İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in Katılımıyla Yakın Doğu Üniversitesi’nde Gerçekleştirildi…

Yakın Doğu Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu İrfan Günsel Kongre Merkezi 2 numaralı salonda yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Çalıma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler, Bakanlık Müsteşarı Evrim Hınçal, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü Müdürü Aziz Gürpınar’ın hazır bulunduğu İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu’na katılımcılar yoğun ilgi gösterdi. Sempozyumun açılışında, İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü Müdürü Aziz Gürpınar, Rektör yardımcısı Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler birer konuşma yaptı. Güvenlik Kültürünün Bir Yaşam Tarzına Dönüştürebilmesi Gerekiyor… Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü Müdürü Aziz Gürpınar, çalışma hayatının çok önemli bir sorununun tartışılacağını ifade ederek, bu konuda gerek çalışma bakanım gerekse diğer kurum ve kuruluşların ortak bir iş birliği halinde bir çalışmasının ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı. Gürpınar: “Bu konuda ciddi bir mesafe kat edebilmemiz, güvenlik kültürünün bir yaşam tarzına dönüştürebilmemiz için uzun süreli ve uzun soluklu bir çaba gerekiyor ve bu çabanın içerisinde sadece bakanlığın çalışmaları yeterli olmuyor. Bu konuda bilimsel çalışma yapan üniversite dünyasına, işverenlere, çalışanların temsilcisi olan örgütlere ve basına da önemli görevler düşmektedir. Tıpkı tuğla dizer gibi bu tuğlaları üst üstte koyarak bir duvarı inşaa etmeye benziyor. Bu iş uzun yıllar içerisinde inatla bıkmadan, usanmadan her alanda herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek ülkede iş kazalarını minimuma indireceğiz” diye konuştu. Prof. Dr. Şanlıdağ: “40 Yıldır Bu Coğrafyada Yakın Doğu Denilince Akla Eğitim, Bilim, Sanat ve İnovasyon Geliyor…” Rektör yardımcısı Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ da, bilgiyi üreten yayan ve topluma ulaşmasını sağlayan üniversitelerin idealizmin felsefe üzerine temel etmiş bilim ve eğitim gibi farklı unsurları bünyesinde bütünleştiren kurumlar olduğunu belirterek, bilim insanlarının bilgiye hızlı ulaşabildikleri, bunu dünyayla paylaştıkları, özgür fikirlerin sağlandığı ve teşvik edildiği bir bilim ikliminde yaşandığını söyledi. Prof. Dr. Şanlıdağ, “Benimsemiş olduğumuz 4. nesil üniversite modeli ile akademik çalışmlara, araştırmalarla tüm bilimsel çıktıları toplum yararına sunmaktayız. 40 yıldır bu coğrafyada Yakın Doğu denilince akla eğitim, bilim, sanat ve inovasyon gelmektedir. Kurulduğu günden itibaren küresel bilgi merkezi olma yolunda ilerleyen Yakın Doğu Üniversitesi dünya üniversiteleriyle yarışan, dünyanın ilk 500 üniversite arasına girmeyi hedeflemiş bir üniversite olarak akademik ve inovatif çalışmalarını sürdürmektedir” dedi. Prof. Dr. Şanlıdağ şunları dile getirdi: “20 fakülte, 6 enstitü, 33 araştırma ve uygulama merkezi, 104 araştırma ve uygulama laboratuarı, Büyük Kütüphane, Süper Bilgisayar, sayısız bilimsel araştırma projeleri, 1200’e ulaşmış uluslararası yayın, 1 Nobel Bilim ödüllü, 2’si tubitak bilim ödüllü, 5 bilime yön veren türk bilim insanı içinde yer alan, 1000’in üzerinde akademisyen ortak hedefe kararlı adımlarla ilerlemektedir. Zeki Çeler: İş Sağlığı ve Güvenliği Konusunda Sadece İnşaatlar Değil, Tüm İş Yerleri İle İlgili Hayatın Sürdüğü Her Yerde Önlemlerin Alınması Gerekiyor…” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler ise, İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda sadece inşaatlar değil tüm iş yerleri ile ilgili hayatın sürdüğü her yerde önlemlerin alınması gerektiğine vurgu yaptı. Bunun maalesef kültür haline dönüşememesi, siyasi olarak bir kültür haline dönüşmememesi sebebi ile biz herşeyi en baştan yapmaya çalışıyoruz. Ancak bunun sorumluluğu bizim üzerimizdedir. Demek ki yeteri kadar biz üzerine gidemedik tabii bir diğer taraftan da hala insan hayatına verilen değerin doğru anlamda yokmuş gibi hissedilmesi, bu ülkeyi ciddi anlamda çok kötüye götürmekte. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren durmadan inşaatları denetlenmesi, ceza kesilmesi, durdurma, kapatma ve yasa gereği mütahitlerin tutuklanmasına kadar ne gerekliyse yapmaya çalıştık. Bu bakanlığın yasalar çerçevesi içerisinde ağırlığını tüm kesimler üzerinde hissedecek yasalar var ama onu uygulayanlar eğer uygulamasa bu yasaların o kağıtların üzerinde yazılı olmasının hiçbir anlamı yoktur” şeklinde konuştu. “Bu sempozyumlar gerçekleştirirken bilimsel olarak herşeyin yanına siyasi olarakta neler yapılması gerektiğini ve var olan siyasilerin ve bundan sonra gelip gidecek olanlara da biraz akıl vermek adına bilim insanlarını daha çok etkin rol olarak burada yapacağı çalışmamım bilincini hepimizin kafasına sokması gerekiyor” diyen Bakan Çeler, “İş sağlığı güvenliği konusunda yetkililerin ve çalışanlar, çalışanların ustaları, iş sağlığı güvenliği uzmanları olan arkadaşlar, müfettişler bunun takipçisi olması gerektiğine sözlerine ekledi. Sempozyum içerisinde iş sağlığı hekimliği konusunda da konuşmalar yapılacağını dile getiren Bakan Çeler, göreve geldikleri günden beri tüm iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili inşaatlarda ellerine gelen raporlar ve fizibilite çalışmalarının hep copy paste usulü olduğunu ve bunun bir ranta dönüştüğü söyledi. Kurallara uymayanların utandırılması gerektiğine vurgu yapan Bakan Çeler, iş sağlığı güvenliği konusunda her türlü adım atılmasının öneminin altını çizdi.

“Hepimiz Yarının Engelli Adayıyız”…Yakın Doğu Üniversitesi’nde Gerçekleştirilen Sosyal Sorumluluk Projesinde 2 Tekerlekli Sandalye ve 1 Havalı Yatak Bağışı Yapıldı…

Yakın Doğu Üniversitesi İngilizce Hazırlık Okulu tarafından “Hepimiz Engelli Adayıyız” adlı sosyal sorumluluk projesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in katılımı ile gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Büyük Kütüphane Salon 4’de, 1 dakikalık saygı duruşu ve istiklal marşının okunmasıyla başlayan etkinlikte, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler, Kıbrıs Türk Ortopedik Özürlüler Derneği adına Ahmet Akdeniz, Prof. Dr. Fahriye Altınay ve öğretim görevlileri Dr. Fatma Köprülü ile Bilun Alioğlu birer konuşma yaptılar. Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Efdal Özkul’un da hazır bulunduğu etkinlikte konuşmalar Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Arapça olarak gerçekleştirildi. Bakan Çeler: “Empati Kurarak Engelleri Aşalım…” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler yaptığı konuşmada, bu tür etkinliklerin toplumsal açıdan son derece önem taşıdığının altını çizdi. Bakan Çeler, en büyük arzusunun engelli vatandaşlar için “Engelsiz Yaşam Evi” projesinin hayata geçirilmesi olduğunu vurguladı. “Hayatımızı sürdürdüğümüz sürece hepimiz ne zaman ne şekilde olacağını bilmediğimiz birer engelli adayıyız” diyen Bakan Çeler, engelli vatandaşların sosyal yaşam içerisinde yaşamlarını sürdürürken birçok zorlukla karşı karşıya kaldığını ve onların hayatını kolaylaştırabilmenin ilk adımının empati kurmaktan geçtiğini söyledi. Duygu Dolu Gösteriler Beğeni Topladı… Konuşmaların ardından Kıbrıs Türk Ortopedik Özürlüler Derneği Kurucu Başkanı Mustafa Çelik’in özgeçmişi Kampembe Luban ve Mandundu Abraham adlı öğrenciler tarafından İngilizce dilinde anlatılarak anıldı. Daha sonra Yakın Doğu Üniversitesi dans okulu dansçılarının gösteri sundu. Yakın Doğu Üniversitesi Tango Kulübü eğitmenleri öğretim görevlisi Fatoş Mayın ve Yrd. Doç. Dr. Ali Denker’in tango gösterisi büyük beğeniyle izlendi. Mühendislik Fakültesinden engelli bir öğrenci tekerlekli sandalyesinde Yrd. Doç. Dr. Ali Denker ile birlikte kısa bir dans gösterisi sundu. Ardından öğrenci engeli ile nasıl başa çıktığını k anlatarak tüm salona duygu dolu anlar yaşattı. Etkinlik kapsamında, Doğa Darıloğlu tarafından “Engelli insanlar engellerini nasıl yenerler” konulu sunum yaptı. Nisa Akgül Üçok adlı öğrenci şarkısı seslendirdi. Ayşenur Uçak adlı Eczacılık fakültesi öğrencisi ise çizimlerle engelleri nasıl aşabileceğimizi anlattı. İngilizce Hazırlık okulu Tıp ve Eczacılık Fakültesi öğrencilerinden oluşan Bilun Alioğlu yönetimindeki koro üç şarkı ile salondaki misafirlere eğlenceli anlar yaşattı. Ferhat İmir ve Perin Rana Aralongun adlı öğrenciler tarafından ‘Sevgi Her Engeli Aşar’ konulu sohbet gerçekleştirildi. Etkinlikte, Mustafa Erbulut’un eğitmenliğindeki Yakın Doğu Koleji Jimnastik grubu gösterisi yaptı. İngilizce hazırlık okulu öğrencisi Mirdy ve arkadaşı Fransızca şarkı seslendirdi. Etkinlik sonunda, katılımcılara ve bu etkiliğin hazırlanması sürecinde emeği geçenlere sertifikaları verildi. Tekerlekli Sandalye ve Havalı Yatak Bağışı Yapıldı… Gecede ayrıca İngilizce Hazırlık Okulu öğretim elemanları maddi katkıları ile Kıbrıs Türk Ortopedik Özürlüler Derneği’ne tekerlekli sandalye ve havalı yatak bağışında bulundular. Ayrıca, geceye katılan Esin Sedelya Çakmak adlı izleyici ise İngilizce Hazırlık Okulu adına Kıbrıs Türk Ortopedik Özürlüler derneğine 1 adet tekerlekli sandalye bağışında bulunarak geceye renk kattı.

Ramazanda Beslenme Önerileri

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Gültaç Dayı Çamır, Ramazan Ayı Boyunca Oruç Tutan Kişilerin Beslenme Düzenleri İle İlgili Önerilerde Bulundu. Oruç Tutak Kişilerin Mutlaka Sahura Kalkması Gerektiğini, İftarda Abartıya Kaçmadan Yemek Yenilmesi Gerektiğini, Ramazan Ayı Boyunca Kilo Almayı Önlemenin Yolu Sahura Kalkmak ve İftardan Sonra Yürüyüş Yapmaktan Geçtiğini Belirtti. Sahura Kalkmayan Kişilerde Sağlık Sorunları Görülebilmekte Ramazan ayında öğün düzeninin bozulması ile vücutta yağ depolanması yaşandığını söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, ramazan ayından önce her gün hamurdan yapılan tatlılar, fazla yağlı yemekler yenilmezken ramazan ayında daha özenli ve çeşitli sofralar hazırlanması nedeniyle masaların tatlı ve hamur işinden oluştuğunu bu yüzden de ramazan ayında sağlıklı beslenme düzeninin bozulduğunu belirtti . Kişilerin tüm gün yaşanılan açlık durumunu sadece bir öğüne sığdırmaya çalıştığını söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, oruç tutan kişilerin iftarda yemek yemeyi aşırıya kaçmadan yapması gerektiğini belirtti. Oruç tutan kişilerin mutlaka sahur yapması gerektiğini söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, sahura kalkmadan oruç tutan kişilerde gün içerisinde hazım sorunu, metabolizmada yavaşlama ve bütün yenilen besinlerin vücutta yağ olarak depolanması gibi sağlık sorunlarının görüldüğünü belirtti. Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır: “Sahurda Hazmı ve Sindirimi Kolaylaştıran Proteinli Besinler Tercih Edilmelidir.” Ramazan ayının sağlıklı geçirilmesi için önerilerde bulunan Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, oruç tutan kişiler kilo almak istemiyorsa mutlaka sahura kalkması gerektiğini belirtti. Oruç öncesinde kişilerin en az dört veya altı öğün ile beslendiğini ramazan ayında ise bu öğünlerin bir anda iki öğüne düştüğünü ve bu nedenle bedenlerin sahurdan mahrum bırakılmaması gerektiğini belirtti. Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır sözlerine şöyle devam etti: “Sahur sizin kahvaltınız yerine geçecektir. Unutmayın kahvaltı günün en önemli öğünü olduğuna göre sahurda ramazanın en önemli öğünüdür. Sahurda hazmı ve sindirimi kolay, yüksek enerji içeren, proteinli besinler tercih edilmelidir. Çorba, kahvaltılık gibi besinlerin tercih edilmesi daha doğrudur.” İftar ve Sonrasında Mutlaka En Az Bir Buçuk Litre Su Tüketilmeli Sahurda en az bir litre iftarda ve sonrasında ise bir buçuk veya iki litre su içilmesi gerektiğini söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, şu aralar artan sıcakları da göz önünde bulundurarak su tüketiminin daha da fazla artırılabileceğini belirtti. Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır sözlerine şöyle devam etti:“İftarda uzun süreli açlıktan sonra birden yüklenilmemeli, hızlıca ve çok yemek yenilmemelidir. Başlangıç için kahvaltılıklar ve hurma yerinde bir karar olacaktır. Daha sonrasında 1 kase çorba ile devam edebilirsiniz. Çorbadan sonra 30 dakikalık bir ara hem midenizi dinlendirecek hem de kan şekerinizin çok hızlı yükselmesini engelleyip kilo almanıza engel olacaktır. Sonrasında ise hafif yemek tercihleriyle devam etmelisiniz. Izgara et veya tavuk, kıymalı veya etli sebze yemekleri, hatta fırında veya buğulama balık alternatifleri tercihleriniz arasında olmalı.” Ramazan Pidesine Dikkat! Ramazan ayı boyunca oruç tutan kişilerin ramazan pidesine dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, iştah açıcı ramazan pidelerinin miktarı ayarlanamadığı durumlarda kilo aldırabildiğini belirtti. Tam buğday ekmeklerinin belli bir süre sonra içerisindeki posa nedeniyle daha çabuk tokluk hissedilmesine neden olduğunu söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, pide de bu durumun geçerli olmadığını belirtti. Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır sözlerine şöyle devam etti: “Ramazan pidesi yedikçe daha çok yeme isteği uyandırıyor. Kilo almak istemiyorsanız ve pide yemek istiyorsanız miktarını dengeleyebilir ya da pideyle vedalaşıp tam buğday ekmeğiyle devam edebilirsiniz. Şerbetli ve hamurlu tatlılar bir anda fazla kalori almanıza neden olacak ve kilo almanıza neden olabilecektir. Bu tarz tatlıların yerine küçük bir parça güllaç veya bir porsiyon sütlü tatlı yiyebilirsiniz. Ancak düşük kalorili tatlılarda olsa tatlı tüketimini de sınırlandırın. Özellikle her gün tatlı yemekten kaçının.” İftardan Sonra Yürüyüş Yapılmalı Vücudun sürekli açlık sonucunda kendini daha yavaş çalışmaya koşullandırdığını söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, metabolizma hızının yavaşlayarak ve minimum enerji harcamasıyla vücudun günü tamamlamak istediğini belirtti. Bu durumda alınan enerji harcanılan enerjiden daha fazla olursa kişilerin kilo almaya başlayacağını söyleyen Diyetisyen Gültaç Dayı Çamır, iftardan bir veya bir buçuk saat sonra otuz dakika veya bir saatlik yürüyüş ile enerji harcamasını artırarak ve metabolizmaya biraz daha hız kazandırılması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs Türklerinin Halk İnançları ile Adetlerinin Karşılaştırılması III. Uluslararası Sosyal Araştırmalar ve Davranış Bilimleri Sempozyumunda Sunuldu…

Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ile Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Burak Gökbulut, Bosna Hersek’te Düzenlenen III. Uluslararası Sosyal Araştırmalar ve Davranış Bilimleri Sempozyum’unda iki bildiri sundu. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, birçok farklı ülkeden çok sayıda bilim insanının katıldığı sempozyumda, Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Doç. Dr. Burak Gökbulut, Kazak, Türkmen ve Kıbrıs Türklerinin Halk İnançları ile Âdetlerinin Karşılaştırılması ile Özker Yaşın’ın “Girne’den Yol Bağladık” isimli romanının toplumsal eleştiri açısından değerlendirildiği iki bildiri sundular. Türk Coğrafyaları Arasındaki İnanış Benzerlikleri Eski Dinler, İnanç Sistemleri ve İslamiyet… Kazak, Türkmen ve Kıbrıs Türklerinin Halk İnançları ile Âdetlerinin karşılaştırıldığı çalışmada, söz konusu Türk coğrafyaları arasında birçok benzerlikler tespit edildiği ve bu inanışların temelinde de ağırlıklı olarak Türklerin inanmış olduğu eski dinler, inanç sistemleri ve İslamiyet olduğu görüldüğü kaydedildi. Bununla birlikte ortak kültürün doğal bir sonucu olan söz konusu Türk inanışlarının, sosyal hayatın ve kültürün her alanında göstermiş olduğu etkiler de örneklerle ortaya kondu. İnsanoğlunun temel ihtiyaçlarından birinin inanç olduğunu belirten Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ile Doç. Dr. Burak Gökbulut, “Günümüze gelene kadar insanlar, farklı varlıklara, güçlere inanmışlar ve genellikle bunlara bağlı olarak birtakım uygulamalara yönelmişlerdir. İnsanoğlunun doğasında olan inanma duygusu ve insan davranışlarının bir ürünü olarak ortaya çıkan halk inançlarının temelinde geleceği bilme arzusu ile kendini güvene alma ihtiyacı gibi sebepler bulunmaktadır” ifadelerini kullandı. 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı ve Türklerin Yaşadığı Acılar Anlatıldı… Özker Yaşın’ın “Girne’den Yol Bağladık” isimli romanının toplumsal eleştiri açısından değerlendirildiği bir diğer bildiride ise romanda Anavatan Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya düzenlemiş olduğu Barış Harekâtı esnasında Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları çarpıcı bir şekilde okuyucuya aktarıldığı belirtildi. Bununla birlikte kitapta, Barış Harekâtı sırasında Rumların Türk köylerine baskınlar düzenleyerek, burada yaşayan vatandaşlara uygulamış oldukları işkencelerin de acı bir gerçek olarak sunulduğu aktarıldı. Türkiye’nin düzenlemiş olduğu ikinci Harekâtla da Rumların evlerini terk etmeleri ve her bir Rum köyünün adının Türkçeleştirilerek bu bölgelere Türklerin yerleştirilmesini yazarın bir sevinç tablosu olarak verdiği anlatıldı.

Meslekte Marka Yaratmanın İncelikleri Konuşuldu…

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nde, “Meslekte Marka Yaratmak” başlıklı bir konferans gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, İletişim Fakültesi Turuncu Salon’da gerçekleştirilen konferansa, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevinç Yücecan konuşmacı olarak katıldı. Prof. Dr. Yücecan, meslekte marka yaratma ve doğru mesleği bulma konusunda sunum yaptı. Etkinlik öncesinde, İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Yayıncılığı öğrencisi Şahan Akyüz tarafından gitar dinletisi sunuldu. Etkinliğe, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. K. Hüsnü Can Başer, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Çalış, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Nalça, Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nurhan Bayraktar ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AnaBilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Öz, İletişim Fakültesi Dekan yardımcısı Doç. Dr. Fevzi Kasap, Öğretim Elemanları ve öğrenciler katıldı. Prof. Dr. Yücecan: “Yaptığınız İşi Sevin…” Sunumunda, her şeyden önce yapılan işin sevilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Yücecan, harika işler ortaya koyabilmek için yapılan işten keyif alınması gerektiğini kaydetti. Herkesin kendine göre sevebileceği bir iş olduğunu da belirten Prof. Dr. Yücecan, henüz o iş bulunamadıysa aramaktan vazgeçilmemesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Yücecan: “Meslekte Farklı Olabilmek İçin Yenilikçi Olmak Gerek…” Kendi kariyerinden yola çıkarak öğrencilere ve konferansa katılanlara tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Yücecan, sevginin ve sevmenin öneminden de bahsederek, diğer insanların farkında olmak için çaba harcanması gerektiğinin altını çizdi. Meslekte farklı olabilmek için yenilikçi olunması gerektiğini de belirten Prof. Dr. Sevinç Yücecan, kendini sürekli yenilemenin meslekte var olabilmek için en önemli araçlardan biri olduğunu kaydederek, iletişim ve beden dilinin önemine, bireylerle iletişim kurarken beden dilinin çok önemli olduğuna ve beden hareketlerimizin karşıdaki kişiye mesajlar verdiğine işaret etti. Yücecan, insanların kendilerini değerli hissetmesinin öneminden de bahsederek, bireylerin hayatında bulunan kişilere ara sıra ne denli vazgeçilmez olduklarını fısıldamayı ihmal etmeme çağrısında da bulundu.
tercih robotu