Doğu Akdeniz’in Yeni Enerji Jeopolitiği, Riskleri ve Fırsatları Konusu Yakın Doğu Üniversitesi ile Kondrad Adeneauer Vakfı Tarafından İtalya’da İrdelendi…

Yakın Doğu Üniversitesi Almanya’nın Konrad Adenauer Vakfı ve Başkent Üniversitesi ile ortaklaşa İtalya’da “Doğu Akdeniz’de Fırsatlar ve Riskler” konulu çalıştay düzenledi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, İtalya’nın Cadenabbia şehrindeki Villa La Collina’da gerçekleştirilen çalıştayda, Akdeniz bölgesindeki yeni dinamik ve gelişmeler ele alındı. Toplantı kapsamında değişen enerji jeopolitiğinin Doğu Akdeniz’i nasıl etkilediği tartışılırken yaşanan çatışmaların ve karşıtlıkların bertaraf edilerek karşılıklı faydaya dayalı işbirliği sürecine nasıl dönüştürülebileceği Almanya, İsrail, İtalya, Libya, Rusya, Türkiye, Yunanistan ve Avrupa Birliği uzmanları ile masaya yatırıldı. Çalıştaya, Kıbrıs Türk toplumunu temsilen KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Doç. Dr. İrfan Suat Günsel, Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Tüzünkan, KKTC Cumhurbaşkanlığı Eski Müsteşarı ve Eski Müzakereci Ergün Olgun, Yakın Doğu Enstitüsü  Müdürü Doç. Dr. Umut Koldaş, Siyaset Bilimi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Nur Köprülü, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sait Akşit, ODTÜ KKTC Kampüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hayriye Kahveci katıldılar. Doç. Dr. Günsel: “Nihai Bir Çözümde KKTC’deki Üniversitelerin, Yükseköğrenimin ve Uluslararası Öğrencilerin Geleceğinin Göz Önünde Bulundurulması Gerekiyor…” Yakın Doğu Üniversitesi adına çalıştayın açılış konuşmasını yapan Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Doç. Dr. İrfan S. Günsel, Yakın Doğu Üniversitesi’nin yalnızca öğrencilerinin ve Yakın Doğu ailesinin değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yaşayan herkesin öncü bir kurumu olarak insanlarımıza ve insanlığa hizmet etmeyi ilke edindiğini vurguladı. Kıtaya adalı damgasını her alanda vurmaya devam eden Yakın Doğu Üniversitesi’nin bunu bilimsel çalışma, buluşlarla, teknolojik yeniliklerle, tıbbi gelişmelerle gerçekleştirdiğini kaydeden Doç. Dr. Günsel, her alanda Kıbrıs Türküne ve insanlığa katkı sağlamaktan büyük mutluluk ve gurur duyduklarını ifade etti. Her yeni gün artan bir adanmışlıkla ve gelişen kapasiteyle hizmet etmeyi sürdürdüklerini belirten Doç. Dr. Günsel, eğitimin sınırları her anlamda aşan bir alan olduğunun altını çizerek Kıbrıs’ta ulaşılacak herhangi bir nihai çözümde KKTC’deki üniversitelerin, yüksek öğrenimin ve uluslararası öğrencilerin geleceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı. Konuşmasında ayrıca toplantının zamanlamasının ve içeriğinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Günsel, KKTC’nin Türkiye ile birlikte her zaman Kıbrıs’taki her iki tarafın da asal çıkarlarını hesaba katan adil, kalıcı ve yaşayabilir bir uzlaşıyı üretmeye yönelik içten ve yapıcı bir tutum içinde bulunduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Günsel taraflardan yalnızca birinin böylesi bir yaklaşıma sahip olmasının kalıcı ve adil bir çözüme ulaşılabilmesi için yeterli olmadığına işaret ederek taraflardan birinin meşru siyasi eşitlik haklarını görmezden gelmenin çözüme katkı sağlamayacağını belirtti. Kıbrıs Türk halkının gelecekte oluşacak herhangi bir siyasi, ekonomik, sosyal yapının eşit ortağı olacağının iyice anlaşılması ve özümsenmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. İrfan S. Günsel, KKTC‘nin tüm kurum ve kuruluşlarının da bu ilkeyi tüm uluslararası platformlarda savunmaya devam edeceklerini ve Kıbrıs Türk toplumunun haklarının hiçbir kimse tarafından ihlal edilmesine izin vermeyeceklerini ifade etti. Doç. Dr. Koldaş: “Uluslararası Ortamda Yerine Getirilmemiş Sözlere ve Eşitsizliğe Dayalı Bir Zeminde Uzlaşı Ya Da Çözüm Üretmek Zor Olur…” Yıllardır Kıbrıs özelinde uluslararası toplum, bölgesel örgütler ve diğer aktörler tarafından verilen sözlerin yerine getirilememesinin uzlaşı ve çözüm için gerekli karşılıklı güvenin oluşmasına ket vurarak süreci karmaşıklaştırdığını vurgulayan Yakın Doğu Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Koldaş, karmaşıklığı çözebilmek için öncelikle taraflarca farklı anlamlandırılmayan ortak bir uzak görüşlülük zeminin oluşması gerektiğini belirtti. Bölgedeki sosyal, ekonomik, politik ve güvenlik ihtiyaçlarını giderecek uluslararası, bölgesel ve yerel mekanizmalar oluşturulmadıkça ve bu ihtiyaçları giderecek yetkinliklere ulaştırılmadıkça tarafları tatmin edecek kalıcı, adil ve yaşayabilir bir çözüme ulaşmanın çok zor olacağını kaydeden Koldaş, taraflarca ortaya konacak gelecek tasarımlarının gerçek anlamda birbiriyle uyuşması gereğine işaret etti. Uluslararası ortamda yerine getirilmemiş sözlere ve eşitsizliğe dayalı bir zeminde uzlaşı ya da çözümü üretmenin zor olacağının altını çizen Doç. Dr. Koldaş, kapsamlı bir çözüm üretebilmek için her iki tarafın öncelik ve kaygılarına eşit oranda duyarlılık gösteren, taktiksel kazanımlara indirgenmemiş bir yaklaşımın geliştirilmesi ve taraflarca içselleştirilmesi lazım geldiğini vurguladı. Doç. Dr. Akşit: “Siyasi ve Stratejik Kaygıların Ön Planda ve Bütünleşmeden Ziyade Ayrışma Eğiliminin Güçlü Olduğu Bir Dönem Yaşanıyor…” Kıbrıslı Rumların enerji konusunu Kıbrıs sorununu yeniden uluslararasılaştırarak Kıbrıslı Türkler ve Türkiye üzerindeki baskıyı artırma amacıyla kullandığını belirten Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sait Akşit de, konu hakkında Rum liderlerin son dönemde yaptığı açıklamaların güç paylaşımı ve iki toplumun siyasi eşitliği çabalarını işlevsellik vurgusuyla yok sayma eğilimi taşıdığını ifade etti. Siyasi ve stratejik kaygıların ön planda ve bütünleşmeden ziyade ayrışma eğiliminin güçlü olduğu bir dönem yaşandığını belirten Doç. Dr. Akşit, Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaşadığı sorun ve krizleri kendi açısından ittifaklar yoluyla fırsata çevirmeye çalıştığını söyledi. Kıbrıs Rum yönetiminin bu yaklaşımının uzun vadeli bir planın bir parçası olup olmadığını söylemenin şu aşamada mümkün olmadığını ancak Kıbrıslı Türklerin eşit ortak statüsünü göz ardı etme ve zarar verme yönünde adımlar olduğunu belirten Doç. Dr. Akşit, bu tutumun Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlar tarafından azınlık olarak kabul edildiği algısını da güçlendirdiğini söyledi. Doç. Dr. Sait Akşit, ileride ortaya konacak çözüm ne olursa olsun toplumların örgütlenme birimlerinin, örneğin federal yapı içerisindeki oluşturucu devletçikler, toplumların birbirlerine yük olmamaları veya içişlerine müdahale olasılığının sınırlanması için Annan planından bu yana ortaya konan açılımların daha işlevsel bir nitelik çerçevesinde yeniden tanımlanması ve ileriye taşınması gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Köprülü: “Enerji ve Doğal Kaynaklar Gibi Tüm Adayı İlgilendiren Bir Konuya Kıbrıslı Rumlar’ın Tek Yanlı Girişimi İle Yaklaşımı Kıbrıs Sorunun Çözümüne Fayda Sağlamaz…” Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nur Köprülü ise öncelikle Akdeniz bölgesi ve çevresini etkileyen temel konuları ortaya koyarak Kıbrıs adasının içerisinde bulunduğu siyasi ve ekonomik coğrafyanın birçok aktör ve dinamik barındırdığına dikkat çekti. Özellikle Arap-İsrail meselesinin çözümsüzlüğü, Suriye’den Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e göç etmek durumunda kalan Suriyeli mülteciler ve buna bağlı olarak ortaya çıkan insan güvenliği krizi ve 2011 Arap ayaklanmalarının ardından Orta Doğu’daki bölgesel güç dağılımının yeniden şekillenmekte olması, Kıbrıs adası çevresinde ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının paylaşımına ilişkin yaşanan gelişmelerden bağımsız olmadığına işaret etti. Son dönemde Kıbrıs adası, her ne kadar hidrokarbon yataklarının paylaşımı konusu ile gündeme gelmiş olsa da esas meselenin Kıbrıs’taki uyuşmazlığın çözümsüzlüğünden kaynaklandığını ifade eden Doç. Dr. Köprülü, enerji ve doğal kaynaklar gibi tüm adayı ilgilendiren bir konuya Kıbrıslı Rumlar’ın tek yanlı girişimi ile yaklaşımı hem Kıbrıs sorunun çözümüne ve hem de Doğu Akdeniz bölgesindeki aktörler arasındaki uyuşmazlıkların çözümüne fayda sağlamayacağını ifade etti. Doç. Dr. Köprülü ayrıca hidrokarbon yataklarının paylaşımından doğan uyuşmazlığın, genelde Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünde özel de ise müzakerelerdeki altı başlıktan biri olan ‘yönetim ve güç paylaşımı’ konusunda tarafların uzlaşamamasından kaynaklandığını belirtti.

Soğuk Havalarda Bulaşıcı Hastalıklara Dikkat!

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ceyhun Dalkan, Soğuk Havaların Etkisini Gösterdiği şu Günlerde Nezle, Gribal Enfeksiyonlar, Sinüzit, Bademcik İltihabı, Orta Kulak İltihabı, Zatürre ve Bronşit gibi Hastalıkların Sık Görülebileceğini İfade Ederek, Bu Tür Hastalıklardan Korunmak için Alınabilecek  Önlemlerden Bahsetti. Doç. Dr. Ceyhun Dalkan: “Doktor Önerisi Olmadan, Antibiyotik Kullanılmamalı.” Kış aylarının gelmesiyle birlikte özellikle ev, okul ortamı gibi kapalı alanlarda, çocukların ve ebeveynlerin solunum yolu ile bulaşan gripal hastalıklara yakalanabileceğini söyleyen Doç. Dr. Ceyhun Dalkan, nezle, gribal enfeksiyonlar, sinüzit, bademcik iltihapları, orta kulak iltihapları, zatürre ve bronşit gibi hastalıkların sıklığının bu mevsimde arttığını kaydetti.  Enfeksiyonların büyük çoğunluğunun virüs kaynaklı olduğunu, antibiyotik kullanımının ise gerekli olmadığını belirten Doç. Dr. Ceyhun Dalkan şöyle devam etti: “Ciddi üst solunum yolu enfeksiyonları, dirençli ateş ve alt solunum yolu enfeksiyonları gibi şikayetlerde antibiyotik başlanabilir.  Doktor önerisi olmadan, antibiyotik aileler tarafından başlanmamalıdır.  Ayrıca okul gibi toplu yaşam alanlarında, kusma, ishal ve hepatit A gibi hastalıklar bulaşabilir.  Bu nedenle çocuklar kış sezonunda ortalama 6-8 kere çocuk doktoruna muayene olmalı, küçük büyük herkes için eller sabunlu suyla sık sık yıkanmalıdır.” Doç. Dr. Ceyhun Dalkan: “Aşılar, Sağlıklı Beslenme ve Güneş, Hastalıklara Karşı Koruyucu Rol Üstleniyor.” Hastalığa sebep olan virüsler ve bakterilerden uzak durmanın çok önemli olduğunu söyleyen Doç.  Dr. Ceyhun Dalkan, çocukları bulaşıcı hastalıklardan korumak için öncelikle okullar açılmadan önce aşılarının yaşlarına uygun olarak tamamlanması gerektiğini söyledi.  Çocukları enfeksiyonlardan korumanın bir diğer yolunun ise sağlıklı beslenme, yeterli vitamin ve mineral alımı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Ceyhun Dalkan, ayrıca çocukların güneşten yeterince faydalanıp D vitamini düzeylerinin de yüksek tutulması gerektiğini hatırlattı.  Doç. Dr. Ceyhun Dalkan konuşmasına şöyle devam etti: “Özellikle el yıkama ve hijyen konularına dikkat edilirse enfeksiyonlar önemli oranda azalır.  Toplu yaşanan okul, ev gibi yerlerin iyi havalandırılması enfeksiyonların bulaşıcılığının azaltılmasında önemli rol oynar.  Hasta kişilerle temastan ve ortak eşya kullanımından kaçınmak da oldukça koruyucudur. Hasta olduğu bilinen öğrencilerin okula kabulü konusunda okul idareleri dikkatli olmalıdır.  Hasta çocuklara hapşururken veya öksürürken ağızlarını kapatmaları gerektiğinin öğretilmesi gerekir.  Çocuklar mevsimine uygun olarak ne fazla ne de az giyidirilmelidir.”

Sel Felaketleri Birçok Sağlık Sorununu da Beraberinde Getiriyor

K.K.T.C’de Yaşanan Sel Felaketinin Ardından Oluşabilecek Sağlık Sorunlarına Dikkat Çekmek Üzere Açıklamalarda Bulunan Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nedim Çakır, Sel Nedeniyle Meydana Gelen Fiziki Zarar Yanında, Yüzey Sularının Birbirine Karışması Sonucu Biyolojik Zararın da Gündeme Geldiğini, Bunun da İnsan Sağlığını Olumsuz Etkilediğini Belirtti. Kırsal Kesimde Yaşayanlar Şehirlerde Yaşayanlardan Daha Fazla Risk Altında Sel felaketinin sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Prof. Dr. Nedim Çakır, bu nedenle oluşabilecek muhtemel riskler hakkında bilgiler verdi. Sel felaketlerinde kırsal kesim bölgelerinin şehirlere göre daha büyük risk altında olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nedim Çakır, bu bölgelerdeki hayvan dışkılarının sel sularının gücü ile taşınarak içme sularına karışması sonucu çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini kaydederek şöyle devam etti; “Genellikle kırsal kesimlerde kaynak suları veya kuyu suyu kullanılmaktadır. Bu sular, yaşanılan sel felaketinin ardından toprağın yüzeyindeki hayvan atıkları veya gübreler ile kirlenmiş olabilir. Bu durumda kirlenen suların içilmesi ile sağlık sorunları ortaya çıkar. Bu yüzden kırsal alanda yaşayan kişilerin su tüketirken gerekli önlemleri almaya dikkat etmesi gerekmektedir. Kırsal alanda yaşayan kişiler sel felaketinin ardından mutlaka suları kaynatmalı, kaynatılan su bir süre bekletildikten sonra içilmelidir.” Sel Felaketlerinin Şehirlerdeki Dolaylı Etkileri Sel felaketinin şehirleri daha az etkileyebildiğini söyleyen Prof. Dr. Nedim Çakır, tehlikenin su sistemlerinde bir kırılma olduğu zaman yaşanabileceğini, kırılma olması halinde içme sularına bakteri bulaşabileceğini, bununla birlikte hastalıkların görülebileceğini belirtti. Buna rağmen şehirlerde yaşayan kişilerin de dolaylı da olsa sel felaketlerinin neden olduğu sağlık sorunlarına maruz kalabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nedim Çakır konuya ilişkin sözlerine şöyle devam etti: “Sel felaketlerinde şehirlerde yaşayan kişilerde pek fazla sağlık sorunu yaşanması beklenmese de, kırsal kesimlerde yaşananların, şehirleri de dolaylı yoldan etkilemesi beklenmektedir. Köylerden şehirlere gelebilecek en büyük tehlike, toprakta yetiştirilen patates ve marul gibi sebzelerin üzerinde taşıdığı bakterili topraklarla birlikte şehre gelmesidir. Bu tür durumlarla mücadele için de devletin gerekli yasal düzenlemeleri sağlaması gerekmektedir. Sebze ve meyvelerin marketlerde topraklarından arındırılarak yer alması gerekmektedir. Özellikle yıkanmadan yenilen meyve ve çiğ sebzeler tehlike sebebidir.” Sel Suları Bağırsak Enfeksiyonu Sebebi Sel sularının neden olabileceği hastalıklar hakkında da açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Nedim Çakır bu hastalıkların başında bağırsak enfeksiyonlarının yer aldığını söyledi. Kişilerin sel sularının içine girmek durumunda kalması veya bu suların doğrudan cilde temas etmesi ile sarılık, yüksek ateş ve kanamalı idrar çıkışı ile kendisini belli eden çok ciddi sağlık sorunları görülebileceğini söyleyen Prof. Dr. Nedim Çakır, sel sularına temas etmeden ya da sel sularının karıştığı suları içmeden de hasta olunabileceğini örneğin, sel sularının kirlettiği su ile diş fırçalanması durumunda bile hastalık yaşanabileceğini belirtti. Sel Kaynaklı Hastalıklardan Korunmak için Alınabilecek Önlemler Sel kaynaklı oluşabilecek hastalıklardan korunmak için önerilerde bulunan Prof. Dr. Nedim Çakır, sel felaketlerinin önlenemeyeciğini ancak selden gelebilecek tehlikelerin vatandaşlar tarafından öğrenilebileceğini söyledi. Prof. Dr. Nedim Çakır alınabilecek önlemlerle ilgili şöyle devam etti; “Özellikle kırsal alanda yaşayan ve kuyu suyu ya da artezeyen suyundan yararlanan vatandaşlar tarafından içme suyunun mutlaka kaynatılıp soğutularak kullanılması, sel sularına mecbur kalmadıkça girilmemesi, sebze ve meyvelerin tüketmeden önce bol suda yıkanması, devletin de marketlerde alıcı bulan yoğun bulaşlı meyve ve sebzeler için yasal düzenlemeler çerçevesinde önlemler alması gerektiğini kaydetti.

Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyelerinin İngiliz Sömürge Yönetimini Anlatan Çalışmaları Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisinde Yayımlandı…

Yakın Doğu Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ile Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç Dr. Burak Gökbulut’un hazırlamış oldukları “Süleyman Uluçamgil’in Gözüyle Kıbrıs’ta İngiliz Sömürge Yönetimi” isimli makale, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi dergisinde yayımlandı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğünden verilen bilgiye göre, Ulakbim, MLA, Asos ve WEB of Science gibi ulusal ve uluslararası indekslerce taranan Edebiyat Fakültesi dergisinde yayımlanan çalışmada, Şair Süleyman Uluçamgil’in Kıbrıs Türklerinin millî şuurunun şekillenmesinde önemli bir rol oynadığı ve eserlerinde İngiliz sömürge yönetimine olan tepkisini dile getirilişi yer alıyor. Şairin İngiliz sömürge yönetimine olan tepkisinin büyük olduğu ifade edilerek eserlerinde İngilizleri, “azgan, sarı azgan” olarak nitelendirdiği, sömürge hayatını “karanlık bir döneme”, sömürge zulmünü “zehirli bir bıçağa” benzettiği belirtildi. Şairin Kıbrıs’ın İngiliz sömürge yönetimindeki yıllarını “seksen senenin karanlığı” diye değerlendirirken, sömürge hayatını da âdeta bileklerde bir zincir olarak gördüğü ifade edildi. Yazdığı eserlerde hem kendi toplumu hem de diğer tutsak milletler için hürriyeti arzulayan şair, şiirlerindeki özgürlük düşüncesini asla başkalarının ölümü üzerine kurmamış, sadece özgürlük için yaşamayı arzuladığı kaydedildi. Uluçamgil’in Şiirleri Birer Sosyal Belge Niteliği Taşıyor… Edebiyatın, toplumsal yapıyı oluşturan kültür öğelerinden biri olduğunu, toplumsal ve kültürel değerlerin edebî türler aracılığıyla gelecek kuşaklara aktarıldığı için edebî eserlerin aynı zamanda millî kimliğin oluşmasına ve şekillenmesine de büyük katkı sağladığını ifade eden öğretim üyeleri Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ile Doç Dr. Burak Gökbulut, Süleyman Uluçamgil’in şiirlerinin birer sosyal belge niteliği taşıdığını belirttiler. Tanzimat ve Millî Edebiyat dönemlerinde edebiyata, toplumu bilinçlendirme gibi önemli bir görev verildiğini anlatan öğretim üyeleri, dönemin bazı eserlerinde ait oldukları toplumun duyuş ve düşünüşünü, ülkenin tarihî süreç içerisinde geçirmiş olduğu aşamaları ayrıntısına kadar yansıttığı görüldüğünü ve bu durumun Süleyman Uluçamgil’in eserleri için de karakteristik bir nitelik arz ettiği ifade ettiler. Süleyman Uluçamgil’in eserlerinin özellikle de şiirlerinin birer sosyal belge niteliği taşıdığına vurgu yapan öğretim üyeleri şunları dile getiri: “Süleyman Uluçamgil, Kıbrıs Türklerinin karanlık dönemlerini yaşamış ve bu yıllarda meydana gelen olayları şiirlerine aksettirmiş önemli bir şairdir. O, yazmış olduğu şiirlerinde, yarım kalmış romanında ve piyesinde İngiliz sömürge yönetimine olan öfkesini net bir şekilde ortaya koymuştur. Milliyetçilik, onun şiirine 1955-1960 yılları arasında yoğun bir şekilde hâkim olmuştur. Uluçamgil, özellikle özgürlük teması etrafında şekillenen eserleriyle, Kıbrıs Türklerinin hürriyet şairi olarak tanınmıştır.”

BRTK Teknik Müdürü Ali Kurtoğlu Yakın Doğu Üniversitesi Radyo TV ve Sinema Bölümü Öğrencileri ile Atölye Çalışması Yaptı…

Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRTK) BRT 1 ve BRT 2’nin teknik müdürü Ali Kurtoğlu, Yakın Doğu Üniversitesi TV stüdyolarında İletişim Fakültesi öğrencileriyle bir araya gelerek mesleki atölye çalışması gerçekleştirdi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Görüntü Estetiği, Işık Kamera ve Diksiyon ve hitabet dersleri öğrencilerinin katıldığı atölye çalışmasında, BRTK Teknik Müdürü Ali Kurtoğlu, ekranda ışık ve ışık kullanımı, ışıkla anlam yaratma ve ışık algısı gibi önemli konularda bilgiler aktardı. Kamera ve ekran için ışığın önemine değinen Kurtoğlu, ışık olgusunun filmlerde, dizilerde, haberde ve tüm görsellerde yarattığı etkiyi öğrencilerle değerlendirdi. Yakın Doğu Üniversitesi Radyo TV ve Sinema Bölümü öğretim elemanlarından Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ufuk Çelik, Yrd. Doç. Dr. Sinem Kasımoğlu ve öğretim görevlisi Zeyde Örek tarafından düzenlenen atölyeye çalışmasına yoğun ilgi gösteren öğrenciler meslek ile ilgili merak ettikleri soruları da sorma imkanı buldular. Uygulamaya yönelik çalışmaların ve sektörle işbirliğinin ilerleyen günlerde de devam edeceği kaydedildi.
tercih robotu