Telefon: +90 (392) 223 64 64 | [email protected]

Kıbrıs Türk İnsan ve Klinik Genetik Derneği, Yakın Doğu Üniversitesi Akademisyenleri Öncülüğünde Kuruldu

Yakın Doğu Üniversitesi akademisyenleri öncülüğünde kurulan Kıbrıs Türk İnsan ve Klinik Genetik Derneği, ilk olağan genel kurul toplantısını gerçekleştirerek faaliyete başladı. 19 Nisan 2022’de Lefkoşa Kaymakamlığı tarafından dernekler siciline kaydı yapılan derneğin Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi 101 Numaralı Salonda gerçekleşen gereken genel kurul toplantısında Divan Kurulu, Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve Disiplin Kurulu üyeleri de belirlendi. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan’ın başkanlık ettiği Divan Kurulu’nda Kıbrıs Türk Tabipler Birliği Temsilcisi Uzm. Dr. Fadime Tülücü ve Sağ. Tek. Nevrez Köreken de üye olarak seçildi. Yakın Doğu Üniversitesi Genetik Tanı Laboratuvarı Sorumlusu Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören’in başkanlığa seçildiği Yönetim Kurulu’na ise Prof. Dr. Rasime Kalkan, Uzm. Hüseyin Öncün, Doç. Dr. Umut Fahrioğlu, Doç. Dr. Pınar Tulay, Dr. Gulten Tuncel ve Uzm. Hakan Aytaçoğlu seçildi. Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören: “Dernek çatısı altında çalışmak isteyen tüm meslektaşlarımızı derneğimize üye olmaya davet ediyoruz.” Kıbrıs Türk İnsan ve Klinik Genetik Derneği Kurucu Başkanı Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören derneğin kuruluş amacı ile ilgili açıklamalar yaptı. “Derneğimizin öncelikli amacı, insan genetiği, klinik genetik ve diğer moleküler bilimler alanlarında çalışanları bir araya getirerek meslek sorunlarını ele almak ve üyeler arası dayanışmayı sağlamak, toplumun genetik hastalıklar konusunda bilgi ve bilinç düzeyinin artırılması için çalışmalar yapmak” diyen Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, bu alanda çalışmalar ve danışmanlık yapan yetkisiz kişilerin engellenmesi, genetik materyal kullanılarak moleküler tanı amaçlı test yapan hastane ve laboratuvarların denetlenmesinin de derneğin öncelikli çalışma alanlarından olacağını söyledi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde genetikle ilgili yasal mevzuatın da oluşturulması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ergören, “Gerekli durumlarda bakanlığa genetik ve moleküler uygulamalar konusunda bilgi vermek, yasa ve tüzük oluşturulmasına katkıda bulunmak, devlet bünyesinde bu alanda gerekli komisyon ve birimlerin kurulmasını sağlamak ve hastalık kontrol ve koruma merkezlerinin kurulması için öncülük etmek de derneğimizin önemli amaçları arasında yer alıyor” dedi. Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, dernek çatısı altında çalışmak isteyen tüm meslektaşlarını da derneğe üye olmaya davet etti.

Sessiz Katil: Hipertansiyon

Fazla tuz tüketimi, aşırı alkol ve stresli yaşam en önemli hipertansiyon nedenleri arasında yer alıyor. Dünyadaki erişkin nüfusun yüzde 26’sının hipertansiyon hastası olduğunu ifade eden Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamza Duygu, 2025 yılında bu oranın yüzde 29’lara ulaşacağını belirtiyor. Yüksek tansiyon veya tıptaki adıyla hipertansiyon, atar damarların içindeki kanın damar duvarına uygulamış olduğu anormal yüksek basınç durumudur. Özellikle birinci derece yakınlarında yüksek tansiyon bulunan aşırı kilolu, fiziksel olarak hareketsiz yaşam tarzına sahip, fazla tuz tüketen, aşırı alkol alan, stresli yaşam şekli olan kişiler ile şeker ya da böbrek hastalarında hipertansiyon görülme riski artıyor. Prof. Dr. Hamza Duygu, “Hipertansiyon tüm dünyadaki önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada geliyor. Hipertansiyon felç, görme kaybı, kalp krizi, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ve tüm diğer atardamarlarda damar sertliğine yol açabilir. T.C Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen çalışması, Türkiye’de her dört ölümden birinin nedeninin hipertansiyon olduğunu ortaya koymuştur” diyor. Hipertansiyon, felç, kalp yetersizliği ve kalp damarlarında sertliğe neden oluyor Yapılan çalışmaların, yüksek tansiyonun felç gelişimini yedi kat, kalp yetersizliğinin gelişimini altı kat, kalp damarlarındaki damar sertliğinin gelişimini ise dört kat artırdığını gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Hamza Duygu, yüksek tansiyonun tüm hastalıklar için değiştirilebilir risk faktörlerinin başında geldiğini belirtti. Prof. Dr. Duygu, “Yüksek tansiyonlu hastalarda kan basıncını 1 – 2 mmHg düşürmek bile kalp damar hastalıklarından ölümlerde önemli azalma sağlamaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, 5 yıllık tedavi ile küçük tansiyonun 5 – 6 mmHg’lık düşürülmesi felçleri yüzde 42, kalp damarlarındaki tıkanıklıklara bağlı olay gelişme olasılığını da yüzde 16 oranında azaltmıştır” Toplumun yaklaşık yüzde 32’si hipertansiyon hastası Dünyadaki erişkin nüfusun yüzde 26’sının hipertansiyonu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hamza Duygu, bu oranın 2025 yılında yüzde 29’lara kadar ulaşacağına dair öngörü bulunduğunu ifade ediyor. Türkiye’de gerçekleştirilen çalışmalar, toplumun yaklaşık yüzde 32’sinde hipertansiyon hastalığı olduğunu gösteriyor. Bu oran kadınlarda yüzde 36 erkeklerde ise yüzde 27.5 dolaylarında. Hipertansiyon sıklığında yaşla birlikte artış eğilimi de görülüyor. Prof. Dr. Hamza Duygu konuyla ilgili: “35 – 64 yaş arasındaki kişilerde hipertansiyon görülme oranı yüzde 42, cinsiyet dağılımında ise erkeklerde yüzde 35 kadınlarda ise yüzde 50 oranında görülmektedir. 65 yaş üstü kişilerde ise hipertansiyon yüzde 75 oranında görülürken, cinsiyet dağılımına göre ise bu oranlar, 65 yaş üstü erkeklerde yüzde 67.2, kadınlarda ise yüzde 81.7’dir” ifadelerini kullanıyor. Hipertansiyon tanısı Büyük tansiyonun 140 mmHg (14 cmHg) ve/veya küçük tansiyonun 90 mmHg (9 cmHg)’nın üzerinde olması hipertansiyon olarak tanımlanıyor. Tansiyon ölçümü yapılırken yarım saat öncesinde sigara, çay veya kahve içilmemesi, ölçümün sessiz sakin bir odada beş-on dakika kadar dinlenildikten sonra yapılması, uygun genişlik ve uzunluktaki bir tansiyon aleti ile (standart koşullarda kol çevresinin en az yüzde 80’ini saracak şekilde, 35 cm uzunluğunda ve 12-13 cm genişliğinde) ölçüm yapılması, kolun tamamıyla çıplak olması, tansiyon aletinin kalp seviyesinde tutulması, iki ölçüm arasında 1-2 dakika kadar süre bırakılması, ilk ölçümlerde her iki koldan alınması (hangisi daha yüksekse o ölçüm kabul edilir) ve yaşlı ile şeker hastalarında oturarak ve ayakta tansiyonun ölçülmesi gerekiyor. Ayrıca doğru tanı için en az iki kez ölçüm yapılması önem taşıyor. Belirtileri Yüksek tansiyonlu hastaların yaklaşık yüzde 90-95’inde bir neden bulunamıyor. Hastaların ancak yüzde 5-10’unda böbrek rahatsızlığı, hormon hastalıkları, aort damarının doğuştan darlığı, ilaçlar ve uykuda solunum durması gibi birtakım hastalıklara bağlı olarak yüksek tansiyon gelişebiliyor. Prof. Dr. Hamza Duygu, “Bu tip yüksek tansiyon, klasik ilaç tedavisine daha az yanıt verdiğinden, esas olan altta yatan hastalığın teşhis ve tedavisidir. Altta yatan hastalık tedavi edildiğinde yüksek tansiyon gerileyebilmekte veya yüksek tansiyonun kontrol altına alınması kolaylaşabilmektedir. Komplikasyonsuz yüksek tansiyon çoğu kez belirti vermez. Belirti vermeden sinsi ilerlediği ve bazen ancak komplikasyona yol açtığında tanı konabildiğinden, yüksek tansiyona “sessiz katil” de denilmektedir. Yüksek tansiyonun belirtilerini; özellikle sabahları ense ve başın arka bölümünde hissedilen baş ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi, sersemlik hissi, burun kanaması, konsantrasyon kaybı şeklinde özetleyebiliriz.” ifadelerini kullanıyor. Tedavi yöntemleri Yüksek tansiyon tedavisi, yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavisi şeklinde iki ana gruba ayrılıyor. Hipertansiyondan korunmak için yaşam tarzının değiştirilmesi gerekiyor. Sigara içmemek, ideal kiloyu korumak, fiziksel egzersiz, aşırı alkol ve tuz tüketiminden kaçınmak, meyve ve sebzeden zengin, kırmızı et ve doymuş yağlardan fakir yiyecekler tüketmek önem taşıyor. Prof. Dr. Hamza Duygu yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili şöyle devam ediyor: “Burada vurgulanması gereken en önemli faktörlerden biri olan aşırı tuz tüketimi, kan basıncını artıran önemli bir faktördür ve her on erişkinin üçünde hipertansiyon nedenidir. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından 2008 yılında yapılan bir çalışmada, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin diğer ülkelere oranla daha fazla olduğu saptanmıştır. Önerilen ortalama günlük tuz miktarı yaklaşık 6 gram iken, Türkiye’deki günlük tuz alımı ortalaması kişi başı 18 gramdır. Bir örnek vermek gerekirse tuz alımı yarıya indirilirse, tüm dünyada bir yıl içinde inme ve kalp krizinden yaklaşık 2.5 milyon insanın hayatı kurtarılabilecektir.

Yakın Doğu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin “Kültürlerarası Çeşitliliği Kucaklamak” Başlığı ile Düzenlediği Festival, 30 Ülkeden Mimarlık Öğrencilerini Bir Araya Getirdi

Yakın Doğu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin 9-13 Mayıs 2022 tarihleri arasında “Kültürlerarası Çeşitliliği Kucaklamak” teması ile düzenlediği festival, fakültede eğitim gören 30 ülkeden mimarlık öğrencilerinin, yerel kültürlerinden izler taşıyan projeleri ile görsel bir şölen yarattı. Yakın Doğu Üniversitesi’nin çok kültürlü öğrenci yapısından ilham alınarak düzenlenen festival, kültürel çeşitliliğin yeni eklektik tarzlar yaratması, karşılıklı öğrenmeyi geliştirmesi ve yaratıcı bir ortamı oluşturması amacıyla düzenlendi. Beş gün boyunca pek çok proje ve etkinlik düzenlendi 9-13 Mayıs tarihleri arasında beş gün süren etkinlikte, aralarında Türkiye, KKTC, Hollanda, Dubai, Nijerya, Filistin, Kazakistan, Mısır, Fas, Filipinler, Mozambik, Pakistan, Ruanda, Sierra, Sudan gibi ülkelerin de yer aldığı 30 ülkeden mimarlık öğrencileri, kendi kültürlerinden fotoğraf ve sembolleri bir mimar gözüyle geleneksel ve çağdaş mimariden de yararlanarak hazırladıkları paftalara yansıttılar. Öğrenciler, diğer ülkelerle ilgili paftaları değerlendirerek kendi ülkeleri ile diğer ülkeler arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları belirledi. Etkinliğin sonraki günlerinde ise “ülke tanıtıcı posterleri”, “skeç (çizim) çalışmaları” ve “ülke soyutlamaları” projeleri hazırlayan öğrenciler, hazırladıkları materyalleri Yakın Doğu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi önünde sergiledi. Düzenlenen ülke posteri yarışmasında ise Nijerya birincilik, Irak ikincilik ve Filistin üçüncülük ödüllerinin sahibi oldu. Ödül töreninde ülkelerinden yerel müzikler eşliğinde dans eden öğrenciler kendi ülke mutfaklarından yemekler yaparak diğer öğrencilere ikram etti. Prof. Dr. Zeynep Onur: “Çeşitlilik, farklı bakış açılarıyla farklı fikirler üretmenin en önemli anahtarlarından biri.” Yakın Doğu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Onur, mimari ve tasarımda çeşitliliğin önemine vurgu yaparak, “Çeşitlilik, farklı bakış açılarıyla farklı fikirler üretmenin en önemli anahtarlarından biri. Günümüzde, her alanda en önemli ihtiyaçlardan biri yaratıcı fikirdir. Farklı nesillerden, cinsiyetten, yaşam tarzlarından, kültür ve kökenlerden gelen insanların karışımından oluşan ekipler başarılı oluyorlar” değerlendirmesini yaptı. Fakültelerinde eğitim gören 30 ülkeden mimarlık öğrencisini bir araya getirdikleri festivalle öğrencilerine bu bilinci aşılamak istediklerini söyleyen Prof. Dr. Onur, “Farklı ülkelerden gelen öğrencilerimizi mimarlık ve sanat genel bakışıyla buluşturarak çok kültürlülüğün önemini kavramalarını hedefledik” dedi.

Bronzlaşmak Sağlıklı Değil!

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, bronzlaşmanın, estetik açıdan tercih edilse de gerçekte derinin hasar görmesi ile harekete geçen kendini koruma mekanizması sonucu oluştuğunu söylüyor. Sıcak yaz günleri ile birlikte güneşin güçlü etkileri birçok cilt sorunu yaratabilir. Güneş ışınları içerisinde UVA, UVB ve UVC olmak üzere üç farklı ultraviyole (uv) ışın bulunduğunu söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, uvb maruziyetinin birinci derece yanıklar oluşturarak deride kızarıklık, ağrı ve ödem oluşturabileceğini söylüyor. Daha uzun süreli hasarlarda ise içi su dolu kabarcıkların oluşmasıyla cilt yanığı, ikinci dereceye dönüşebiliyor. Bronzlaşma cildin kendisini onarma çabasının bir sonucu Bronzlaşma ise güneş yanığı nedeniyle oluşan hasar sonrasında, cildin kendisini onarma çabasının sonucu oluşuyor. Dolayısıyla günümüzde sıklıkla kullanılan “Sağlıklı Bronzlaşma” kavramının gerçekliğinin olmadığını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, bronzlaşmanın, estetik açıdan tercih edilse de gerçekte derinin hasar görmesi sonucu oluşan kendini koruma mekanizması olduğunu ifade etti. Güneş yanıklarına dikkat Güneş yanıkları tedavisinde yatak istirahati, ağızdan bol sıvı desteği, soğuk uygulama ile renksiz ve parfümsüz bir nemlendirici kullanılması gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, yanığın şiddetine bağlı olarak, kızarıklık ve ağrıyı azaltan krem ve hapların da önerildiğini belirtti. Yanığa bağlı deri bütünlüğünün bozulduğu şiddetli durumlarda, kısa süreli ve düşük dozda sistemik steroid tedavisi veya sistemik koruyucu antibiyotik kullanımının gerekebildiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, yanık bölgesine dermatolog tarafından önerilmeyen kremler, cilt temizlik ürünleri, yoğurt, diş macunu, salça gibi uygulamaların yapılmaması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Yrd. Doç. Dr. Mullaaziz, bu uygulamaların yanığın derinleşmesine, sekonder enfeksiyona ve alerjik değişikliklere dönüşmesine neden olabileceğini ifade etti. Güneş ışınları kırışıklık, çil, leke, deri yaşlanması ve kansere neden olabilir Güneş hasarının kısa vadede güneş yanıklarına neden olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, uzun süreli maruziyette ise kırışıklık, çil, güneş lekeleri, deri yaşlanması ve deri kanserlerinin olabileceğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, güneş hasarının ağırlıklı olarak 20 yaşından önceki dönemde oluştuğunu ve çocukluk çağındaki şiddetli güneş yanığı öyküsünün deri kanseri gelişimine yol açtığını belirterek çocukların güneşten korunmasına önem verilmesi gerektiğini ifade etti. Bebekler ilk 6 ay güneşten uzak tutulmalı Bebeklerin ilk 6 aylık dönemde mümkünse güneşten uzak tutulması gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, 6 aydan sonra 20 dakikadan uzun süreli güneş maruziyeti olacaksa kimyasal içermeyen güneş koruyucu ürün kullanılması gerektiğini söyledi. Korunma önerileri Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, güneş yanıklarından korunmak için önerilerde de bulundu. Saat 10:00 ile 17:00 saatleri arasında dışarıda bulunmayın Dışarıya çıkılması gerektiğinde geniş çeperli şapka, güneş gözlüğü, güneş koruyucu ürün kullanın Güneş altında iken 4 saat, deniz kenarında iken 2 saat aralıklarla güneş koruyucu krem kullanın Gölgede veya havuz/deniz içerisinde iken de güneş yanıkları oluşabileceğinden koruyucu önlemlere dikkat edin Özellikle çocukların ve beyaz tenli kişilerin, güneş altında iken açık renkli ve kollu kıyafetler tercih etmelerine özen gösterin

62 Kubbe ve 6 Minaresi ile KKTC’nin En Büyük Camisi Olan Dr. Suat Günsel Camii’nde Sona Yaklaşılıyor…

Kubbe ve minarelerinin, altın renkli paslanmaz çelik krom kaplamaları tamamlanan Dr. Suat Günsel Camii’nin, Yakın Doğu Üniversitesi bünyesindeki sanatçılar tarafından hazırlanan vitrayları da tamamlandı. Temelleri, Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde 2013’te atılan Dr. Suat Günsel Camii’nin yapımında sona yaklaşılıyor. Yakın Doğu Üniversitesi’nin kendi mimar ve mühendisleri tarafından, Osmanlı Mimarisinden esinlenerek tasarlanan 10 bin kişilik Dr. Suat Günsel Camii, 62 kubbe ve 6 minareye sahip. Kubbe ve minarelerinin altın renkli paslanmaz çelik krom kaplamaları tamamlanırken, Yakın Doğu Üniversitesi bünyesindeki sanatçılar tarafından yapılan ve caminin 104 penceresini renklendiren vitrayları da tamamlandı. Kullanılan malzemelere KKTC halkı karar verdi 62 kubbe ve 6 minareye sahip olan ve aynı anda 10 bin kişinin ibadet edebileceği Dr. Suat Günsel Camii’nin minare ve kubbelerinde kullanılan malzemelere yapılan anketle KKTC halkı karar vermişti. 2.215 kişinin katıldığı ankette 1.344 kişi (%61) altın renkli paslanmaz çelik krom kaplama kullanılmasını tercih etti. Caminin dış yüzeyinde ise Kıbrıs adasına özgü beyaz taş kullanıldı. Kıbrıs’ın en büyük ibadet merkezi… Toplam 10 bin kişinin aynı anda ibadet edebileceği Kıbrıs adasının en yüksek kapasiteli camisi olan Dr. Suat Günsel Camii, 36,8 metre yüksekliği ve 23,8 metre çapıyla adanın en büyük ana kubbesine de sahip. Ana kubbe, daha küçük çaplarda 61 adet kubbe ile çevreleniyor. Cami kısmında 27 adet kubbe ile 9 adet yarı kubbe; revak bölümünde ise 26 adet kubbe bulunuyor. Toplamda altı minareye sahip caminin dört minaresinin her biri 76,2 metre yüksekliğinde ve üç şerefeli. Her biri 56,45 metre yüksekliğindeki diğer iki minare ise iki şerefeli.

Yakın Doğu Üniversitesi Araştırmacıları, Mikrobiyolojide Yapay Zeka Uygulamalarındaki Deneyimlerini Bilim Dünyası ile Paylaştı

Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti ve KKTC Mikrobiyoloji Platformu’nun düzenlediği etkinlikle mikrobiyoloji ve sağlıkta “yapay zeka” ile matematiksel modelleme uygulamalarının kullanım alanları ele alındı. Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti’nin internet seminerleri çerçevesinde KKTC Mikrobiyoloji Platformu iş birliği ile düzenlediği etkinlikle mikrobiyolojide “yapay zeka”nın kullanım alanları ele alındı. Türkiye ve KKTC’den 150’nin üzerinde sağlık çalışanı ve mikrobiyoloğun katılımı ile gerçekleştirilen etkinlikte Yakın Doğu Üniversitesi’nden araştırmacıların yaptıkları sunumlar, katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü. Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti çalışma gruplarından TMC-KKTC Mikrobiyoloji Platformu, pandemi sürecinde tüm dünyada kullanılan yapay zeka teknolojisinin, KKTC’de enfeksiyon hastalıkları tanısındaki uygulamalarını ve sağlık alanında sunduğu avantajları içeren bilgi ve gelişmeleri mikrobiyoloji camiası ile paylaştı. Mikrobiyolojide “yapay zeka” her yönüyle tartışıldı Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emrah Ruh ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer’in moderatörlüğünü üstlendiği etkinlikte; Doç. Dr. Dilber Uzun Özşahin “Yapay Zeka ve Sağlık Alanındaki Uygulamaları”; Doç. Dr. Bilgen Kaymakamzade “Tıp Alanında Matematiksel Modellemeler”; Doç. Dr. Ayşe Arıkan Sarıoğlu “Mikrobiyolojik Tanıda Yeni Bir Yaklaşım: Çok Kriterli Karar Verme Teorisi”; Doç. Dr. Meryem Güvenir “Klinik Mikobakteri Laboratuvarında Yapay Zeka Modeli ile Mycobacterium tuberculosis Tanısı: Ön Çalışma Raporu”; Doç. Dr. Buket Baddal “COVID-19 RT-qPCR Tanısını Yapay Zeka Kullanarak Hızlandırabilir miyiz?”; Dr. Emrah Güler “Plasmodium spp. Tanısında Yapay Zeka Kullanımı” başlıklı çalışmalarını sundu. Tıp alanında yapay zekanın yaygınlığı her geçen gün artıyor Yapay Zeka temelli bilgisayar sistemlerinin tıp alanında geniş bir kullanım alanı bulunuyor. Bu yöntemler en yaygın olarak tanı, tedavi ve ilaç geliştirme çalışmalarının yanı sıra, COVID-19 ile mücadelede de kullanım alanı buluyor. Yapay Zeka, basit bir tanımla, fazla sayıdaki verinin birtakım algoritmalar kullanılarak bir çıktı alınması ve bunun sonucunda problemin çözülmesi olarak açıklanıyor. Yapay Zeka temelli yöntemler günümüzde kardiyoloji, endokrinoloji, nefroloji ve gastroenteroloji gibi alanların yanı sıra klinik mikrobiyoloji için de kullanım alanları buluyor. Mikrobiyolojide söz konusu yöntemler mikroskobik tanı, kültürdeki üremenin değerlendirilmesi, antimikrobiyal direncin tahmin edilmesi ve suş tiplendirilmesi gibi amaçlar için umut vaat ediyor. Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Multidisipliner çalışmalarda yapay zeka temelli yöntemlerin uygulanması Mikrobiyoloji alanında yeni ufuklar açacak.” Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, yapay zeka temelli sistemlerin bilime yön vereceğini ve ileride klinik mikrobiyoloji laboratuvarlarında enfeksiyon etkenlerinin tanısı için de bu yöntemlere başvurulabileceğini belirtti. Söz konusu yöntemlerin özellikle COVID-19 salgınının kontrolünde de katkılar koyduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şanlıdağ, araştırma merkezleri arasındaki iş birliğinin artırılarak, multidisipliner çalışmalarda yapay zeka temelli yöntemlerin uygulanmasının Mikrobiyoloji alanına yenilikçi bir yaklaşım getireceğini ifade etti. Düzenlenen etkinlikte en az yapay zeka uygulamaları kadar önemli olan matematiksel modellemenin de ele alındığını söyleyen Prof. Dr. Şanlıdağ, “Özellikle COVID-19 sürecindeki deneyimlerimiz, matematiksel modellemelerin, salgın hastalıkların izlenmesinde ve kontrolünde ufuk açıcı sonuçlar ortaya çıkardığını gördük. Düzenlenen etkinlikte KKTC’de COVID-19’u izlemek için uyguladığımız matematiksel modellemelerle ilgili deneyimlerimizi de bilim dünyası ile paylaştık” değerlendirmesini yaptı.

Türk Kültüründe Kutsallık Atfedilen Bir Bahar Bayramı: Hıdırellez

Yakın Doğu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç Dr. Burak Gökbulut, Türk destanlarında yer alan “Aksakallı” figürünün İslamiyet’le birlikte Hızır’a dönüştüğünü söylüyor. Baharın gelişi, her yıl olduğu, gibi dünyanın pek çok bölgesinde kutlanılmaya devam ediyor. Türk kültüründe önemli bir yeri olan ve bahar bayramı olarak kutlanılan Hıdrellez; biri karada, diğeri denizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve İlyas Peygamberlerinin yeryüzünde buluştukları gün olarak da kabul ediliyor. Yakın Doğu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç Dr. Burak Gökbulut, 2017’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi”ne de aldığı Hıdırellezin kökenleri ile ilgili ilginç bilgiler paylaştı. Her yıl 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez’in Anadolu’nun bazı bölgelerinde 20 Mayıs’ta kutlandığını söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Halk Bilimi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç Dr. Burak Gökbulut, Hıdırellez kelimesinin “Hızır” ve “İlyas” peygamberlerinin isimlerinden türediğini ifade ediyor. Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç Dr. Burak Gökbulut, bugün Türklerin yaşadığı birçok bölgede kutlanan bu bayramı, diğer bahar bayramları gibi tek bir kültüre mal etmenin mümkün olmadığını belirterek; baharın gelişinin Anadolu’dan, Mezopotamya’ya, Türkistan’dan Sibirya Türk yurtlarına, İran’dan Hindistan’a, Orta Doğu’dan Doğu Akdeniz kültürlerine ve Balkanlara kadar birçok kültürde bir gelenek olarak kutlandığını söylüyor. Destanlarda geçen “Aksakallı” motifi İslamiyet sonrası destanlarda Hızır’a dönüştü Hıdırellez’in başkarakterlerinden biri olan “Hızır” motifinin İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türk kültürüne girdiğini vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç Dr. Burak Gökbulut, bu kavramın İslamiyet öncesinde de “Aksakallı” kavramıyla Türk mitolojisinde ve sözlü edebi eserlerinde yer bulduğunu ifade etti. Doç. Dr. Yeniasır ve Doç Dr. Gökbulut, “Özellikle destanlarda geçen ‘Aksakallı’ motifinin İslamiyet sonrası destanlarda Hızır’a dönüşümünü açık şekilde görebiliriz. Bunun yanında Türk halk masallarında, halk hikayelerinde ve efsanelerinde de Hızır motifinin aniden görünüp kaybolan ve başkahramana yardımcı olan olağanüstü bir varlık olarak da sıklıkla karşımıza çıktığı görülür” dedi. Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç Dr. Burak Gökbulut, Hızır inanışının kaynağını da “İslam geleneklerinde de geçen Hızır inanışları, ‘Gılgamış Destanı, İskender Efsanesi, İlyas ile Haham Yeşna Bin Levi hakkındaki Yahudi efsanesi’ gibi kaynaklardan besleniyor. İsmi Kur’an-ı Kerim’de de geçen Hz. İlyas’ın ise İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilen ve soyu Hz. Harun’a dayanan bir peygamber olduğna inanılıyor” ifadesini kullandı. Hıdırellez ritüellerinin kökenleri çeşitli sosyal ve dini yapılarla bağlantılı Türkiye, Kırgızistan, Kazakistan, Altaylar, Özbekistan, Azerbaycan, Balkanlar, Türkistan ve Gagauzya (Gagauz Yeri) gibi Türklerin yaşadığı farklı bölgelerde Hıdırellez geleneği ve buna bağlı inanışlar günümüzde halen yaygın. Türk kültüründe Hızır, Kıdır, Hızır-İlyâs, Hıdrellez, Hızır-Nebi gibi farklı kelimelerle ifade edilen bu kavram, takvimsel olarak da eski kültürde yerini buluyor. Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç Dr. Burak Gökbulut, Hıdırellez kutlamaları sırasında çeşitli uygulamalar yapıldığını söyleyerek, “Bu uygulamaların kökenleri farklıdır ve çeşitli sosyal ve dini yapılarla bağlantılıdır. Yapılan bazı uygulamalar arasında: Ateş yakıp üzerinden atlama, kabir ziyareti, kurban kesme, dualar etme, çeşitli şekillerde dilekler dileme, temizlik yapma, gül ağaçlarına dilek bağlama, akraba ziyaretlerinde bulunma, güne özel çeşitli yiyecekler hazırlama, mesire yerlerinde şenlikler düzenleyip yiyip içerek eğlenme bulunur” ifadesini kullandı.

At Hekimliğinde Güncel Yaklaşımlar, Yakın Doğu Üniversitesi’nde Düzenlenen Sempozyumla Ele Alındı

Uluslararası Veteriner Öğrencileri Birliği Kıbrıs tarafından düzenlenen “At Hekimliğinde Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu” Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Dünya tarihinde en önemli yere sahip olan hayvanların başında atlar gelir. Savaştan seyahate, yük taşımacılığından tarıma kadar pek çok alanda her zaman insanların yanında yer aldılar. Günümüzde ise at yetiştiriciliği ve binicilik hala meraklılarının tutkuyla sürdürdürdüğü uğraşlardan biri. At hekimliği de veteriner hakimliğin önemli alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi ev sahipliğinde, Uluslararası Veteriner Öğrencileri Birliği Kıbrıs (International Veterinary Students Association-IVSA-Cyprus) tarafından düzenlenen “At Hekimliğinde Güncel Yaklaşımlar” sempozyumunda altı oturumda “at hekimliği” ile ilgili pek çok konu ele alındı. Sempozyuma, Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi ve Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden bir çok öğretim üyesi konuşmacı olarak yer aldı. 6 oturumda at hekimliğine dair her şey Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı ve IVSA Cyprus danışman hocası Doç. Dr. İsfendiyar Darbaz ve IVSA Cyprus Başkanı E. Kaan Kaşıkçı’nın konuşmalarıyla başlayan sempozyum altı oturumda tamamlandı. Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hüban Göçmenin başkanlık yaptığı birinci oturumda, Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Seyrek İntaş, kısrakların en önemli infertilite (gebe kalamama) probleminin nedeni olan pnömovagina konusunu çeşitli yönleriyle ele aldı. Doç. Dr. Serkan Sayıner’in oturum başkanlığı ve moderatörlüğünde gerçekleştirilen ikinci oturumda ise İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Dekanı ve aynı zamanda Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Kaşıkçı “Kısraklarda Gebelikte Kan Uyuşmazlığı” isimli sunumunu gerçekleştirdi. Prof. Dr. Kaşıkçı, bir tayın oluşumu, anne karnında büyümesi ve doğumdan sonraki olası problemler hakkında detaylı bilgiler verdi. Doç. Dr. Osman Ergene’nin moderatörlüğünü yaptığı sempozyumun üçüncü oturumunda ise İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Huriye Horoz Kaya “Kısraklarda İkiz Gebelikte Bir Embriyonun Ezilerek Tek Gebeliğin Sağlanması” sunumunu yaptı. Sempozyumun dördüncü oturumunda ise Prof. Dr. Vedat Sağmanlıgil’in moderatörlüğünde Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gülay Deniz, atların beslenmesindeki önemli prensipleri ve dikkat edilmesi gereken hususları katılımcılarla paylaştı. Sempozyumun beşinci oturumu ise Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ege İnce’nin moderatörlüğünde gerçekleşti. Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Veli Yılgör Çırak bir at çiftliğinde parazit mücadelesinin nasıl yapılacağı ile ilgili pratik bilgiler paylaştı. Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. F. Eser Özgencil’in moderatörlüğünde gerçekleşen sempozyumun son oturumunda da Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Seyrek İntaş tarafından “Atlarda Topallık Muayenesi” ile ilgili detaylı bilgiler verdi. Atların topallıklarının tanısı ile ilgili püf noktalara vurgu yapan Prof. İntaş, katılımcıların sorularını da yanıtladı

Üç Boyutlu Görüntüleme ile 4 Santimetrelik Kesiden Kalp Kapağı Ameliyatı

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde 3 boyutlu görüntüleme teknolojileri sayesinde kalp ameliyatları artık 4 santimetrelik küçük kesilerle gerçekleştiriliyor. Mitral kapak yetmezliği bulunan Naci Kaya, bu yöntemle gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu. Günlük hayatta çok önemli bir yere sahip olan teknoloji, sağlık dünyasında da her geçen gün etkisini göstermeye devam ediyor. En zor ve riskli ameliyatlar, teknolojideki gelişmeler sayesinde hem kolay, hem de konforlu bir şekilde gerçekleştiriliyor. Son teknoloji ürünlerle birlikte, geçmişte göğüs kafesinin ön taraftan açılmasını gerektiren pek çok ameliyat da 3 boyutlu görüntüleme teknolojileri sayesinde artık 4 santimetrelik küçük bir kesiden gerçekleştiriliyor. Mitral kapak yetmezliği bulunan Naci Kaya da Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde geçirdiği üç saatlik bir operasyonla sağlığına kavuşarak, ameliyatın dördüncü gününde taburcu edildi. Kalp kapağı ameliyatları artık çok daha güvenli Geleneksel yöntemde göğüs kafesinin ön taraftan açılmasıyla gerçekleştirilen kalp ameliyatları, teknolojideki gelişmeler sayesinde günümüzde koltuk altından ya da göğsün hemen altından 3-4 santimetrelik küçük kesilerle yapılabiliyor. Küçük kesiden içeriye gönderilen kamera ve apartlar sayesinde her türlü kalp kapağı değişimi ve tamiri yapılabiliyor. Özel pnömatik kollara sahip, 3 boyutlu görüntüleme imkanı sağlayan kapalı kamera sistemi, kalp kapağı ameliyatlarında kullanılan son teknoloji ürün olma özelliğini taşıyor. Avrupa’da sayılı, Türkiye’de ise tek bir merkezde kullanılan bu görüntüleme sistemi, Kıbrıs’ta ise sadece Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde bulunuyor. Bu yeni teknoloji sayesinde küçük kesi ile kalp ameliyatları hem çok daha kısa sürede, hem de çok daha güvenli şekilde gerçekleştiriliyor. Ameliyat sırasında kullanılan özel gözlükler, pnömatik kol ve ekran görüntü kalitesi sayesinde cerrahların anatomiye hakimiyeti artıyor. Böylece operasyon süreleri kısalıyor, hasta güvenliği sağlanıyor ve ameliyat başarı şansı artıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özlem Balcıoğlu, bu yöntemdeki ameliyat başarısının, tam ve eksiksiz hastane altyapısı, eğitimli ve deneyimli cerrahi ekip ile uygun hastanın bir araya gelmesi ile elde edildiğini söylüyor. Mitral kapak yetmezliği hastası Naci Kaya 3 saatlik ameliyatla sağlığına kavuştu Mitral kapak yetmezliği nedeniyle Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı uzmanları tarafından takip edilen Naci Kaya’da bu yöntemle sağlığına kavuşan isimlerden. Kaya’nın son dönemde nefes darlığı ve yorgunluk şikayetlerinde artış izlendiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Özlem Balcıoğlu, yapılan ön tetkikler sonucunda hastanın anatomik açıdan küçük kesi ile ameliyat için uygun bulunduğunu belirtti. Gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından Naci Kaya’ya 3 boyutlu kapalı sistem görüntüleme kamerası ve mini torakotomi yöntemi ile göğüs altından 4 santimetrelik kesi yapılarak mitral kapak tamir operasyonu uygulandı. Bu operasyonda mitral kapağın kaçağa sebebiyet veren yaprakçığı tespit edilerek özel dikişlerle tamir edildi. Ardından sentetik bir halka yerleştirilerek tamir işlemi tamamlandı. 3 saatten daha kısa süren ameliyat sonrasında hasta solunum cihazından ayrıldı. 24 saat olmadan yoğun bakımdan yataklı servis izlemine alındı. Ameliyatın dördüncü gününde ise sağlıkla taburcu edildi. Küçük kesi ile yapılan ameliyatlar hastaya ve doktora büyük avantaj sağlıyor 3 boyutlu görüntüleme sistemi, daha küçük alanlarda daha büyük ameliyatlara imkan sağlıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Barçın Özcem, küçük kesiden yapılan ameliyatların hastalara büyük konfor sağladığını söylediği açıklamalarında “Ameliyat süreleri yanında, hastaların yoğun bakım ve yataklı servis izleminde kalış süreleri kısalıyor. Çok daha kısa sürede taburcu olunabiliyor. Klasik yöntemle yapılan ameliyatlar sonrasındaki hareket kısıtlılığı, küçük kesi yönteminde yaşanmıyor. Daha az ağrı hissedilirken, enfeksiyon riski azalıyor. Daha erken iyileşme ile günlük hayata erken dönüş imkanı sağlanıyor. Dışarıdan gelebilecek travmalara karşı göğsü korumak gerekmiyor” diyor. Ameliyat sürecinin her aşamasında ekokardiyografik muayene son derece önemli Hastanın küçük kesiden kalp ameliyatına uygun olup olmadığına ameliyat öncesinde kardiyologlar tarafından yapılan tetkikler sonucu karar veriliyor. Bu tetkikler arasında bilgisayarlı tomografi, anjiyografi ve ekokardiyografi yer alıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Hatice Kemal Günsel, “Bu tür ameliyatlardan önce, hastalara mutlaka ekokardiyografi yapılmalıdır. Uygun hasta seçimi ve kapak yapısının doğru değerlendirilmesi, ameliyat sonrası başarının belirlenmesinde çok önemlidir. Hastamızın ameliyat sırasında da endoskopik eko yöntemiyle kalp kapağı kontrol edilmiş, ameliyat sonunda yapılan kontrollerde de kapağın normal olduğu, hiç kaçırmadığı saptanmıştır. Hastamız bugün artık gayet sağlıklı bir kalbe sahiptir” ifadelerini kullanıyor. Naci Kaya: “Kendimi ameliyat olmuş gibi hissetmiyorum.” Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde geçirdiği üç boyutlu görüntüleme ile 4 santimetrelik kesiden kalp kapağı ameliyatı ile sağlığına kavuşan Naci Kaya, “Yaklaşık bir ay önce mitral kapak yetmezliği teşhisi aldığımda çok korktum. Ancak doktorlarımın beni bilgilendirmeleri bütün korkumu ortadan kaldırdı” diyor. Kısa süre önce 3 saatlik bir operasyon geçiren Kaya, kendisini ameliyat olmuş gibi hissetmediğini de söylüyor. Motor kullandığını ve su sporları ile ilgilendiğini belirten Kaya, ameliyatın ardından günlük yaşamına sorunsuz bir şekilde geri döndüğünü söyledi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi kardiyoloji ekibinin kendisini psikolojik olarak da ameliyata çok iyi hazırladığını söyleyen Naci Kaya, kullanılan son teknoloji cihazlarla kısa sürede sağlığına kavuştuğunu söyledi. Naci Kaya, sağlığına kavuşmaktan duyduğu mutluluğun yanı sıra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde böylesine bir teknolojik altyapı ile bu ameliyatı olmanın ülke adına büyük bir gurur olduğunu da sözlerine ekledi. Mitral kapak nedir? Mitral kapak, kalbin sol tarafında yer alan iki yaprakçığa sahip olan bir kapakçık. Doğuştan, romatizmal ya da yaşa bağlı olarak gelişebilen mitral kapak rahatsızlıkları, yetmezlik ya da darlık şeklinde kendini gösterir. Her iki durumda da mitral kapak ameliyatında küçük kesi yöntemi kullanılabiliyor. Bu yöntemle mitral kapağın tamiri, tamir uygun değilse değişimi güvenli bir şekilde yapılabiliniyor.
tercih robotu