2020’ye Sanatla Veda

Dr. Suat Günsel’in ev sahipliğinde Yakın Doğu Üniversitesi Rektörlük Sergi Salonunda bir araya gelen Güzel Sanatlar Fakültesi akademisyen ve sanatçıları, açılışını yaptıkları 31 parçadan oluşan sergi ile 2020’ye veda ederken 2021’de de aynı üretkenlik ve aşkla üretmeye devam edeceklerini vurguladı. Resim, heykel, seramik ve baskı resimlerinden oluşan 31 eserin yer aldığı sergi açılış töreni, Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İrfan Günsel’in ev sahipliğinde gerçekleşti. 26 sanatçının eserlerinin sergilendiği serginin açılışında, pandemi koşullarında sanatın güçlü ve birleştirici yönü vurgulandı. Prof. Dr. Ali Efdal Özkul: “İnsanlık var oldukça, sanat üretimi de kesintiye uğramadan, kendi yolunu açarak insanlığa değer katmaya devam edecek.” Yakın Doğu Oluşumu Müzeler Daire Başkanı Prof. Dr. Ali Efdal Özkul, yılın son gününde açılan serginin, sanatçıların tüm zorluklara rağmen üretmeye ve mücadeleye devam ettiklerini simgelediğini söyledi. Prof. Dr. Özkul, “Dr. Suat Günsel’in ifade ettiği ‘Sanattır İnsanlığın Tanımı’ sözü çalışmalarımızda bizlere yol gösteriyor. İnsanlık var oldukça, sanat üretimi de kesintiye uğramadan, kendi yolunu açarak insanlığa değer katmaya devam edecek” ifadesini kullandı. Yakın Doğu Üniversitesi Rektörlük Sergi Salonunda açılışı yapılan ve 15 Ocak’a kadar ücretsiz olarak ziyarete açık olacak sergide, plastik sanatların birçok alanında çeşitli konularda ve tekniklerde birbirinden değerli eserler sergileniyor. Kıbrıs Modern Sanat Müzesi için özel olarak hazırlanan ve 367’ıncı sergi olma özelliğini taşıyan sergi ile sanatseverler, ödüllü akademisyen ve sanatçıların eserlerini aynı mekânda bir arada görme fırsatı yakalayacak.

Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü’nün Açıkladığı Verilere Göre KKTC’deki COVID-19 Vakalarının yüzde 56’sı Semptomsuz veya Hafif Seyirli…

Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü COVID-19 PCR Tanı Laboratuvarı’nda yürütülen koronavirüs çalışmasıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki COVID-19 vakalarının özellikleri belirlendi. 25-27 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti (TMC) 2020 Çevrimiçi Mikrobiyoloji Sempozyumu’nda bilim dünyasıyla paylaşılan araştırma sonuçlarına göre, COVID-19 vakalarının, KKTC’de, daha çok semptomsuz veya hafif seyirli olduğu saptandı. Asemptomatik vakaların solunum yolu örneklerinde saptanan virüs miktarının, semptomlu kişilerle benzer olması, COVID-19’un daha hızlı yayılmasına neden olabileceği vurgulandı. 29 Aralık tarihi itibariyle KKTC’de 217 aktif vaka bulunuyor. Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü COVID-19 PCR Tanı Laboratuvarı tarafından açıklanan “SARS-CoV-2 ile Enfekte Asemptomatik ve Semptomatik Vakaların Klinik ve Moleküler Değerlendirmesi” araştırması, Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Prof. Dr. H. Kaya Süer, Prof. Dr. Murat Sayan, Doç. Dr. Buket Baddal, Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, Doç. Dr. Pınar Tülay, Yrd. Doç. Dr. Ayşe Arıkan, Dr. Emrah Güler’in imzasını taşıyor. Araştırma, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi ile Dr. Suat Günsel Girne Üniversitesi Hastanesi’ne 28 Temmuz – 10 Ekim 2020 tarihleri arasında öksürük, halsizlik, ateş, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, koku ve tat duygusu kaybı ve kas/eklem ağrısı semptomları olan veya sağlıklı olup sadece COVID-19 PCR testi yaptırmak amacıyla başvuran 17 bin 71 kişinin sonuçları değerlendirilerek hazırlandı. Vakaların Yüzde 59’unda Temas Öyküsü Yok Yapılan testler sonucunda 91 vaka pozitif olarak saptandı. Olguların 40’ı hafif veya orta dereceli semptomlar gösterirken 51’i herhangi bir semptom göstermedi. En sık görülen semptomlar yüzde 21 oranında ateş ve halsizlik ile yüzde 14 oranında öksürük olarak belirlendi. Hastalığa yakalanıp herhangi bir belirti vermeyen asemptomatik kişilerin oranı ise yüzde 56 olarak saptandı. SARS-CoV-2 pozitif vakaların 2-57 yaş aralığında olduğu belirtilen araştırmada asemptomatik ve semptomatik olguların ortalama yaş aralığı 31-33 saptandı. Belirlenen vakaların 33’ü KKTC, 42’si Türkiye, 16’sı farklı ülke vatandaşlarından oluşuyor. Görülen COVID-19 vakalarında erkeklerin oranı yüzde 67, kadınların oranı ise yüzde 33 olarak ölçüldü. Araştırma sonuçlarına göre, virüsle temas öyküsü olan hastaların oranı yüzde 41’de kalırken, yüzde 59’luk bir kesimin virüsü nereden aldığını bilmediği belirlendi. Virüs yükü yani kişinin solunum sisteminde taşıdığı virüs miktarı, semptomlu vakalarla asemptomatik vakalarda aynı miktarda olduğu için, asemptomatik kişilerin yerel bulaşların artmasında etkili olabileceğine dikkat çekildi. Rehavete Kapılmamalıyız Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, son günlerde yerel vakalarda artış olmasına rağmen, KKTC’nin şu an dünyada en iyi durumda ve güvenilir ülkelerden biri olduğunu ifade ederek, rehavete kapılmadan tedbrilere devam edilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kurallara uyulmadığı sürece sorunun çözülmeyeceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Maske taktığımız sürece büyük oranda korunacağız” ifadesini kullandı. Maske takmanın zorunlu olmadığı zamanlarda toplumun daha duyarlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Şanlıdağ, bireysel tedbirlerin artırılmasının toplum sağlığı açısından önem arz ettiğinin altını çizdi. Sözlerinin devamında,“test sonucunu beklemeden halk arasına karışanlar, kişisel sorumluluk üstlenmelidir” uyarısında bulundu. Grip ile COVID-19’u Belirleyen Testler Başlatılıyor Her semptomlu kişinin COVID-19 olduğu anlamına gelmediğine de dikkat çeken Prof. Dr. Şanlıdağ, virüsle grip arasındaki ayrımı belirleyebilmek için ‘Moleküler Testler’ başlatacaklarını söyledi. Prof. Dr. Şanlıdağ, “Basit bir soğuk algınlığına neden olan virüs bile COVID-19’la benzer semptomlar gösterebiliyor. COVID-19 ve influenza (grip) ayırımı yapabilmek ve hangi tedavinin uygulanması gerektiğini belirlemek için moleküler testler başlatacağız” dedi.

Kalp Krizi Geçiren Hastanın Kalbinde Oluşan Delik, Kıbrıs’ta İlk Kez Uygulanan Şemsiye Yöntemiyle Kapatıldı

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’ne getirildiğinde kalp krizi geçirdiği anlaşılan 82 yaşındaki hastanın kalp kasında, Kardiyoloji Anabilim Dalı tarafından yapılan tetkiklerde, geçirdiği kriz nedeniyle yırtık meydana geldiği saptandı. Hasta, ameliyat riskinin de çok yüksek olması nedeniyle, şemsiye yöntemiyle ameliyatsız tedavi edildi. Prof. Dr. Hamza Duygu: “Kalp krizi ile gelişen kalp kası yırtığı ölümcül bir durumdur.” Kalp krizi sonrası kalp kasında yırtık gelişmesinin son derece ölümcül olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hamza Duygu, çok nadir rastlanan bu durumun, genellikle hastaneye geç başvurmaktan kaynaklandığını söyledi. Prof. Dr. Hamza Duygu, kalp kasında yırtılmanın daha çok, ileri yaştaki kadın hastalarda ve yüksek tansiyon hastalarında görüldüğünü kaydetti. Hastaların Hayatı Erken ve Doğru Müdahaleyle Kurtulabilir Prof. Dr. Hamza Duygu, gerekli müdahalenin yapılmadığı bu durumdaki hastaların tamamına yakınının kaybedildiğini ifade etti. Prof. Dr. Duygu, “Bu tür hastalar hastaneye daha çok şok tablosuyla ve tansiyon alınamayacak durumda getiriliyor. Erken tanı koyulamayıp, gerekli müdahalenin yapılmadığı hastalar genellikle bir hafta içinde kaybediliyor” değerlendirmesi yaptı. Kalp kası yırtığının tedavisinin iki yöntemi bulunuyor. Açık kalp ameliyatı ile gerçekleştirilebilen operasyon, hasta, genel anestezi alamayacak durumda ise ameliyatsız şemsiye yöntemi ile de gerçekleştirilebiliyor. Prof. Dr. Hamza Duygu, “Bu tip hastalarda, yeni kalp krizi geçirmiş olması nedeniyle kalp kası ve etrafındaki dokunun gevrek ve kırılgan olması nedeniyle ameliyat seçeneği son derece zordur. Dikişlerin tutması da problemli hale gelmektedir” ifadesini kullanıyor. Ameliyatsız Şemsiye Yöntemi Nasıl Uygulanır? Ameliyatsız şemsiye yönteminde, anjiyografik işlemle hastanın göğüs kafesi açılmaksızın kasık atardamarından girilerek 14 mm’lik şemsiye şeklindeki bir cihazla kalp kasındaki delik kapatılıyor. Bu yöntemin avantajı, hastaya derin bir anestezi uygulanmasına gerek olmamasıdır. Hasta birkaç saat sonra kendine gelerek ayağa kalkabiliyor. İşlem sonrası hasta şok tablosundan derhal çıkarak bağlı olduğu kalp pompasından birkaç saat içinde ayrılabiliyor. Bu işlemde üç boyutlu yöntemlerle kalp görüntülemesi de son derece önemlidir. Bu tür işlemler ancak bu konuda deneyimli bir ekip ve teknik alt yapısı olan merkezlerde uygulanması gerektiğini söyleyen, Prof. Dr. Hamza Duygu “Aksi takdirde işlem sırasında ölümcül komplikasyonlarla karşı karşıya kalınabilir” diyor.

“Çocuklarımızı Sanal Düşmandan Koruyoruz” Projesinin Sonuçları Açıklandı: İnternet Bağımlılığı, En Az Uyuşturucu Bağımlılığı Kadar Tehlikeli

Yakın Doğu Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi (YABEM) ve Başbakanlık Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu öncülüğünde, Gönyeli Belediyesi, Girne Belediyesi, Değirmenlik Belediyesi, Beyarmudu Belediyesi ve Lefkoşa Türk Belediyesi’nin desteği ile hayata geçirilen “Çocukları Sanal Düşmandan Koruyoruz” projesi kapsamında gerçekleştirilen anne-baba eğitimleri tamamlandı. Proje kapsamında çocukların internet kullanım düzeyleri, internet bağımlılık durumları ve anne babaların, çocuklarının internet kullanımına yönelik yaşadıkları sorunların belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen proje ile Beyarmudu, Girne, Değirmenlik, Lefkoşa ve Gönyeli’de anne-babalara eğitimler verildi. Projenin Şubat 2021’de başlayacak ikinci ayağında ise Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın da dahil olmasıyla, konuyla ilgili öğretmenlere de eğitimler verilecek. “Çocukları Sanal Düşmandan Koruyoruz” projesinin sonuçları Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Turuncu Salon’da düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. Toplantıda, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Murat Tüzünkan, Yakın Doğu Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi Müdürü Doç. Dr. Çiğdem Hürsen, Başbakanlık Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu, Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip, Gönyeli Belediyesi temsilcisi Şahin Karasalih ve Girne Belediyesi temsilcisi Misli Kadıoğlu hazır bulundu. Ebeveynlere Sanal Tehditler Anlatıldı Girne Üniversitesi Bilgisayar Teknolojileri Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Erinç Erçağ ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ayhan Çakıcı tarafından verilen eğitimlerde, anne-babalara sanal ortamlardaki tehlikeler tanıtılarak, çocukların sanal düşmanlardan nasıl korunabileceği anlatıldı. Siber zorbalık, siber avcılar, gizli bilgiler yayınlama, kimlik avı, dolandırıcılık, kötü amaçlı yazılımlar, bilgi güvenliği ve ihlali, kişisel verilerin ve kişisel bilgilerin güvenliği, aile koruma yazılımları, sosyal paylaşım ağlarında ayarlar, bağımlılık, internet bağımlılığı, oyun bağımlılığı, zamanı etkili kullanma ve internet bağımlılığına yönelik çözüm önerileri konularında eğitimler verildi. İnternette En fazla Oyun Oynamak İçin Vakit Geçiriliyor… Eğitimlere katılan anne-babaların görüşlerinden elde edilen sonuçlara göre, interneti aktif olarak kullanan çocukların günde en az 3 saat internette vakit geçirdikleri ortaya çıktı. Çocukların interneti akademik çalışma, iletişim kurma, oyun oynama, yeni arkadaşlar edinme, müzik dinleme, sosyal medya kullanımı ve film belgesel gibi videoları izlemek amacıyla kullandığı belirlendi. Literatürde haftalık 8-10 saati aşan bilgisayar ve internet kullanımı bağımlılık olarak ifade ediliyor. Projede yer alan 52 velinin 26’sında çocuklarının haftada 21 saat ve üzerinde internet/bilgisayar kullandığı belirlendi. Anne babalar, çocuklarının interneti güvenli kullanabilmesi konusunda eğitime ihtiyaç olduğunu ifade ediyor. Doç. Dr. Tüzünkan: “Anne-Babaların Güvenli İnternet Kullanımı Konusunda Eğitime İhtiyacı var…” Toplantıda ilk sözü alan Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Murat Tüzünkan, yedi kurumun işbirliğiyle gerçekleştirilen projenin, ailelerin yüzde 80’inin çocuklarının internet kullanımlarının güvenli olup olmadığı ile ilgili bilgileri olmadığını gösterdiğini dile getirdi. COVID-19’la birlikte öğrenciler ve çocukların teknolojik cihazlar ve internetle çok daha fazla haşır neşir olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Tüzünkan, çocukların internet kullanımı artışının onları internet bağımlısı haline getirdiği uyarısı yaptı. Çocuklarımızın kişisel, sosyal ve akademik yönlerini olumsuz yönde etkileyen ekran bağımlılığı konusunda ebeveynlerin bilgilendirilmesinin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Tüzünkan, “Anne babalar, çocuklarını teknolojinin olumsuz etkilerinden korumak konusunda yetersiz kalabiliyor. Çocukların siber dünya konusunda bilgilendirilmeleri ve güvenliklerinin sağlanması için bir takım önlemler alınması gerekiyor. Bu proje, ebeveynleri almaları gereken önlemler hakkında bilgilendirmek için son derece önem taşıyor” dedi. Doç. Dr. Çiğdem Hürsen: “Çocuklar Sosyalleşmek Yerine İnternette Vakit Geçirmeyi Tercih Ediyor…” Projenin büyük emeklerle gerçekleştiğini dile getiren Yakın Doğu Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi (YABEM) Başkanı Doç. Dr. Çiğdem Hürsen de önemli sonuçlar elde ettiklerini belirtti. Eğitimlere 75 ailenin katıldığını dile getiren Çiğdem Hürsen, araştırmaya katılan 36 çocuğun günde 3 saatten fazla internette vakit geçirdiğini söyledi. Çocukların intertte vakit geçirirken ne yaptıklarının önemli olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Hürsen, çocukların büyük bir kısmının interneti oyun oynamak için kullandığını söyledi. Doç. Dr. Hürsen, bu durumun çocukların akademik hayatını, performans ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkilediğine vurgu yaptı. Araştırmanın ortaya koyduğu korkutucu sonuçlardan biri de çocukların aileleri ile vakit geçirmek yerine internette zaman geçirmeyi tercih ettiklerini göstermesi. Hasan Karaokçu: “Topluma Çözüm Önerileri Sunmaya Devam Edeceğiz…” Başbakanlık Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu Hasan Karaokçu da, Yakın Doğu Üniversitesi ve yerel yönetimlerin işbirliğiyle sosyal medya ve internet bağımlığı konusunda çok güzel bir proje yarattıklarını dile getirdi. Karaokçu, “Bütün toplumu sanal düşmandan korumaya yönelik bir projeydi. Ön çalışma olarak ailelerin durumunu tespit ettik. Değerli veriler elde ettik. Bu konuda yapacak daha çok işimiz olduğunu gördük. Topluma ve ailelere yönelik bilimsel veriler ışığında çözüm önerilerini ortaya koymaya devam edeceğiz. Tüm emek verenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu. İlker Edip: “Toplum Adına Yapılması Gereken Değerli Projelerden Biri…” Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip de, yerel yönetimler olarak projede yer almaktan duydukları mutluluğu dile getirdi. Belediye Başkanı Edip, yerel yönetimlerin vatandaşa en yakın kurumlardan biri olduğunu dile getirerek, pandemi sürecinde gerekli tedbirleirn alınarak eğitimlerin yapılmasını sağladıklarını söyledi. Pandemi döneminde internet bağımlılığının arttığına değinen Edip, ciddi bir çalışma yapıldığından söz etti. İlker Edip, toplumu ilgilendiren projeler içerisinde yer allmaya ve destek vermeye devam edeceklerini sözlerine ekledi. Misli Kadıoğlu: “ Çalışmaya Destek Vermekten Mutluluk Duyuyoruz…” Girne Belediyesi’nin bilimsel çalışmalar, kurumlar arası ilişkilere önem verdiğini dile getiren Girne Belediyesi Temsilcisi Misli Kadıoğlu da, çalışmaya destek vermekten büyük mutluluk duyduklarını ifade etti. Bağımlı değil, özgür, bilinçli, sağlıklı, iletişimi güçlü bireyler için kurumlar arası işbirliklerinin önemli olduğuna değinen Kadıoğlu, dijital dünyaya karşı bilinçlenmek ve çocukların korunmasının önemli olduğunun altını çizdi. Projenin farklı ayaklarında da yer almaktan mutluluk duyacaklarını ifade etti. Şahin Karasalih: “Proje bize ışık oldu…” Gönyeli Belediyesi temsilcisi Şahin Karasalih ise projede yer almaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi. Proje sonuçlarından sosyal, psikolojik olarak riskli ve tehlikeli bir durumun söz konusu olduğunun ortaya konduğunu dile getiren Karasalih, projenin sosyal politikaların belirlenmesi bakımından önemli sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti.

526 Saatlik Çalışmayla Tamamlanan ve Bir Müzede Sergilenen En Büyük Linol Baskı Eser Olacak “Panoramik Alasya”, Ocak Ayından İtibaren Surlariçi Şehir Müzesinde

Yaşayan bir kent müzesi olan Surlariçi Şehir Müzesi, sanat severlerin beğenisine sunduğu yeni eserlerle envanterini güçlendirmeye devam ediyor. Yrd. Doç Dr. Yücel Yazgın tarafından yapılan, şu ana kadar tek kişinin çalıştığı, tek parça şablondan basılmış ve müze koleksiyonunda bulunan “linol baskı tekniği” ile üretilmiş en büyük eser olma özelliği taşıyan “Panoramik Alasya”, Ocak ayından itibaren Surlariçi Şehir Müzesinde sergilenmeye başlanacak. Surlariçi Şehir Müzesinde her ay yeni bir önemli sanat eseri ya da koleksiyon sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Böylece yaşayan bir müze olarak Surlariçi Şehir Müzesi devamlı olarak envanterini güncellendirerek, ziyaretçilerine sürekli yeni eserler sunacak. 526 Saatlik Çalışma İle Tamamlandı Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Yücel Yazgın, yaklaşık 1’e 3 metre ebatlarına olan “Panoramik Alasya” eserini, 2019’da Kıbrıs Modern Sanat Müzesi tarafından, tarihin en büyük bilginlerinden Harizmi’nin adına verilen Alasya ödülünü aldığında yapmaya karar veriyor. “Bu ödülü aldıktan sonra, hem Alasya, hem de bilim insanı Harizmî adına yakışır bir proje geliştirmem gerektiğini düşündüm” diyen Yrd. Doç Dr. Yücel Yazgın, eseri tek başına 526 saatlik bir çalışmayla tamamladığını söyledi. Eserde kullanılan görsellerin seçimi 6 saat, panoramik bir görüntüye dönüştürülmesi 10 saat, 35×50 cm kağıt üzerine siyah keçe kalemlerle ilk örneğinin işlenmesi 35 saat, 100×280 cm ölçüsünde kağıt üzerine siyah keçe kalemlerle işlenmesi için 140 saat emek harcandı. Eserin şablona aktarılması ise 70 saat sürdü. Sabit keçe kalemlerle, linol üzerine aktarılan resim, farklı form ve ağız genişliğine sahip linol kazıma bıçakları ile toplam 257 saatlik bir kazıma çalışması sonucunda sisli Girne dağlarının ve bulutlarının ifadesi olarak ortaya çıkarıldı. Kazıma işlemi sırasında, bıçakların farklı şekil ve genişlikleri ile kazıma yönü değişkeni kullanılarak antik yerleşkelerdeki karmaşık hayatın izleri ve Girne dağları üzerinden rüzgarla savrulup süzülerek meserya ovasına doğru inen bulutların süzülüşleri betimlendi. Kazıma işleminin tamamlanması ile baskı işlemi geleneksel yöntemlerle 8 saatte tamamlandı. Böylece Yrd. Doç Dr. Yücel Yazgın “Panoramik Alasya” eserini toplamda 526 saatlik bir çalışma ile tamamlamış oldu.

Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Koronavirüs, Yapısı İtibariyle Binlerce Kez Mutasyona Uğrayabilir”

COVID-19’a neden olan koronavirüsün başta İngiltere olmak üzere Avrupa’da mutasyona uğradığı haberi tüm dünyada endişe yarattı. Mutasyona uğrayan koronavirüs hakkında bilim insanlarının yaptığı değerlendirmeler virüsün yüzde 70 daha bulaşıcı olabileceğini ortaya koydu. Yeni türün çok daha hızlı yayıldığı uyarısı yapılsa da, hastalığın daha ağır geçirilmesine neden olduğu ya da daha yüksek ölüm oranına sahip olduğunu gösteren herhangi bir bulgu saptanamadı. Virüsün, geliştirilen aşıların etkinliğini nasıl etkileyeceği ise yeni bir tartışma başlattı. İngiltere’de ortaya çıkan koronasvirüs mutasyonuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Virüsler zamanla mutasyona uğrar. Bu doğal ve beklenen bir durumdur. Koronavirüs, yapısı itibariyle binlerce kez mutasyona uğrayabilir. Bunlar arasında birkaç mutasyon önemlidir. Bazı mutasyonlar, virüsün hücreye bağlanmasını etkileyerek bulaştırıcılığını artırabilir. Bu mutasyonların RNA aşılarının etkinliğinde olumsuz etki yaratma olasılığını değerlendirebilmek için daha fazla veriye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Şanlıdağ ayrıca, “Yüzde 70 daha bulaşıcı hale gelen yeni türün, aşıları etkisiz kılacağına dair kesin veriler elde edilinceye kadar net bir şey söyleyebilmemiz mümkün değil” dedi. Mutasyona uğrayan yeni koronavirüs varyantının VUI – 202012/01 olarak isimlendirdiğini söyleyen Prof. Dr. Şanlıdağ, ayrıca önemli mutasyonların N501Y, Y145, P681H ve 69-70 şeklinde kodlandığını belirtti. Yeni virüs, İngiltere dışında Hollanda, Danimarka, Belçika, İtalya ve Afrika’da da görüldü. Ne Yapmalıyız? Yeni mutasyonun dünya çapında panik dalgası yarattığına dikkat çeken Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, varyant ya da eski virüs fark etmeksizin virüsün yayılmasını önlemek için maske ve mesafe kuralına dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Şanlıdağ, “Sosyal izolasyona uymaya, maskemizi kullanmaya ve mesafeye dikkat etmeye devam etmeliyiz” şeklinde konuştu.

Kıbrıs Modern Sanat Müzesi İçin Hazırlanan ‘COVID-19’ Esinli Eserler Güney Kore’de Ödüle Layık Görüldü

Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Gökhan Okur’un pandemi döneminde Kıbrıs Modern Sanat Müzesi için hazırladığı COVID-19 konulu eserleri Güney Kore’de düzenlenen “Bio-Art Yarışması”nda ödül aldı. Medicinal Bioconvergence Research Center (Biocon) ve Seoulin Bio Science tarafından “Virüs ve İnsan” temasıyla bu yıl 8’incisi düzenlenen yarışmada, Dr. Gökhan Okur’un“Corona Fish” isimli baskı resmi jüri özel ödülüne, “Covid-19 Jail” isimli dijital illüstrasyonu ise sergilenmeye layık görüldü. Sanat ve Bilimin Güçbirliği Sanatı bilimle birleştirmeyi amaçlayan kültürel bir etkinlik olan Bio-Art Yarışması, dijital fotoğrafçılık, mikroskop fotoğrafçılığı, bilgisayar grafikleri ve video klip olmak üzere dört kategoride gerçekleşiyor. Tüm dünyayı saran COVID-19’a karşı, uluslararası toplumun her zamankinden daha fazla işbirliği yapması gerektiğini savunan organizasyon buna dikkat çekmek için 8’inci kez düzenlenen Bio-Art Yarışmasının temasını “Virüs ve İnsan” olarak belirledi. Dr. Gökhan Okur: “Çalışmalarımda, insanların diğer bütün varlıklarla bir uyum içinde yaşaması gerektiğini anlattım.” İki eseriyle Güney Kore’de düzenlenen “Bio-Art Yarışması”nda ödül alan Dr. Gökhan Okur, Yakın Doğu Üniversitesinin salgın döneminde de sanatsal çalışmalarına devam ettiğine vurgu yaparak bu süreçte, COVID-19 temalı sergilerin sanatseverlerin beğenisine sunulduğunu söyledi. Dr. Okur, Kıbrıs Modern Sanat Müzesi tarafından gerçekleştirilen “COVID-19”temalı sergiler için ürettiği çalışmalarının, bilim ve sanatı birleştiren bir organizasyon tarafından ödüllendirilerek geniş kitlelerle paylaşılmasından mutluluk duyduğunu söyledi. Dr. Gökhan Okur, “Çalışmalarımda, insanların yaşamın bir parçası olarak diğer bütün varlıklarla bir uyum içinde yaşaması gerektiğini anlattım” dedi.

KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Envanterine Kayıtlı, Orijinal Eserlerden Oluşan 16 Parçalık Koleksiyon, İlk Kez, Surlariçi Şehir Müzesinde Halkla Buluşacak. Eserler, 29 Aralık’tan İtibaren 3 Ay Boyunca Ziyarete Açık Olacak

Yakın Doğu Oluşumu Müzeler Daire Başkanlığı’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına bağlı KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi ile 23 Aralık 2020 tarihinde imzaladığı işbirliği protokolü ile Kıbrıs tarihine ışık tutan bir çok orijinal tarihi eser ve sanat eseri, ilk kez Surlariçi Şehir Müzesinde halkla buluşacak. Kıbrıs ve Lefkoşa’nın tarihi ve kültürü ile ilgili çok özel eserlerin yer aldığı ilk koleksiyon, 29 Aralık’tan itibaren 3 ay boyunca, Surlariçi Şehir Müzesinde sergilenmek üzere teslim alındı. İlk kez gün ışığına çıkacak orijinal eserler arasında altın varaklı el yazmaları, boyları 1,5 metreyi bulan fermanlar, Kıbrıs’ta günümüze ulaşabilen en eski Osmanlı beratı olan 387 yıllık IV. Murat tuğralı Mülkname, fotoğraflar, nüfus defterleri, haritalar ve mahkeme kayıtları yer alıyor. 3 ay boyunca Surlariçi Şehir Müzesinde sergilenecek olan eserler, Mart ayı sonuna kadar ziyarete açık olacak. Eserler, daha sonra KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi’ne teslim edilerek, sergilenmek üzere yeni bir koleksiyon alınacak. Surlariçi Şehir Müzesi, KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi ile yaptığı protokolle birlikte yaklaşık bir ay önce Kıbrıs Vakıflar İdaresi ile yapılan işbirliği protokolüne bir yenisini ekledi. Böylece Surlariçi Şehir Müzesinin envanteri kültürel ve tarihi değerlerimizi ilk kez halkla buluşturmaya devam edecek. Eşsiz Orijinal Eserler 3 boyunca Surlariçi Şehir Müzesinde Yakın Doğu Oluşumu Müzeler Daire Başkanlığı ile KKTC Cumhurbaşkanlığına bağlı KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi arasında imzalanan işbirliği protokolü ile ilk etapta sergilenecek olan eserler arasında el yazması altın varaklı, tezhipli Arapça yazılmış tefsir ve felsefe kitapları, 17’inci ve 18’inci yüzyıla ait beratlar, 20’inci yüzyıl başlarına ait hüccetler (mahkeme kayıtları), 1877-78 yılına ait Kukla Kazası’nda yaşayan Kıbrıslı Türklerin yazıldığı nüfus defteri, 20’inci yüzyıl başlarına ait işitme engelliler okulu öğretmenleri ve öğrencileri fotoğrafı ile Lefkoşa Rüştiye Mektebi öğrencileri ve öğretmenleri fotoğrafı, Lefkoşa’daki Evkaf yazışmalarının gösterildiği defterler, Mağusa tren istasyonunun el çizimi planı ile Hidrografer Amiral Sir Wharton tarafından, Doğu Akdeniz’deki denizaltılar için denizdeki derinlikleri gösteren 1917 tarihli oşinografi haritası yer alıyor. Sergilenecek olan beratlardan 16 Ağustos 1821 tarihli, Kıbrıs Başpiskoposlarından Yovakim (Joakim)’e ait tayin beratı belgesi içerik olarak da ayrıca önem taşıyor. İlgili tayin beratında 1821’de Mora yarımadasında meydana gelen Yunan isyanına destek olmak için adada planlanan isyan girişiminin planlayıcısı olduğu suçlamasıyla idam edilen Başpiskopos Konomo Kibriyanos (Kyprianos) ile üç metropolitin idam edilme gerekçesi de yer alıyor. Söz konusu tayin beratının boyu ise 1,5 metreyi aşıyor. Sergilenecek olan diğer bir berat ise Celi Divani hattıyla yazılmış, IV. Murat devrine ait bir eser. 387 yıllık bu belgenin en dikkat çeken tarafı ise tuğrasının ihtişamı. Ayrıca söz konusu Mülkname, Kıbrıs’ta günümüze ulaşabilen en eski Osmanlı dönemi beratları arasında yer alıyor. Dr. Ejdan Sadrazam: “Yakın Doğu Üniversitesi ile imzaladığımız protokol sayesinde arşivlik malzememizi, çağdaş bir ortamda halkımızla paylaşma olanağına kavuşmuş olduk.” KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi’nin “geçmişimizi gelecek için biriktirme” misyonu ile tarihi değerleri Kıbırs Türk Halkı ile paylaşmayı önemsediğine vurgu yapan KKTC Cumhurbaşkanlığı Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Müdürü Dr. Ejdan Sadrazam, “Yakın Doğu Üniversitesi ile bugün gerçekleştirdiğimiz protokol sayesinde arşivlik malzememizi, çağdaş bir ortamda halkımızla paylaşma olanağına kavuşmuş olduk. Tüm halkımızı tarihimizle öğünç ve mutluluk duyacağına inandığımız sergimize bekliyoruz” dedi. Prof. Dr. Ali Efdal Özkul: “Surlariçi Şehir Müzesi, Kıbrıs Türk tarihini gün ışığına çıkarmaya devam edecek.” Yakın Doğu Oluşumu Müzeler Daire Başkanı Prof. Dr. Ali Efdal Özkul, KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi ve Kıbrıs Vakıflar İdaresi ile imzaladıkları protokollerle Kıbrıs Türk Tarihini halkla buluşturmaya devam edeceklerinin altını çizerek, “Surlariçi Şehir Müzesi, Kıbrıs Türk tarihini gün ışığına çıkarmaya devam edecek” dedi. Açılışı yapılacak serginin kalıcı olmayacağını da hatırlatan Prof. Dr. Ali Efdal Özkul, KKTC halkını, üç ay boyunca ziyarete açık olacak olan sergiyi ziyaret ederek, ilk kez görme şansına erişecekleri eserleri görme fırsatını kaçırmamaları için Surlariçi Şehir Müzesine davet etti.
tercih robotu