Telefon: +90 (392) 223 64 64 | [email protected]

Yakın Doğu Üniversitesi Online Olarak Düzenlenen I. Uluslararası Türkçe, Edebiyat, Kültür ve Eğitim Sempozyumunda Temsil Edildi

Birçok farklı ülkeden çok sayıda bilim insanının katıldığı sempozyuma, Yakın Doğu Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç. Dr. Burak Gökbulut, “Tarihi Olay – Edebi Metin İlişkileri Açısından Özker Yaşın’ın Bayraktar Türküsü ile Zafer ve Bağış Adlı Oyunlarına Bir Bakış” isimli bildiriyle katkı koydular. “Edebî Eserler Millî Kimliğin Oluşmasında Büyük Bir Önem Arzediyor” Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğüne açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Mustafa Yeniasır, Doç. Dr. Burak Gökbulut özetle şunları söylediler: “Edebî eserler millî kimliğin oluşmasında büyük bir önem arz etmektedir. Kıbrıs Türk edebiyatında özellikle Süleyman Uluçamgil, Ahmet Gazioğlu ve Özker Yaşın gibi sanatçıların kaleme aldıkları eserler incelendiğinde genel olarak ait oldukları toplumun duyuş ve düşünüşünü, Kıbrıs Türklerinin süreç içerisinde yaşamış olduğu acı ve sıkıntıları yansıttıkları söylenebilir. Özker Yaşın’ın kaleme almış olduğu Bayraktar Türküsü ile Zafer ve Bağış adlı oyunları tarih – edebiyat ilişkileri bağlamında incelendiğinde tarihî gerçeklerle büyük ölçüde uygunluk gösterdiği söylenebilir. Yaşın, her iki eserde de olayları tarihî gerçekler üzerine kurarken, dönemin kültürel özelliklerini de vermeye özen göstermiştir. Özellikle Zafer ve Bağış adlı oyunda; dönemin önemli şairlerine, mimari yapılarına ve Osmanlı sarayı ile ilgili birtakım ayrıntılara da yer vermiştir. Zafer ve Bağış isimli oyununu yazmaya başlamadan önce II. Selim devrine, Yasef Nasi’ye ve Kıbrıs’ın fethine ilişkin her şeyi okuduğunu söyleyen Yaşın, özellikle Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Sokollu Mehmet Paşa gibi birtakım tarihî şahsiyetlerin özelliklerini verirken oldukça objektif davranmış, sözü edilen şahsiyetlerin eksik yönlerini veya yapmış oldukları yanlışları da söylemekten çekinmemiştir. 1571 yılında Kıbrıs’ın fethini ve 1958’li yıllarda Kıbrıs Türklerinin yaşadığı acı ve sıkıntıları edebî açıdan yeniden kurgulayan Özker Yaşın’ın, her iki eseri de Kıbrıs tarihi derslerinde tamamlayıcı bir unsur olarak rahatlıkla kullanılabilir. Yaşın’ın her iki eserinin de Kıbrıs tarihinin öğretimine önemli bir katkı sağlayacağı söylenebilir.

Hamilelik Döneminde Nasıl Beslenilmeli?

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Özlen Emekçi Özay, En Sık Sorulan Sorulardan Biri Olan “Gebelik Döneminde Neler Yemeliyim?” Sorusuna Cevap Verdi. Uzmanı Dr. Özlen Emekçi Özay Yaptığı Açıklamada, Hayatın Her Döneminde Olduğu gibi Gebelik Döneminde de Büyük Önem Taşıyan Sağlıklı Beslenmenin, Gebeliğin Seyrinde ve Sonucunda Büyük Etkilerinin Bulunduğunu, Hamilelik Döneminde Gelişmekte Olan Bebeğin Gereksinimlerini Karşılamanın Rahat ve Sorunsuz Bir Hamilelik Geçirmek Açısından Dikkat Edilmesi Gereken Bir Husus Olduğunu Vurguladı. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay: “İlk Üç Ayda Ortalama 0.5 Kg – 1 Kg, Sonraki Dönemlerde ise Ayda Ortalama 1.5 Kg – 2 Kg Alınması Normaldir” Ciddi beslenme bozukluğuna sahip olan kadınların çocuklarının sağlık problemleri yaşadığını belirten Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, hamilelik sürecinde temel besin kaynakları olan karbonhidrat, protein, yağ ve vitamin gereksinimlerinin vücutta artığını, buna bağlı olarak kalori miktarında da artış görüldüğünü ifade ederek şunları söyledi: “Gebe olan ile olmayan kadınlar arasındaki kalori gereksinim farkı sadece 300 kaloridir ve bu her öğünde 1 – 2 kaşık fazla yenilerek karşılanabilecek bir farktır. Önemli olan fazla miktarda yemek ve kilo almak değil, gerekli olan maddeleri dengeli ve yeterli miktarda almaktır. Anne adayı yeterli beslenerek ortalama 11 – 13 kg almalıdır. Gebelikte kilo takibi yapılmalıdır. İlk üç ayda ortalama 0.5 kg – 1 kg, sonraki dönemlerde ise ayda ortalama 1.5 kg – 2 kg alınması normaldir.” Hamilelikte Öğün Sayısını Beşe Çıkarın Hamilelik döneminde beslenme düzeninde değişiklik yapılması gerektiğini söylenen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, normal zamanlarda uygulanan günde üç öğünün, hamilelik döneminde artırılarak beşe çıkarılması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu dönemde anne adaylarının öğün sayısını artırarak erken dönemde yaşanabilecek bulantı ve kusmaların önüne geçebileceğini, midede yanma ve şişkinlik problemlerini de önleyebilecelerini ifade etti. Fast Food Yiyecekler Tüketmemeye Dikkat Edin Fast Food yeme düzeninin genel olarak besin değerinden yoksun ve yüksek kalorili bir yeme şekli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, fast food yeme düzeninin yüksek oranda katkı maddesi içerdiğinden dolayı hamilelik döneminde önerilmediğini belirtti. Gebelikte kalorinin üç nedenden dolayı gerekli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu üç nedeni gebeliğe bağlı yeni dokuların yapımı, bu dokuların idame ettirilmesi ve vücudun hareketi olarak belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti: “Gebe bir kadın gebe olmayana göre günde yaklaşık fazladan 300 kaloriye ihtiyaç duyar. Bu durum fazla beslenmenin değil dengeli beslenmenin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Gebelikteki kalori tüketimi ilk 3 ayda en az düzeydeyken bu dönemden sonra hızlı bir artış gösterir. İkinci 3 ayda bu kaloriler başlıca plansenta ve embriyo gelişimini karşılarken, son 3 ayda ise temel olarak bebeğin büyümesine harcanır. Normal sağlıklı bir kadında tüm gebelik boyunca önerilen kalori artışı 11 – 13 kg’dir. Bu 11 kilonun 6 kilosu anneye, 5 kilosu ise bebeğe ve ona ait oluşumlara aittir.” Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay: “Fazla Miktarda Karbonhidrat Tüketimi Bebek Açısından Ekstra Bir Yarar Sağlamadığı gibi Sadece Anne Adayının Aşırı Kilo Almasına Neden Olur” Vücudun kalori ihtiyacını karşılayan üç temel enerji kaynağı bulunduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu temel enerji kaynaklarının protein, yağlar ve karbonhidratlar olduğunu ifade etti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti: “Eğer karbonhidratlar yetersiz alınırsa vücudunuz enerji sağlamak için proteinler ve yağları yakmaya başlar. Böyle bir durumda iki sonuç ortaya çıkabilir. Birincisi bebeğinizin beyin ve sinir sistemi gelişimini sağlayacak yeterli protein olmaz, ikincisi ise ketonlar ortaya çıkar. Ketonlar yağ metabolizmasının ürünü olan asitlerdir ve bebeğin asit baz dengesini bozarak beyin gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle hamilelikte karbonhidrattan fakir diyet önerilmez. Pirinç, un, bulgur gibi kompleks karbonhidrat kaynakları anne için enerji kaynağı olmanın yanı sıra, B grup vitaminleri ve çinko, selenyum, krom, magnezyum gibi eser elementleri bol miktarda içerir. Karbonhidratlar fazla miktarda ise bebek açısından ekstra bir yarar sağlamadıkları gibi sadece anne adayının aşırı kilo almasına neden olurlar.” Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay: “Hamile Kadınların Günde 60 – 80 Gram Protein Tüketimi Önemli” Amino asit denilen yapılardan oluşan proteinlerin vücuttaki hücrelerin temel yapı taşını oluşturduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, doğada toplam 20 çeşit amino asit bulunduğunu, bir kısmının vücuttaki diğer maddelerden üretilebilirken, esansiyel amino asit denilen amino asitlerin ise vücutta üretilemediğini bu yüzden mutlaka besin yolu ile dışarıdan alınması gerektiğini belirtti. Uzm Dr. Özlen Emekçi Özay, proteinlerin, saç telinden tırnağa kadar vücuttaki tüm hücrelerin yapı taşı olup, beyin ve sinir sisteminin gelişimi için de yaşamsal öneme sahip olduğunu vurguladı ve bu nedenle hamile kadınların günde 60 – 80 gram (g) protein tüketmelerini önermektedir. Hamilelik Döneminde Günde 1 veya 2 Bardak Süt İçin Hamile bir kadının, bebeğinin güçlü kemiklere, dişlere ve ihtiyaç duyduğu kalsiyum ve diğer elementlere sahip olabilmesi için günde en az bir veya iki bardak süt içmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, gaz ve hazımsızlık nedeni ile süt içilemeyen durumlarda bunun yerine peynir ya da yoğurt tüketilebileceğini belirtirken, kalsiyum alımının yetersiz kalması durumunda dışarıdan verilecek ilaçlar ile destek sağlanabileceğini ifade etti. Margarin ve Ayçiçeği Yağı Yerine Zeytinyağı Tüketin Et, balık, kümes hayvanları, yumurta ve kuru baklagillerin vitamin ve mineraller yanında protein de sağladığını söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, gebe kadında ve bebeğinde doku gelişimi ve yeni doku oluşumu için proteinin önemli olduğunu belirtti. Bu tür gıdalardan günde en az üç öğün alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, baklagillerin protein değerini artırmak için peynir, süt ya da etle birlikte yenilebileceğini belirtti. Hamilelik durumunda vücudun yağ içeren besin ihtiyacında değişiklik olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, günlük alınan kalorilerin %30’unun yağlardan gelecek şekilde beslenilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Ayni zamanda margarin, ayçiçeği yağı gibi satüre yağlardan uzak durulması gerektiğini de söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, sağlık açısından hamilelere en fazla zeytinyağının önerildiğini ifade etti. Vitamin Takviyeleri Ne Zaman Kullanılmalı? Hamile kadınlara pek çok vitamin ve mineral içeren ilaçların verilmesinin rutin bir olay olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, ancak bu ilaçların gerekliliğinin de halen tartışılan bir durum olduğunu belirtti. Dengeli ve doğru beslenen hamile bir kadına dışarıdan vitamin desteğinin gerekmediğini, vitamin ve mineraller almanın en doğru yolunun doğal gıdalar tüketmekten geçtiğini belirten Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, hamilelerin düzgün beslendiği takdirde medikal desteğe ihtiyaç duymayacağını ifade ederek şunları söyledi: “Folik asit ve demir, medikal destekle ilgili istisna bir durumdadır. Folik asit bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için kilit öneme sahip olduğundan hamile kalmadan üç ay önce alınmaya başlaması gerekir. Gebelikte artmış demir gereksinimi doğal yollardan karşılanmaz. Bu nedenle özellikle gebeliğin ikinci yarısından sonra dışarıdan verilen demir ilaçları ile destek yapılır. Türk toplumunda demir eksikliği anemisi çok sık görüldüğünden, gebeliğin başında yapılan kan sayımında anemi saptanması durumunda gebeliğin en başından itibaren desteğe başlanabilir. Gebelikte demir kullanımının bir başka önemi de kansızlık olmasa dahi hem anne adayının hem de bebeğin demir depolarını yeterli şekilde doldurmak için gerekli olmasıdır.” Su Hamilelik Döneminin En Önemli Besin Maddesi Suyun hamilelikte alınmasına özen gösterilmesi gereken en önemli besin maddesi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, geçmişte gebelik sırasında tuz tüketiminin kısıtlanmasının gerektiği savunulurken, günümüzde bunun gerekli olmadığı, normal miktarda, gıdalar ile alınan tuzun yeterli olduğu ve kısıtlamaya gidilmemesi gerektiğini savunan düşünceler olduğunu belirtti. Hamile bir kadının günde 2 gram tuz alması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, yetersiz ya da aşırı tuz alımının anne adayının sıvı elektrolit dengesini olumsuz şekilde etkilediğini ifade etti.

Yakın Doğu Üniversitesi Covıd-19 Sonuçlarına Göre Gençlerde Koronavirüs Artıyor…

Erkek Bireylerde % 71 Oranında Virüs Tespit Edildi. Yakın Doğu Üniversitesi COVID-19 PCR Laboratuvarı tarafından korona virüsün yerel bulaşlarla ilgili yürütülen çalışmada, toplumda özellikle gençler arasında asemptomatik vakaların arttığı ortaya konuldu. 13 Temmuz-10 Eylül 2020 tarihleri arasında Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde alınan örnekler üzerinde Yakın Doğu Üniversitesi COVID-19 PCR Laboratuvarı’nda yapılan testlerde 52 pozitif vaka saptandı. Pozitif vakaların 37’si erkek (% 71), 15’i kadın (% 29), yaş ortalaması ise 31 olarak belirlendi. Bu sürede yapılan 11 bin 660 test sonucuna göre pozitiflik oranının binde 4 olduğu tespit edildi. Tespit edilen vakalar asemptomatik veya hafif hastalık belirtisi göstermesine rağmen bu kişilerin yüksek miktarda virüs taşıdığı ve bu nedenle de bulaş riskinin fazla olduğu kaydedildi. 1 Temmuz- 9 Eylül 2020 tarihleri arasında Türkiye’den ülkeye hava ve deniz yolu ile giriş yapan kişilere yapılan testlerde ise 65 kişi pozitif saptandı. Pozitif vakaların 46’sı erkek (%70), 19’u kadın (%30) olarak belirlendi. Bu sürede yapılan 31 bin 523 test sonucuna göre pozitiflik oranının binde 2 olduğu tespit edildi.

Öğrencilerimize Önemle Duyurulur

İçinde bulunduğumuz bu beklenmedik süreçte tüm kaynaklarımızı gerek yüz-yüze, gerekse uzaktan eğitim verebilecek şekilde düzenlemiş bulunmaktayız. Daha önce 2020-21 Güz dönemi eğitim modelimizi sizlerle paylaştığımız duyurumuzda da belirtildiği üzere, gerek ülke yönetimi, gerekse salgının seyri doğrultusunda, her türlü önlem ve karar alınacaktır. Bu anlamda, akademik gelişim açısından hiçbir öğrencimizin mağdur edilmeyeceğini bildirir, yapılan duyuruları dikkatli bir şekilde takip etmenizi rica ederiz.

Lefkoşa Surlariçi Şehir Müzesi için, 39 Sanatçının Eserlerinden Oluşan 09 Eylül Lefkoşa’nın Fethinin 450. Yılı Gününde Gerçekleştirilen Karma Sergi Açıldı

Lefkoşa Surlariçi Şehir Müzesi için Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Türk Dünyasından toplam 39 sanatçının eserlerinden oluşan “Lefkoşa’nın Fethinin 450. Yılı Karma Sergisi” gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Sergi Salonunda yer alan açılışa; Meclis Başkan Yardımcısı Zorlu Töre, Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İ.Günsel, Enstitü Müdürleri, Dekanlar, Öğretim elemanları ve sanatçılar katıldı… Sergide, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı ve Sergi Küratörü Prof.Dr. Erdal Aygenç, Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Tamer Şanlıdağ birer konuşma gerçekleştirdiler. Daha sonra sergi salonunda sergi kurdelesi kesildi. Prof.Dr. Erdal Aygenç; “Sanatın sevmekle, aşkla sımsıkı bağlarının olduğuna inanıyorum. “ Sergi küratörü Prof.Dr. Erdal Aygenç, katılımcıları selamlayarak başladığı konuşmasında, Kıbrıs Modern Sanat Müzesi kapsamında düzenlenen 357. serginin açılışı olduğunu belirterek; “Her açılışta sanata ve sanatçıya dair isabetli ve güzel konuşmalar yapıldı. Bugün cümlelerimi “sevmek, biricik haklılığımızdır” diyen bir şairin sözlerini ödünç alarak kurmak ve sanatın ne olduğunu bir başka boyutta, kısaca açıklamak istiyorum.  Çünkü sanatın sevmekle, aşkla sımsıkı bağlarının olduğuna inanıyorum. Sanat, en büyük özgürlüktür. İnsanı dünyanın hazineleri ile buluşturan bir arınmadır sanat. Kirlenen yürekleri yağmur sularıyla yıkamak, sonra da içtenliğin rüzgârıyla durulayıp iğde kokularına sarmaktır. Işıkları kesilmiş odalarda kirpiklerden ve parmaklardan mumlar yakıp, derin bir hazla ışıldayan güzellikleri seyretmektir. İnsan onurunu kutsamak ve onu yüceltmektir. Zorun, zorluğun, kanıksamanın ve alışkanlığın insan ruhunda açtığı yıkıma karşı, en ince, en güçlü, her zaman yeni, direnme duygusudur.  Sanat, uçurumun kıyısında tutunduğumuz gelincik sapı, ölümle yaşam arasındaki baş dönmesidir. Duyarsızlığın siyah ordusuna karşı, yürek çarpıntılarından oluşturduğumuz ışıklı bir korunaktır. Sanat, bizi onaran, sesimizin en duru aktığı yataktır. Sanat, barışın göbek adıdır. Bütün dillerin ortak şarkısıdır. Gecenin karanlığında dillerimizde çırpınan ıslıktır. Tüm bunları yaşamamıza olanak sağlayan ortamlardan biri de kuşkusuz müzelerdir. Toplumun sanatla bütünleşmesini sağlamada, sanat ve sanatçıya verilen değerin artmasında rol oynayacak yatırımlar yapan Yakın Doğu Üniversitesi müzeler zincirine bir yenisini, “Surlariçi Şehir Müzesi”ni ekliyor. Karma sergide sergilenen eserler Kıbrıs Şehir Müzesi’nde sergilenecek Sanata ve sanatçıya değer veren, toplumun bütünlüğüne özen gösteren Günsel ailesinin girişimi ile Girne Kapısındaki eski Ziraat Bankası binasının restore edilmesiyle hizmete girecek olan müze, Kıbrıs’ın kültürel kimliğinin ulusal ve uluslararası sanat ortamı ile paylaşılmasına aracılık edecek. Müzede tarihi soluma mutluluğu yaşayacak olan ziyaretçiler aynı zamanda kültürel kökleri ile bağ kurma fırsatı da bulacaklar. Birazdan açılışını gerçekleştireceğimiz sergide yer alan eserler de bu müzede sergilenecek. Böylesi büyük mutluluğu bizlere yaşatan başta Kurucu Rektörümüz Suat Günsel olmak üzere tüm Günsel Ailesine teşekkür ediyoruz. Başkalarının hayal etmeye cesaret edemediklerini Yakın Doğu ailesi olarak (bilimde, teknolojide, sağlıkta, sporda, inovasyonda, kültürde,  sanatta) bizzat yaşıyor olmaktan onur ve gurur duyuyoruz. Tüm katılımcı sanatçıları kutluyor, iyi seyirler diliyorum.” Dedi. Prof.Dr. Tamer Şanlıdağ; “Osmanlı Devleti Kıbrıs adasının fethine başlamadan önce hukuken kendisine ait olan adayı Venediklilerden barış yoluyla talep eder.” Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Tamer Şanlıdağ ise, Doğu Akdeniz’de bulunduğu özel konumdan dolayı tarih boyunca bir cazibe merkezi olan Kıbrıs’ın, 16. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı toprakları arasında sıkışmış durumda olduğundan bölgenin güvenliği ve hâkimiyeti için fethedilmesi gerekliliğinin hasıl olduğunu belirterek; “Dolayısıyla Osmanlı Devleti siyasi, ekonomik, dini vb. sebeplerden dolayı adayı fethetmek ister. Osmanlı Devleti Kıbrıs adasının fethine başlamadan önce hukuken kendisine ait olan adayı Venediklilerden barış yoluyla talep eder. Ancak Venedik Devleti’nin olumsuz cevap vermesi üzerine Osmanlılar Kıbrıs’ın fethi için gerekli hazırlıklara başlar ve Osmanlı Donanması Kıbrıs seferi için 1570 yılı baharında İstanbul ve diğer merkezlerden yola çıkar. Osmanlı Donanması 2 Temmuz’da Limasol önlerine ulaşır. Limasol ve Larnaka’nın birer gün arayla günde fethinden sonra sıra adanın merkezinde bulunan Lefkoşa’ya gelir. Temmuz ayı ortalarında adanın merkezi olan Lefkoşa’nın zorlu kuşatması başlar. Zorlu ve yorucu bir buçuk aylık kuşatmadan sonra Osmanlı askerleri 9 Eylül 1570 tarihinde Lefkoşa’yı fethetmeyi başarır. Osmanlı ordusunun serdarı olan Lala Mustafa Paşa Lefkoşa’nın fethiyle birlikte St. Sophia Katedral’ini (Selimiye Camii) camiye çevirterek ilk Cuma namazını burada kılar. Lefkoşa’nın fethiyle birlikte Kıbrıs Beylerbeyliği kurularak ilk Beylerbeyliğine de Muzaffer Paşa atanır.

Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları” Listesinde Yakın Doğu Üniversitesi’nden 4 Öğretim Üyesi Yer Aldı

Yakın Doğu Üniversitesi’nden dört öğretim üyesi Plos Biology Dergisi’nde yayımlanan  “Dünyanın En Etkili 100 Bin Bilim İnsanı” listesinde yer aldı. Bilimsel makale sayısı, atıf sayısı, yazar sırası gibi değişkenlerden oluşan kompozit indikatör bilimsel etki endeksi kullanılarak 22 anabilim dalı ve 176 alt bilim dalında hazırlanan ve Türkiye Cumhuriyeti Üniversitelerinden 195 Türk bilim insanının yer aldığı 100.000 en etkili bilim insanları listesinde, Kuzey Kıbrıs’tan sadece Yakın Doğu Üniversitesinden dört bilim insanı yer alma başarısı gösterdi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, 7 milyona yakın bilim insanının  bilimsel başarısının değerlendirildiği ve en etkili 100 bin etkili bilim insanının açıklandığı listede, Yakın Doğu Üniversitesinden Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kemal Hüsnü Can Başer, Mühendislik Fakültesinden Prof. Dr. Ebrahim Babaei, İnşaat ve Çevre Mühendisliği Fakültesinden Prof. Dr. Derin Orhon ile Fizik ve Astronomi alanından Prof. Dr. Sameer M. Ikhdair yer aldı. Uluslararası Mendeley endeksleme sistemine göre yapılan değerlendirme, Scopus veritabanında yer alan yayın ve atıf sayısı değerlerine göre oluşturulmuş olup 2019’da yayınlanan verileri içeriyor. 195 Türk Bilim İnsanı Arasına Girdiler… Dünyanın en etkili 100.000 bilim insanı arasına giren 195 Türk bilim insanı listesinde yer alan Prof. Dr. Kemal Hüsnü Can Başer 22. sırada, Prof. Dr. Ebrahim Babaei 62. sırada, Prof. Dr. Sameer M. Ikhdair  147. sırada,  İnşaat ve Çevre Mühendisliği’nden Prof. Dr. Derin Orhon ise 152. sırada bulunuyor. Prof. Dr. İrfan Suat Günsel: “Yeni Fikirlerle, Sorulmayanı Sorgulayarak Yeni Bilgiler Peşinden Koşarak Bilim Üretmeye Devam Edeceğiz…” Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Dünyanın En Etkili 100 bin Bilim İnsanı” listesinde yer alan akademisyenleri tebrik ederek, Üniversite olarak listede yer almanın gurur verici olduğunu söyledi. Üniversitelerin akıl ve bilim üzerine kurulmuş kurumlar olduğunu  ifade eden Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, aklın ve bilimin üreticileri olan öğretim üyeleri ve öğrencileri ile  birlikte araştırma, geliştirme, proje hazırlama, buluş yapma misyonu ile çalıştıklarını belirtti.  Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Bilim kültürüne ve entellektüel öncülüğe sahip bir anlayışla bulunduğumuz çağa, iinsanlığa ve doğaya karşı sorumluluk bilinci ile toplumu aydınlatacak, zenginleştirecek ve fayda sağlayacak yeni fikirler, sorulmayanı sorgulayarak yeni bilgiler peşinden koşmaya özgürce ve cesur adımlarla devam edeceğiz. Ürettiğimiz bilgileri paylaşarak, hayata geçirilmesini sağlayıp toplumun gelişme dinamiklerininden biri olmayı sürdüreceğiz” diye konuştu. Üniversitelerin eğitim-öğretim faaliyetleri yanında bilimsel bilgi ve proje üretiminin temel unsurları olduğundan söz eden Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, Yakın Doğu Üniversitesi’nin sadece eğitim yönüyle değil araştırmacı kimliğiyle de kendi varlığını simgeleyen, sunan ve bilimsel saygınlığını ulusal ve uluslararası ölçekte öngörülen üst düzeylere taşıyarak, dünya üniversiteleri arasında bu yönüyle de yarışan bir üniversite olduğunu belirtti. Akademik birikimin sanayiye entegre edilerek ticarileştirilmesini de sağlayan 4.Nesil Üniversite modeli vizyonu taşıdıklarına dikkat çeken Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, bilim üreten evrensel ölçekte nitelikli bir kurum olma yolunda ilerlediklerini söyledi.

2020-2021 Güz Dönemi Eğitim Modeli Hakkında Bilgilendirme

2020-2021 Güz döneminde yüz yüze eğitimin dijital ortamlarla destekleneceği alternatifli bir eğitim modeli uygulanacaktır. Bu modelde, aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulacaktır: 2020-2021 Güz döneminde derslerimiz hem yüz yüze hem de çevrim içi olarak yürütülecektir. Pandemi nedeni ile Kıbrıs’a gelmeyi tercih etmeyecek öğrencilerimiz için tüm dersler çevrim içi olarak yürütülecektir. Çevrim içi olarak derslere katılmak isteyen öğrencilerimiz https://forms.gle/39UNSTZ4raVBJBn36 adresindeki formu doldurmaları gerekmektedir. 2020-2021 Güz döneminde açılacak olan tüm derslerimiz UZEBİM platformu üzerinden açılacak ve derslere ait tüm materyaller bu platform üzerinden öğrencilerle paylaşılacaktır. Yüz yüze eğitim modelini seçen öğrencilerimiz ise Üniversitemiz tarafından belirlenen sağlık önlemleri çerçevesinde sosyal mesafe ve hijyen kriterleri gözetilerek seyreltilmiş sınıflarda eğitimlerini alabileceklerdir. Staj/Atölye/Laboratuvar gerektiren derslerimiz, ders içerikleri de göz önünde bulundurularak dijital destekli olarak tasarlanacaktır. Kampüse gelebilecek olan öğrencilerimiz için yüz yüze yapılacak staj/atölye/laboratuvar uygulamalarında gerekli tüm sağlık önlemleri alınacak ve seyreltilmiş eğitim verilecektir. Kampüse gelemeyecek durumda olan öğrencilerimiz için ise, gerektiği takdirde Güz veya Bahar dönemleri sonunda belirlenen takvim ve alınacak tedbirler içerisinde yapılacaktır. Tüm değerlendirme süreçleri ders içerikleri de göz önünde bulundurularak ve çoğunlukla süreç odaklı değerlendirme yöntemleri kullanılarak UZEBİM veya öğretim üyelerinin belirleyeceği farklı dijital platformlar üzerinden dijital olarak gerçekleştirilecektir. Ders Kayıtları 28 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında çevrim içi olarak yapılacaktır. 2020-2021 Akademik yılı Güz dönemi dersleri 5 Ekim 2020 tarihinde başlayacaktır. Üniversitemizin tavsiyesi, öğrencilerimizin yüz yüze sağlanacak olan kaliteli eğitim olanaklarından mümkün olduğunca yararlanabilmeleri için uygun olan durumlarda kampüste bulunmaları yönündedir. Salgının seyrine göre ve KKTC Bakanlar Kurulu’nun ileriki tarihlerde alacağı kararlar doğrultusunda yeni düzenlemeler yapılabilecektir. Bu vesileyle yeniden vurgulamak isteriz ki, Üniversitemiz, salgının seyrine göre öğrencilerimizi hiçbir koşulda mağdur etmeyecek her türlü önlem ve kararı alacaktır.

Yakın Doğu Üniversitesi Türk Dünyası Belgesel Film Festivali ve Yarışması’nda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Temsil Ediyor…

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fevzi Kasap ile öğretim görevlisi Zeyde Yalıner Örek, bu yıl beşincisi düzenlenen Türk Dünyası Belgesel Film Festivali ve Yarışması kurulunda yer alıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Doç. Dr. Fevzi Kasap, Festival Yönetim Kurulu ve Belgesel Film Yarışması Ana Kategori juri üyesi, Zeyde Yalıner Örek ise ön seçici juride görev alıyor. Yarışmaya başvuruların 10 Eylül 2020 tarihine kadar devam edeceğini belirten Doç. Dr. Fevzi Kasap, festival kapsamında düzenlenen yarışmada ödüle değer bulunan filmlerin 9 farklı Türk Cumhuriyeti başkentinde gösterime sunulacağını söyledi. Kuzey kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden de filmlerin festival kapsamında yer almasından mutluluk ve gurur duyacaklarını sözlerine ekleyen Doç. Dr. Fevzi Kasap, festival ve yarışma koşulları ile ilgili detaylı bilgilere https://www.turkbelgesel.com/. adresinden ulaşılabileceği bilgisini verdi. Gezici Festival Olarak Hayat Buluyor… Türk Dünyası Gazeteciler Federasyonu öncülüğünde devlet kuruluşları, belediyeler, üniversiteler, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ile müşterek gerçekleştirilen ve Dokuz şehir, bir festival sloganı ile hayata geçirilen proje kapsamında belgesel ve film gösterimleri birçok Türk Cumhuriyeti başkentinde sergileniyor.

Yakın Doğu Üniversitesi SARS-CoV-2’nin İzini Sürecek Proje Başlatıyor; Yerel Bulaşın Kaynakları Araştırılacak

Yakın Doğu Üniversitesi araştırmacıları tarafından dünyada pandemi ilan edilen ve dalga dalga yayılan yeni tip koronavirüs vakalarının artış gösterdiği ülkemizde SARS-CoV-2’nin tiplerini, yayılımını ve klinik seyriyle olan ilişkisini belirleyecek yeni bir proje başlatılıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada,  salgınla mücadelede önemli ipuçları verecek olan, virüsün sekans analizinin yapılarak tiplendirileceği “KKTC’de COVID-19 Tanısı Alan Hastaların SARS-CoV-2 Tüm Genom Dizilemesi, Viral ve Genetik Çeşitliliği ile Soy Hatlarının Belirlenmesi” projesine başlanacağı bildirildi. Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “SARS-COV-2’nin Tiplerini, Ülkeye Giriş Yollarını, Yayılımı ve Hastalığın Klinik Seyri ile İlişkisini Belirleyeceğiz…” Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve proje yürütücüsü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, ülkemizde Mart ayında görülen ilk vakanın ardından başarılı bir pandemi süreci geçirildiğini anımsatarak, son dönemlerde ülkede artışı görülen SARS-Cov-2’nin ülkeye girişi, toplumdaki yayılımını ve kişileri nasıl etkilediğini belirlemek için yeni proje başlatacaklarını ve ortaya çıkacak verilerle yeni bir yol haritası belirlenebileceğini belirtti. 183 Bin 144 Kişi Ülkeye Giriş Yaptı; Virüsün Hangi Yollardan Girdiği Araştırılacak… SARS-Cov-2’nin yerel yayılımının takip edileceği projede, 1 Temmuz 2020 sonrasında Yakın Doğu Üniversitesi’nde COVID-19 PCR testi pozitif saptanan örnekler kullanılacak. Böylelikle virüsün ülkeye hangi yollarla girdiği de tespit edilebilecek. 1 Temmuz-31 Ağustos 2020 tarihleri arasında ülkeye kara sınır kapılarından 117 bin 561 kişi giriş, 116 bin 815 kişi çıkış, hava yolu ile 52 bin 124 kişi giriş, 48 bin 872 kişi çıkış, denizyoluyla ise 13 bin 459 kişi giriş, 12 bin 396 kişi de çıkış yaptı. Yakın Doğu Üniversitesi COVID-19 PCR Laboratuvarı Sonuçlarına Göre Pozitiflik Oranı Binde 1.7… Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, 1 Temmuz 2020 ile 03 Eylül 2020 tarihleri arasında Yakın Doğu Üniversitesi COVID-19 PCR Laboratuvarında toplam 37.475  test yapıldığını; bunlardan 29.945’inin ülkemize hava ve deniz yolu ile gelenler olduğunu ve 53 kişinin (% 0.17) pozitif saptandığını belirtti. Prof. Dr. Şanlıdağ, bu kişilerden 7530’nun ise Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi, Girne Dr. Suat Günsel Hastanesi, Güzelyurt ve Gazimağusa Dispanserlerinden gelenler olduğunu ve 14’ünün (% 0.18) pozitif saptandığını açıkladı. Vakalar Asemptomatik veya Hafif Seyrediyor… Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamalara göre, 1 Temmuz-6 Eylül 2020 tarihleri arasında KKTC’de 418 COVID-19 pozitif vaka tespit edildi. Bu vakaların 280’i iyileşerek taburcu edilirken, 39’u pandemi merkezinde tedavi altında, 88 kişi de pandemi otelinde takip ediliyor.
tercih robotu