektomi tedavilerinin onkolojik sonuçları vardır. Lokal ileri hastalıkta tedavi seçeneklerinin cerrahi ve radyoterapi olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Ulvi Önder “Radyoterapi ve cerrahi uygulamaları organa sınırlı hastalıktaki gibidir ancak hastalığın yineleme riski yüksek olduğu için genellikle bu evrede kombine tedaviler uygulamak gerekebilir. Radyoterapi ile birlikte ya da öncesi hormonal tedavi, cerrahi öncesi ve/veya sonrası hormonal tedavi ya da cerrahi sonrası radyoterapi tedavi seçenekleri olabilir” diye konuştu. Prof. Dr. Önder “İleri evre hastalıkta standart tedavi seçeneği hormonal tedavidir. Hormonal tedavi erkeklik hormonu testosteronun etkisini engelleyen, bu nedenle prostatın normal ve kanser hücrelerinin gelişimini engelleyerek etki eden, iğne ya da hap şeklinde uygulanan ilaçlardır. Sistemik kemoterapi gibi ciddi yan etkileri yoktur” dedi. Prof. Dr. Ali Ulvi Önder son olarak, prostat kanseri ile ilgili tüm tanı ve evreleme yöntemlerinin yanı sıra, tüm tedavi seçeneklerinin Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde başarı ile uygulandığını söyledi.
tercih robotu