Yakın Doğu Üniversitesi ERPA Uluslararası Eğitim Kongreleri 2018’de Üç Fakülte İle Temsil Edildi…

Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi ve İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinin yaptığı çalışmalar, birçok farklı ülkeden bilim insanının katılımıyla İstanbul’da düzenlenen ERPA Uluslararası Eğitim Kongreleri 2018’de sunuldu. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Amerika, İran, Romanya, Rusya, Türkiye, Slovenya, İspanya, Tayvan, Malezya, Kuveyt, Cezayir, Endonezya gibi ülkelerden bilim insanının yer aldığı kongrede, Yakın Doğu Üniversitesi öğretim üyeleri, “Hikâyenin Resimleştirilmesi ve Resmin de Hikâyeleştirilmesine Yönelik Bir Karşılaştırma”, “Okul Öncesi Öğretmen Adaylarının Masallara İlişkin Görüşleri: KKTC Örneği”, “Yunus Emre ve Mevlana’da Dil Felsefesi Üzerine Bir Değerlendirme”, “Abdurrahman Fevzi Efendi Mikyasu’l-Lisan Kıstasu’l-Beyan Adlı Eserinin Önsözü Üzerine Dilbilimsel Bir Değerlendirme”, “İmam Hatip Liseleri’nden İlahiyat Fakülteleri’ne Fıkıh Eğitimine Dair Nitel Bir Değerlendirme”, “Tevfik Fikret ve Kıbrıs’ın İlk Türk Öykü Yazarı Ahmet Tevfik’in Eserlerinde Hayal Hakikat Çalışması ve Melankoli Temalarının Karşılaştırılması” konulu bildirileri sundular. Türkçe Öğretmenleri Üzerinde Hikâyenin Resimleştirilmesi ve Resmin de Hikâyeleştirilmesi Çalışması Yapıldı… Atatürk Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Dr. Selma Korkmaz kongreye, “Hikâyenin Resimleştirilmesi ve Resmin de Hikâyeleştirilmesine Yönelik Bir Karşılaştırma” ve “Okul Öncesi Öğretmen Adaylarının Masallara İlişkin Görüşleri: KKTC Örneği” adlı iki bildiriyle katıldı. Dr. Korkmaz, ilk bildirisinde Türkçe öğretmeni adaylarının anlatılan bir hikâyeyi resimleştirirken zorlandıklarını ancak gördükleri bir resmi hikâyeleştirirken başarılı olduklarını dile getirdi. Elde edilen bu sonuçtan hareketle de öğretmen adaylarının, resmi hikâyeleştirme becerilerinin hikâyeyi resimleştirme becerilerinden yani görsel okuma becerilerinin, görsel sunu becerilerinden çok daha iyi olduğu ortaya konulmuştur. Okul öncesi öğretmen adaylarının masallara ilişkin görüşlerini ele aldığı ikinci bildiride ise Dr. Korkmaz, öğretmen adaylarının masallar hakkında belli bir bilgi birikimine sahip olduklarını ancak bu bilgilerinin yetersiz olduğunu ve yabancı kültürün etkisinde kaldıklarını, son sınıfta öğrenim gördükleri hâlde Türk masallarına ilişkin bilgilerinin az olduğunu ifade etmiştir. “Yunus Emre ve Mevlana’da Dil Felsefesi Üzerine Bir Değerlendirme” Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Esra Karabacak ise kongreye “Yunus Emre ve Mevlana’da Dil Felsefesi Üzerine Bir Değerlendirme” adlı bildiriyle katıldı. Bildiride kısaca dil felsefesi ve öneminden bahsedildikten sonra Yunus Emre ve Mevlana’nın şiirlerinde genel üslup özellikleri üzerinde durarak, şiirlerinden örnekler seçilerek dil felsefesi değerlendirmeleri yaptı. Ayrıca Mevlana’nın ve Yunus Emre’nin şiirlerinin söze ve sözcüklere kazandırdığı anlamlar ile edebiyat ve edebiyat tarihindeki önemi üzerinde duruldu. “Türk Gramer Tarihi İçin Büyük Önem Taşıyan ‘Mikyasü’l-Lisan Kıstasül-Beyan’ Dilbilim Metoduyla Değerlendirildi” Kongrede ayrıca Prof. Dr. Esra Karabacak, Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Aslı Piro ile beraber “Abdurrahman Fevzi Efendi Mikyasu’l-Lisan Kıstasu’l-Beyan Adlı Eserinin Önsözü Üzerine Dilbilimsel Bir Değerlendirme” başlıklı bildiri sundular. Tanzimat Döneminin ilk Türkçe grameri olarak sayılan Abdurrahman Fevzi’nin bilinen tek eseri ‘Mikyasü’l-Lisan Kıstasül-Beyan’ tanıtılarak Türk gramer tarihi için büyük önem taşıyan önsözünü dilbilim metotlarıyla değerlendirdiler. “Kıbrıs’ın İlk Türk Öykü Yazarı Ahmet Tevfik’in Eserlerinde Hayal Hakikat Çalışması Ve Melankoli” Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şevket Öznur da kongrede “Tevfik Fikret ve Kıbrıs’ın İlk Türk Öykü Yazarı Ahmet Tevfik’in Eserlerinde Hayal Hakikat Çalışması ve Melankoli Temalarının Karşılaştırılması” başlıklı bildiriyi sundu. Bildiride Servet-i Fünun Edebiyatının kurucusu Tevfik Fikret’in edebi anlayışını benimseyen ve yeni edebiyat tarzının Kıbrıs’taki ilk örneklerini veren yazar-şair Ahmet Tevfik Efendi’nin edebi kimliği ön plana çıkarılarak, Tevfik Fikret ve Ahmet Tevfik Efendi’nin batılı tarzda verdikleri ilk örnekler tema ve üslup bakımından incelenerek, benzer özellikler saptanmaya çalışıldı. “İmam Hatip Liseleri’nden İlahiyat Fakülteleri’ne Fıkıh Eğitimine Dair Nitel Bir Değerlendirme” İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Samira Hasanova “İmam Hatip Liseleri’nden İlahiyat Fakülteleri’ne Fıkıh Eğitimine Dair Nitel Bir Değerlendirme” başlıklı video sunumuyla katılarak fıkıh eğitiminin önemi üzerinde durdu. Fıkıhın merkezi konumuna dikkat çekmek için bildiride, öncelikle Osmanlı dönemindeki medreselerden günümüze fıkıh eğitiminin tarihsel arka planı kısa bir şekilde ele alındı ve temel İslam bilimleriyle Arapça arasındaki ilişkisi eğitimin keyfiyeti bağlamında incelemelerden örnekler sundu. Bununla beraber din eğitimi içinde merkezi bir yer tutan, kişinin hak ve vazifelerini bilmek olarak tarif edilen Fıkıh (İslam Hukuku) konusunun İmam Hatip Lisesi mezunlarının İlahiyat Fakültesini kazanması durumunda kazanımlarının eğitimine yansımasını olumlu ve olumsuz yönleriyle ele aldı.

Yaz Aylarının Gelmesi İle Birlikte Güneş ve Sıcakların Neden Olacağı Çocuk Hastalıklarına Dikkat!

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, Sıcakların Gelmesi ile Birlikte Buna Bağlı Olarak Yaşanılacak Sağlık Sorunlarına Karşı Yapılması Gerekenler Hakkında Bilgiler Verdi. Havuz ve Denizin Sık Kullanıldığı Bu Dönemde Çocuklarda Güneş Yanığı ve İshal Gibi Sağlık Sorunlarının Görülebileceğini, İshal Tedavisinde En Önemli Etkenin Yaşanılan Su Kaybının Önlenmesi Olduğunu, Çocukların Yaşadığı Burun Kanamasında İse Başın Öne Doğru Eğilmesi Gerektiğini, İsilik Olduğu Durumlarda da İsiliğe Yönelik Olarak Hergün Ilık Suyla Banyo Yapılması ve Pamuklu İnce Kıyafetlerin Giyilmesi Gerektiğini Belirtti. Çocuklar Yaz Aylarında Birçok Rahatsızlık Yaşayabilmekte Çocukların yaz aylarında dışarda geçirdiği zamanın artması ile güneş çarpması, yanık, isilik gibi cilt rahatsızlığı yaşayabileceğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, ayni zamanda deniz veya havuzların kullanılması ile birlikte sık görülen boğulma tehilikesi durumlarınında yaşanabileceğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit şöyle devam etti: “Koşup oynarken düşme yada aktiviteler sonucunda çarpmaya bağlı olarak travmalarda yaşanabilir. İshal, kusma atakları, böcek, sinek ısırıkları, arı, yılan ve akrep sokmaları yaz aylarında çocuklarda sık görülen durumlardır. Dışarıda vakit geçirmek, bahar tatilleri veya yaz tatilleri için ortak bir faaliyettir. Ancak güneş ışınlarına karşı koruma sağlamayı unutmamak gerekiyor. Çocuklar yetişkinlere göre daha hassas olduklarından özellikle çocukların güneş ışınlarından korunmaları gerekmektedir.” Sıcakların Artması İle Birlikte Çocuklarda Güneş Yanığı Şikayeti Sık Görülmekte Diğer yanmalar gibi güneş yanmalarının da da ciltte kızarma, sıcaklık artışı veya acının olabileceğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, şiddetli vakalarda, kabarma, ateş, titreme, baş ağrısı gibi durumların görüldüğünü belirtti. Yaz aylarında sıcakların artmasıyla birlikte çocuklarda en sık görülenin güneş yanığı olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, çocukların şemsiye altında veya gölgede bulunması bile zaman zaman güneş ışınlarından korunmasına yetmeyeceğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit şöyle devam etti: “Ultraviyole ışınları, özellikle bir yaşın altındaki bebeklerin cildini olumsuz şekilde etkiler. Tekrarlayan güneş yanıklarının ileride cilt kanserine neden olabildiği bilinmektedir. Güneş yanığında en iyi tedavi yöntemi korunmaktır.” Çocuklar İçin Kullanılan Güneş Kremleri En Az Otuz Faktörlü Olmalı Koruyucu kremlerin sadece güneşten korunmak için değil sürekli olarak kullanılması gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, bebeklere sıcak havalarda dışarıda gezdirilirken bile krem sürülmesi gerektiğini belirtti. Güneş ışınlarının gölgede bile çocuklara ve hassas ciltli bebeklere yansıyarak olumsuz etkilediğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, güneş kremlerinin en az otuz koruma faktörlü olması gerektiğini ve ayni zamanda kullanılan kremlerin içerisinde katkı maddesinin bulunmaması gerektiğini belirtti.Gözlük, şapka, şemsiye ve pamuklu ince giysilerin kullanılmasını öneren Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit şöyle devam etti: “Bebeğinizi bir ağacın, şemsiyenin veya bebek arabasının gölgesinin altına taşıyın. Güneş yanığını önlemek için boynu gölgeleyen kenarlı şapkaları kullanın. Kolları ve bacakları kaplayan hafif, pamuklu kıyafetler giydirin. Günümüzde D vitamin birçok hastalıkta etkili bir koruyucudur, bu nedenle güneş koruyucuları kullanmadan önce en azından kol ve bacakların 15-20 dakika güneş ışınları ile direk temas edilmesinin sağlanması gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, D vitaminin sentezine izin verilmesi gerektiğini belirtti.Altı ayın altındaki bebeklerde en az otuz güneş koruma faktörü güneş kremi kullanmaya dikkat edin. Etkili olması için otuz dakikada bir kremi yenileyin. Bir bebek güneş yanığı olursa, etkilenen bölgeye soğuk kompres uygulayın. Buzu direk olarak cilde temas ettirmemeye özen gösterin.” Güneş Işınlarından Korunmak İçin Gölgede Bulunulması Gerekmekte Zararlı ultraviyole ışınlarına maruz kalmaya karşı ilk ve en iyi savunma yönteminin güneşten korunmak olduğunu söyleyen Yrd. Doç.Dr. Zeynep Cerit, mümkün olduğunca gölgede kalınması ve özellikle güneş ışınlarının dik olduğu saatler olan sabah onbir ile akşam dört saatleri arasında güneşe çıkmamaya özen gösterilmesi gerektiğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit şöyle devam etti: “Çocukların yanaklarını, çenelerini, kulaklarını ve boynunun arkasını gölgeleyebilecek geniş kenarlı bir şapka kullanmaya çalışın. Ultraviyole korumalı güneş gözlükleri de çocuğunuzun gözlerini korumak için iyi bir yoldur. Güneş koruyucuları otuz veya daha yüksek koruma faktörlü, çocuğun açıkta kalan bölgelerine sürün. Uygulamadan önce, alerjik reaksiyon için çocuğunuzun sırtındaki küçük bir alanda güneş koruyucuyu test edin. Göz kapaklarına sürmeye kaçının, kremi göz çevresine dikkatlice uygulayın. Bir döküntü gelişirse, çocuk doktorunuzla konuşun. Yeterli güneş kremi uyguladığınızdan emin olun. Her bir saatte bir güneş koruyucu uygulayın veya yüzdükten ya da terledikten sonra tekrarlayın. Çocuğunuzda kızarma, ağrı veya ateşle sonuçlanan güneş yanıkları varsa mutlaka çocuk doktorunuza başvurun.” Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit: “Çocukların Deniz ve Havuzlarda Yuttukları Mikroplu Sular İshale Yol Açmakta.” Özellikle yaz mevsiminde çocuklarda sık görülen sağlık sorunlarından birinin de ishal olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, üç aydan büyük bebek ve çocuklar için yirmidört saatte üçten fazla sulu ve fazla miktarda dışkılamanın ishal olarak tanımlandığını belirtti. Üç aydan küçük bebeklerde isal tanımının günde altı veya yedi defadan fazla bezden taşacak kadar bol ve sulu dışkı olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit şöyle devam etti: “Sıcak havalarda ishal en fazla beş yaşın altındaki çocukları etkilemektedir. İshalin çocuklarda yaz mevsiminde artış göstermesinin birkaç nedeni vardır. Bunların en önemlisinin sıcak havalarda enfeksiyonu oluşturan virüs ile bakterilerin besinlerde kolay ve hızlı bir şekilde üreyebilmeleridir. İshale neden olan bir başka önemli etken ise hijenik olmayan içme sularının içerdikleri mikroplardır. Bunların yanı sıra çocukların deniz ve havuzlarda yuttukları mikroplu sularda ishale yol açabilir.” İshal Tedavinde Su Kaybının Önlenmesi Önemli İshalin tedavisinde su kaybının önlenmesinin önemli olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, ishal olan çocuklara sıvı olarak su, ayran ve taze sıkılmış meyve suyu verilmesi gerektiğini belirtti. İshal olan çocuklara bu dönemde bolca anne sütününde verilmesi gerektiğini söyleyen Zeynep Cerit, hastalık süresince muz, şeftali, katı besinlerden yağsız makarna, pirinç pilavı ve haşlanmış patates tüketilmesi gerektiğini belirtti. Hazır meyve suları, şeker ve çikolata gibi besinlerin ishal döneminde tüketilmemesi gereken besinler arasında yer aldığını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, yaz aylarında ishale karşı alınması gereken birçok önlem olduğunu belirtti. İshalden Korunmanın Yolu Hijyenden Geçiyor Yaz aylarında yaşanacak ishal hastalığına karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, kirli deniz ve havuz suları ishale neden olabildiğinden tatil yerlerinin hijyen ve temizliğine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. El temizliğinin bu hastalıkta ki en önemli unsur olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, ambalajlı ürünlerin tüketilmesi gerektiğini ve açık büfelerde sunulan yiyeceklere dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temiz olmasına da özen gösterilmesi gerektiğini söyleyen Yrd. Doç.Dr. Zeynep Cerit, buzlu içecekler içerisinde konulan buzların yapıldığı suların temiz olmama olasılığından dolayı içeceklerin içerisine buz konulmadan tüketilmesi gerektiğini belirtti. Sıcak Havaların Gelmesi İle Karşılaşılan Hastalıklarda Yapılması Gerekenler Burun kanaması yaşayan çocukların başlarının geriye doğru atılmaması gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, burnu kanayan çocukların kafasının öne doğru eğilmesi gerektiğini ve burun kökünün bastırılması gerektiğini belirtti. İsilik yaşanması durumunda isiliğe yönelik olarak her gün ılık suyla banyo yapılması ve pamuklu ince kıyafetlerin giydirilmesi gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, yaz aylarında sinek ve böcek sokma olaylarının sık yaşandığını belirtti. Kapalı ortamlarda kimyasal madde içeren sinek ve böcek öldürücülerin kullanılmasının çocuklara zarar verdiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, bu yüzden özellikle bebekleri sineklerden korumak için odanın içerisine ya da vücuda sürülen kimyasallar yerine doğal koruyucuların yada cibinliklerin kullanılması gerektiğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit: “Havuz Yerine Denizi Tercih Edin.” Havuz yerine denizin tercih edilmesinin daha sağlıklı olabileceğini belirten Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, havuzların daha çok bakteri ve virüsün yaşaması için elverişli ortamlar hazırladığını bu nedenle cilt, kulak enfeksiyonları, hapatit A ve göz hastalıklarının sıkça görülebileceğini belirtti. Kapalı kalmış su ortamlarının bakteri ve virüslere elverişli ortam hazırladığını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, havuzda cilt, kulak enfeksiyonları, hepatit A ve göz hastalıklarının sıkça görülebileceğini belirtti. Havuz yerine denizin tercih edilmesi ile bu tür enfeksiyonların riskini azaltacağını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cerit, havuzun tercih edildiği durumlarda havuz kenarında çıplak ayakla dolaşılmaması gerektiği gibi kulaklara tıkaç konması ile kulak enfeksiyonu riskinin azalacağını, havuz öncesi ve sonrası duş alınması ile diğer tüm riskli hastalıklara karşı korunma sağlanacağını belirtti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Çok Kültürlü Eğitim İle Öğretmenlerde Yaşam Boyu Eğitimin Önemi Yakın Doğu Üniversitesinin Katıldığı Konferans’ta Anlatıldı

Yakın Doğu Üniversitesi, Polonya’da düzenlenen 4th International Conference On Lifelong Education And Leadership For All/ Herkes İçin Yaşam Boyu Eğitim ve Liderlik Uluslararası Konferansı (ICLEL 2018) temsil edildi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, birçok farklı ülkeden bilim insanının katıldığı konferansa, Atatürk Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ile Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Burak Gökbulut, “Öğretmen Adaylarının Yaşam Boyu Öğrenme Kavramına İlişkin Metaforik Algılarının Değerlendirilmesi” ve “Kuzey Kıbrıs Üniversitelerinde Öğrenim Gören Türk ve Yabancı Uyruklu Öğrencilerin Çok Kültürlü Eğitime Yönelik Görüş ve Beklentileri” konulu bildirilerle katkı koydular. Sempozyumda ayrıca, sunulan ve İngilizce yayınlanan bildirilerin indekslenmesi için Thomson Reuters Conference Proceedings Citation Index’e gönderileceği kaydedildi. Öğretmenlerin Yaşam Boyu Eğitimle İlgili Bilinç Sahibi Olmaları Eğitimin Sağlıklı Bir Şekilde Sürdürülebilmesi İçin Şarttır… Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yeniasır ve Yrd. Doç. Dr. Burak Gökbulut, toplum yaşamına yön veren öğretmenlerin yaşam boyu eğitimle ilgili bilinç sahibi olmalarının, söz konusu eğitimin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için şart olduğunu ifade ederek mesleklerinin bir gereği olarak öğretmenlerin sürekli yaşam boyu eğitimin içerisinde yer almaları ve kendilerini yenilemeleri gerektiğine vurgu yaptı. Yapılan çalışmada, 54’ü farklı olmak üzere toplamda 73 metafor ortaya koyan öğretmen adaylarının yaşam boyu eğitime ilişkin olumlu düşüncelerle bağdaşlaştırıldığı, araştırmaya katılan öğretmen adaylarından sadece 5 tanesinin yaşam boyu eğitime ilişkin olumsuz düşünceler ortaya koyduğu kaydedildi. Öğretim üyeleri bu sonuçla, öğretmen adaylarının büyük oranda yaşam boyu eğitimle ve bu eğitimin faydalarıyla ilgili bilinç sahibi olduklarını gösterdiğini, bilinç sahibi olmayan öğretmen adaylarının da bu konuda eğitilmesi için gerekli çalışmalar yapılması gerektiğini, özellikle de eğitim fakültelerinde ders veren akademisyenler geleceğin öğretmen adaylarını bu konuda bilinçlendirmesinin şart olduğunu ortaya koydular. Yaşam boyu öğrenmenin amaçlı-amaçsız, resmi veya gayri resmi her türlü öğrenmeyi kapsadığından çok geniş bir öğrenme alanına sahip olduğunu dile getiren öğretim görevlileri, yaşam boyu eğitimin bir ülkede başarılı olması ve hedefine ulaşması için hem devlet hem de özel kesim tarafından desteklenmesi gerektiğinin altını çizdiler. Özellikle devlet, söz konusu eğitimin başarılı olması için öncelikle, gerekli finansal desteği sağlamalı ve toplumun bu konuda bilinçlenmesi için ön ayak olmalıdır. Kültürlerarası Saygı Geliştirilmeli, Eğitimde Fırsat Eşitliği Sağlanmalı… Çok kültürlü eğitimin ana hedefinin de sorulduğu “Kuzey Kıbrıs Üniversitelerinde Öğrenim Gören Türk ve Yabancı Uyruklu Öğrencilerin Çok Kültürlü Eğitime Yönelik Görüş ve Beklentileri” isimli çalışmada ise öğrencilere göre ana hedefin kültürlerarası etkileşimi ve saygıyı geliştirip arttırmasının gerektiği ortaya konuldu. Bu hedefin yanında daha düşük oranda Türklerin belirttiği hedef, herkesin kendi kültürünü rahatça yaşamasını ve geliştirmesini sağlamak iken yabancıların ikinci belirttiği hedef ise tüm öğrencilere eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktır. Farklı Ülkelerden Gelen Öğrenciler Kuzey Kıbrıs Üniversitelerinde Rahat Eğitim Alabililiyor… Eğitim ortamlarında farklı dillerden gelen öğrencilerin rahatça eğitim alıp alamadığının ve üniversite ortamlarına (sınıf, kütüphane, kafeterya, yurt, spor salonu vs.) katılıp atılınılmadığının irdelendiği çalışmada, öğrencilerin verdiği cevaplara bakıldığında anlamlı farklılıklarla karşılaşıldığı belirtildi. Buna göre, Türk öğrenciler yüksek bir oranda farklı dillerden gelen öğrencilerin rahat eğitim alabildiklerini belirtirken yabancı öğrencilerin bu fikri tam manasıyla paylaşmadığı ve Türklere göre daha düşük oranda bu şekilde düşündükleri görüldü. Her iki grupta da tamamen olumsuz düşünen öğrenci sayısının az olduğu belirtilen çalışmada, sonuç olarak farklı ülkelerden gelen öğrencilerin Kuzey Kıbrıs üniversitelerinde rahat eğitim alabildiğini gösterdiği ifade edildi.

Antibiyotik Direnci Üzerine Yapılan Çalışmalar Yakın Doğu Üniversitesine Ödül Getirdi…

Yakın Doğu Üniversitesi, Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) tarafından Antalya’da düzenlenen 7. Türkiye EKMUD Uluslararası Kongresi’nde enterobakteriler ile antibiyotiklerin direnci üzerine sunduğu araştırma ile poster ödülü kazandı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nedim Çakır önderliğinde, Doç. Dr. Kaya Süer, Yrd. Doç. Dr. Selin Özcem, Mikrobiyolog MsC Emrah Güler, Doç. Dr. İlker Etikan’nın kongrede sunduğu ‘’Enterobacteriae’lerde GSBL salınımı ile beta-laktam dışı antibiyotiklerle çoklu direnç arasındaki ilişki’’ konulu araştırma poster ikincilik ödülü almaya hak kazandı Konuya ilişkin yapılan açıklamada, günümüzde en önemli problemlerden birisi olan antibiyotik direncinin tüm dünyada hükmünü sürdürmekte olduğu belirtilerek, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji laboratuarında üretilen Enterobakteri ailesinin üyelerinin salgıladıkları GSBL nedeni ile belli grup antibiyotiklerin kullanılamayacağı tüm hekimler tarafından bilindiği vurgulandı. Antibiyotik Direncindeki Artışın Bir Nedeni de Uzun Yıllardır Reçetesiz Antibiyotik Satışının Olmasıdır… Yapılan çalışmada mevcut dirençli antibiyotikler kullanılamayacağından, kullanılması mümkün olabilen alternatif antibiyotiklerin dirençleri araştırılmış olup florokinolon ve trimethoprim-sulfamethakzasol seçeneklerinde % 66.4 oranında ve aminoglikozid grubu antibiyotiklerde % 31 oranında dirençli bulundu. Antibiyotik direncindeki artışın nedenlerinden birinin uzun yıllardır reçetesiz antibiyotik satışının olduğuna dikkat çekilen çalışmada, Nisan 2016 tarihinde ülkemizde reçetesiz antibiyotik satılamayacağına dair bir kanun çıkarıldığı anımsatılarak, reçetesiz antibiyotik satışının engellenmiş olmasının kağıt üstünde kalmayıp, pratikte de uygulanarak ilgili bakanlıklar tarafından takibinin titizlikle sürdürülmesinin önemli olduğu vurgulandı.

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yeni Akademik Yayınlar…

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fevzi Kasap, Öğretim Görevlisi Ayhan Dolunay ile Sosyal Bilimler Enstitüsü Medya ve İletişim Çalışmaları doktora öğrencisi Ali Murat Mırçık tarafından hazırlanan makaleler, Thomson Reuters Web of Science ESCI kapsamında taranan akademik dergide, Yakın Doğu Üniversitesi adresi ile yayımlandı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından verilen bilgiye göre, Doç. Dr. Fevzi Kasap, Öğretim Görevlisi Ayhan Dolunay ile Ali Murat Mırçık imzası taşıyan üç ayrı makalede, “Türkiye Ana Haber Bültenleri Üzerinden Medya-Şiddet İlişkisi” irdelendi, “Küreselleşmenin Medya Üzerindeki Etkileri” ele alındı ve “Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmesi Uyuşmazlıklarında Tahkim Yolu” değerlendirildi. Gelişen Yeni Medya Kavramında Şiddet Ön Plana Çıkıyor… Medyanın gündelik hayata yön veren ve toplumu her yönden etkileyen bir kavram olarak karşımıza çıktığı ileri sürülen çalışmalarda, medya araçlarının ekonomik ve politik kaygılar çerçevesinde yayınlarını gerçekleştirdiği belirtildi. İlgili kaygının ideolojiden kaynaklandığı ve buna bağlı olarak medyanın yeniden üretim sürecine girdiği bu çerçevede de yeniden üretilen kavramlardan birinin de şiddet olarak tespit edildiği ifade edildi. Şiddetin, özellikle televizyon kanallarının ana haber bültenlerinde sıklıkla karşımıza çıkan bir kavram olarak görüldüğü ifade edilen çalışmada, kanalların kendi ideolojik yapılanmaları gereği şiddet olaylarını yeniden üreterek hedef kitlelerine sunmakta olduğu, televizyonun büyük bir kitleye hitap etmesi nedeniyle etki gücünün oldukça yüksek olduğu kaydedildi. Ana haber bültenlerinin ele alındığı çalışmada, yayınlanan haberler söylem analizi yöntemiyle incelenerek, şiddet olaylarının nasıl yeniden üretilerek ele alındığı tespit edilmeye çalışıldı. Küreselleşme Medya ve Haber Döngüsünde Değişim – Dönüşüme Yol Açıyor… Doç. Dr. Kasap, Öğretim Görevlileri Dolunay ve Mırçık tarafından hazırlanan “Küreselleşmenin Medya Üzerindeki Etkileri” çalışmada ise, küreselleşmenin pek çok alanda kendini göstererek, bireylerin yaşamlarını etkilemekte olduğu belirtilerek, özellikle ekonomi, siyaset ve kültür alanında etkili olan küreselleşme kavramının medyada ve haber döngüsünde de önemli etkileri vasıtasıyla değişim ve dönüşüme yol açtığı ifade edildi. Bu kapsamda, medyanın küreselleşmesiyle birlikte, tüm dünya üzerinde tek tip bir kültür oluşturulması girişimleri de söz konusu olduğu belirtilerek; filmlerin, TV programlarının, müzik kliplerinin de bu savı destekler nitelikte değişikliğe uğradığı belirtildi. Uluslararası ajansların elinde olan küresel haber döngüsü ise belli bir sermayeye ait batı emperyalizmi görüşlerine bağlı olarak yayınlandığı için küresel akışta bir dengesizliğe sebep olduğunu ifade eden yazarlar, bu kapsamda “haber”in sadece belli ajansların elinde olup; söz konusu hakimiyetin sürdürüldüğünü ifade ettiler. Konuya ilişkin olarak, “Özellikle, küresel medyanın etkilerinde ve haber döngüsündeki dengesizlikler üzerinde bunları düzeltmeye yönelik çalışmalar olsa da, henüz yeterli düzeye erişilememiştir. İletişimdeki uluslararası döngü, küresel medya ortamı belli sermayelerin elinde olduğu için ortamda dengesizlikler de kendini hissettirmektedir. Bu çalışmada küreselleşme olgusunun özellikle medyaya yansımaları ve bunun sonucunda haberlerin ve diğer görsel medya iletilerinin hedef kitleyi nasıl etkileyip, yönlendirdiği tartışılacak; durum tespiti ardından, bu yapıya “karşı çıkışlar” olarak nitelenebilecek çalışmalara değinilecek ve alternatif oluşturabilecek yerel/yeni medya aktörlerinin bu husustaki önemi ele alınacaktır” denildi. Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmesi Uyuşmazlıklarında Tahkim Yolu Değerlendirildi Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ayhan Dolunay’ın gerçekleştirdiği Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmesi Uyuşmazlıklarında Tahkim Yolu çalışmasında ise, kamu hukuku imtiyaz sözleşmelerinin idare ve özel hukuk gerçek ya da tüzel kişileri arasında akdedilen ve idarenin, teknoloji, iş gücü gibi konularda, yüksek mali “yük”ler altına girmeksizin, hizmet sağlanmasını amaçlayan sözleşmeler olduğu belirtildi. Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri ile ilgili söz konusu olabilecek uyuşmazlıklarda ise sözleşmeye taraf özel hukuk kişilerince genellikle mahkemelerce uyuşmazlığın çözümü yerine tahkim yargılaması ile uyuşmazlığın çözümü tercih edildiği ifade edildi. Dolunay; “Çalışmada, öncelikle, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi ve tahkim kavramları hakkında bilgi verilecek ardından Türk idare hukukunda 1999 yılına kadar egemen olan “tahkim yasağı” ve yasağın bertaraf edilmesi hususları ele alınacaktır. Sonrasında ise tahkim yargılamasının unsurları ve usulü detaylı olarak “son değişiklikler kapsamında” incelenecek, tahkim yargılamasında ihtilafın esasına uygulanacak maddi hukuk kurallarının tespiti ve son olarak da tahkim yargılaması neticesinde hüküm olunacak kararların icrası hakkında bilgi verilecektir” dedi. Hedefimiz Genelde Bilime Özelde İse Sosyal Bilimlere Katkı Sağlamak Yakın Doğu Üniversitesinin uluslararası arenadaki saygın konumunun kendilerini gururlandırdığını ifade eden Doç. Dr. Kasap, Öğr. Gör. Dolunay ve Öğr. Gör. Mırçık yaptıkları ortak açıklamada genelde bilim dünyasına özelde ise sosyal bilimlere katkı sağlama amacı ile araştırmalarını gerçekleştirerek makale çalışmalarını sürdüreceklerini belirttiler.

Yakın Doğu Üniversitesi Orta Doğu Çalışmalarında Referans Noktası Olarak Kabul Edilen Brismes Konferansında Temsil Edildi

Doç. Dr. Köprülü: “Bugünün Arap Dünyasında Siyaseti ve Toplumsal Hareketleri Yekpare Bir Yapıya Sahip Olarak Değerlendirmek Artık Mümkün Değildir” Yakın Doğu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nur Köprülü, İngiltere’nin en köklü üniversitelerinden biri olan King’s College’te düzenlenen BRISMES (British Society for Middle Eastern Studies) konferansında Ürdün ve Tunus örnekli tebliğ sunarak Yakın Doğu Üniversitesini temsil etti. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, bu yılki ana temasını ‘Orta Doğu Çalışmalarında Yeni Yaklaşımlar’ oluşturan BRISMES Konferansı’nda Doç. Dr. Nur Köprülü, “Arap Ayaklanmaları Sonrası Dahil Olma-Ilımlılık Hipotezi Üzerine Yeniden Düşünmek: Ürdün ve Tunus’taki İslami Hareketler” konulu çalışması ile yer aldı. Doç. Dr. Köprülü çalışmasında, 2011 yılında başlayan Arap ayaklanmaları İslami hareketleri, Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasının geçirgen sınırlarının ve karmaşık yapısının ayrılmaz bir parçası olduğunu ortaya koyarken, artan İslami aktivizmin ve bölgedeki İslami hareketlerin özelde de İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) yekpare bir topluluk olmadığını ifade etti. Arap Baharı Sonrası İslami Grupların Siyasal Alana Geçiş Süreçleri İrdelendi… Doç. Dr. Köprülü, her ne kadar Arap ayaklanmalarının ardından yaşanan seçim süreçlerinde İslami kökenli siyasi partilerin güç kazanmaya başlamış olsalar da Mısır’da İhvan’ın 2013’te devrilmesinin ardından o güne kadar olumlu yönde hareket eden ibrenin İslami hareketlerin aleyhine doğru yöneldiği durumların da söz konusu olduğunun altını çizdi. Arap Baharından sonraki süreçte toplumsal hareketleri, özelde İslami grupların siyasi talep ve beklentilerini analiz etmek için bütüncül bir yaklaşımın yanı sıra ülkeler arasındaki farklıkları da gözlemleyebilmenin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Köprülü, ayaklanmaların ardından ortaya çıkan en önemli sorulardan birisinin otoriter yapıların yerini siyasal çoğulculuğa bırakıp bırakmayacağı yönünde olduğunu söyledi. “Tunus bir yandan demokratikleşme ve siyasal çoğulculuk anlamında önemli adımlar atmış bir ülke örneği olarak karşımıza çıkarken; aynı gelişmeyi Mısır, Suriye veya Ürdün için ifade etmek mümkün değildir” diyen Doç. Dr. Köprülü, bu çerçevede, İhvan’ın Mısır ve Tunus’ta yürüttüğü siyasal pratiklerin birbirinden farklılık göstermekte olduğuna işaret etti. Ürdün örneğinde ise Mısır ve Tunus’ta ortaya çıkan pratiklerin bir nevi yansıması şeklinde melez bir yapı gözlemleme imkânı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Nur Köprülü; “İhvan içerisindeki bu farklı politikalar ve yaklaşımlar bölgedeki İslami hareketin, ılımlılık-dahil etme hipotezi üzerinden yeniden düşünülmesi ihtiyacını doğurmuştur” dedi. Doç. Dr. Köprülü ayrıca, Tunus’taki En Nahda ve Ürdün’deki İHC isimli iki siyasi parti üzerinden yaptığı alan çalışmasını dinleyiciler ile paylaşarak, panel sonrasında kendisine yöneltilen sorulara yanıt verdi.

Yakın Doğu Üniversitesi Yüzücüsü Doğukan Ulaç İstanbul Boğazına Adını “Genel Klasman Şampiyonu” Olarak Yazdırdı

30. Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı Erkekler Genel Klasmanı Birincisi Doğukan Ulaç Oldu. Yakın Doğu Üniversitesi’nin uzun mesafe yüzücüsü Doğukan Ulaç, “Dünya’nın En İyi Açık Su Yüzme Organizasyonu” olarak da kabul edilen Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nda, 6,5 kilometrelik parkuru, 46 dakika 58 saniye dereceyle Genel Klasman Birincisi olarak tamamladı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından İstanbul’da düzenlenen Asya’dan Avrupa’ya 6,5 kilometrelik parkurda, 52 ülkeden 2 bin 400 yüzücünün kulaç attığı 30. Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nı Doğukan Ulaç’ın, 46 dakika 58 saniyede tamamlayarak erkekler Genel Klasmanda birinci olduğu belirtildi. Anadolu Yakası Kanlıca İskelesi’nden başlayarak Avrupa Yakası Kuruçeşme’de son bulan yarışta, dereceler ise sporcuların ayaklarına bağlanan çipler sayesinde belirlendi. Başarılı Yüzücü Doğukan Ulaç, Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nı geçen yıl 52 dakika 21 saniyelik derecesiyle 2’inci tamamlamış,18-24 Yaş kategorisinde ise Türkiye 1.’si olmuştu. “Şampiyonluğu Antrenörüm ve Aileme Armağan Ediyorum” Erkekler genel klasmanda birinciliği elde eden Doğukan Ulaç, şampiyonluğu antrenörü Mehmet Gürcenk ve ailesine armağan ettiğini söyledi. Boğaziçi’ni yüzerek geçmenin pek çok kişinin hayalini süslediğini ancak hiç de kolay bir iş olmadığını ifade eden Ulaç, “Zorlu ve tehlikeli bir yarıştı. İstanbul Boğazı’nda olan dalga ve akıntı yüzücüleri çok zorladı ancak bitiş noktasına gelmeyi başardım. Dünyanın en iyi açık su yüzme organizasyonu olarak gösterilen ve binlerce yüzücünün yer aldığı etkinlikte, Kıbrıslı bir Türk olarak yer alıp başarıya ulaşmak gurur ve mutluluk verici. Yarışma öncesi denizde yüzme antrenmanları yaptım. Başta ailem olmak üzere, antrenörüm ve desteklerinden dolayı Yakın Doğu Üniversitesine teşekkür ediyorum. Sıradaki hedefim Aralık ayında Türkiye’de gerçekleştirilecek olan Türkiye Şampiyonası. Yeni başarılar elde edebilmek için çalışmalarımı sürdüreceğim” ifadelerini kullandı. Hakan Atamtürk: “ Yakın Doğu Üniversitesi Maraton Branşında Önemli Başarılara İmza Attı… Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Doç. Dr. Hakan Atamtürk de, bu başarının tesadüf olmadığını ifade ederek başarılara imza atılmasına destek olanlara teşekkür etti. Yüzmenin spor branşları içerisinde en fazla çalışma ve özveri gerektiren bir branş olduğunu, bu sporun en zorlu olanın ise “maraton yarışları” olduğunu ifade eden Doç. Dr. Atamtürk, Maraton yarışları içerisinde en zorlu olanın “Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı” olduğunu söyledi. Yakın Doğu Üniversitesi’nin maraton branşında önemli başarılara imza atmış bir tecrübeye sahip olmasının bu başarıyı getirdiğini dile getiren Doç. Dr. Atamtürk, “Maraton branşını ülkemizde sevdiren sporcularımızdan Caner Aspava, Manş Denizi’ni ilk geçen Kıbrıslı Türk olan ve 26 kez bu yarışa katılma tecrübesini paylaşan Osman Akkuş ile birlikte Mustafa Yeşilada’nın yanında Doğukan Ulaç’ın özverili, çalışkan antrenörü olan Mehmet Gürcenk hocamızı ülkemize birçok şampiyon yüzücü yetiştirdiği için kutlarım. Bu başarının tesadüf olmadığını bir kez daha ispatlama başarısı gösterilmesi bizleri gururlandırmıştır” dedi.

Yakın Doğu Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Belçika’da Katıldığı İki Makaleyle Uluslararası Konferansta Dikkatleri Üzerine Çekti…

Yakın Doğu Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Şahin, TUBİTAK destekli bir proje kapsamında, Belçika Ghent Üniversitesi ile ortak olarak yaptıkları 2 farklı çalışmayı Belçika’da gerçekleşen “7. Uluslararası Kırılma, Yorulma ve Aşınma Konferansı, FFW 2018”de sundu. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre kongrede, Prof. Dr. Yusuf Şahin, Yüksek Lisans Öğrencileri Murat Yankaş ve Anıl S.Tokdede, Yüksek Mühendis Fatih Şahin ile Ghent Üniversitesi Makina, Enerji & Otomasyon Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. De Beat Patrick tarafından ortak hazırlanan “Karbon Kumaş Takviyeli Epoksi Bazlı Kompozitlerin Cevap-Yüzey Method ile Aşınma Özelliklerinin Araştırılması” ve “Karbon/Basalt Takviyeli Kompozit Malzemelerin Kuru Aşınma Davranışlarının, Taguchi Method ile Analiz Edilmesi” konulu sunumlar yapıldı. Konferansta sunulan tüm çalışmaların Science Citation Index (SCI) alanındaki dergide tarandığı ve daha sonra sonra başka Uluslararası dergilerde yayınlanacağı kaydedildi. Karbon Kumaş İçerikli Çalışmalar büyük İlgi Gördü… Prof. Dr. Yusuf Şahin ve arkadaşları tarafından geliştirilen karbon kumaş içerikli polimer bazlı kompozitleri, “Yüzey–cevap tekniği aracılığı ile karbon takviyeli epoksi kompozitlerin aşınma özelliklerinin iyileştirilmesi” adlı sunumda endüstride en çok karşılaşan aşınma türü olarak bilinen abrasive aşınmanın oldukça düşürüldüğü, uygulanan cevap-yüzey metodu (CYM) tasarımı ile deneysel çalışma sonuçları arasında çok düşük değişimler oluştuğu, en az aşınmayı veren tahmini sonucun %2.32 hata ile başarıldığı rapor edildi. Bu çalışmaya ilişkin yapılan açıklamada, önemli bir tasarım ve analiz tekniği olan CYM‘nin gelişen teknolojik alanlar için çok faydalı olduğu, geleneksel deneysel yöntemlere göre maliyeti yaklaşık 4-5 kez düşürebildiği belirtildi. Kendini Onaran Elyaf/Parçacık/Tozdan Oluşabilecek “Hibrit Epoksi Kompozitlerin Geliştirilmesinin… Yakın Doğu Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümünden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Şahin, Yüksek İmalat Mühendisi Fatih Şahin ile ortak olarak yürütülmüş olan “Polimer Bazlı Kompozit Malzemelerin Kaymalı Aşınma Davranışları – Karbon/Basalt Takviyeli Kompozit Malzemelerin Kuru Aşınma Davranışlarının Taguchi Method ile Analiz Edilmesi” isimli ikinci çalışma ise izleyiciler tarafından büyük takdir gördü. Taguchi metodu basalt/karbon kumaş takviyeli epoksi kompozitlerin aşınma davranışlarının belirlenmesi için farklı ortam şartlarında uygulandığı ve karbon kumaşların aşınma davranışlarının çok belirgin olarak bazalt kumaşlara göre üstün performans sergilediği görüldüğü bildirildi. Ayrıca, polimer bazlı bu tür kompozit malzeme üretimi ve geliştirme uygulamasının; özellikle yeni tasarlanacak tezgah, ölçüm cihazı, takım ve avadanlıklar yapımında yağlama olayını ve düzeneğini ortadan kaldıracağı vurgulandı. Bu nedenle, kendini onaran, kendinden yağlamalı farklı elyaf/parçacık/tozdan oluşabilecek “Hibrit epoksi kompozitlerin geliştirilmesinin” gerekli olduğu ve bu konuda yeni çalışmalara devam edileceği vurgulandı.

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Uluslararası Konferansta Başarıyla Temsil Edildi…

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fevzi Kasap, öğretim görevlileri Dr. Cüneyt Kurtulan, Dr. Pınar Gürçınar, Öğr. Gör. Ayhan Dolunay ve Öğr. Gör. Çağdaş Öğüç, Makedonya’da düzenlenen 3. Uluslararası Bilimsel Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Kongresi (IBAD – 2018)’de bildiriler sunarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Yakın Doğu Üniversitesini temsil ettiler. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Doç. Dr. Fevzi Kasap ile öğretim görevlileri kongrede, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti örneği verdikleri; İletişim ve Yeni Medya Haberciliği, Sosyal Medyanın Gençlerin Oy Vermedeki Kararları Üzerine Etkileri ile Engellilere Yönelik haberlerin sunumu konularında bildiler sundular. Kongrede sunulan 3 bildirinin İngilizce tam metinleri, Thomson Reuters CPCI ile taranabilen Proceeding Book (Bildiri Kitabı)’da yayınlanak. Çalışmaların makale versiyonları ise, Thomson Reuters WoS İndekslerde taranabilen dergilere gönderilecek. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Haber Sitelerinde Adli Haberlerin Sunumu Üzerine İnceleme Yapıldı… Radyo, TV ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fevzi Kasap ile Öğretim Görevlileri Çağdaş Öğüç ve Ayhan Dolunay, kongrede sundukları “İletişim Etiği ve Yeni Medya Haberciliği: KKTC Haber Sitelerinde Adli Haberlerin Sunumu Üzerine Bir İnceleme” adlı bildiride, yeni medya kavramı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti haber sitelerinde adli haberlerin sunumu üzerine bir çalışma yaparak, önerilerde bulundular. Yeni medya haber sitelerinin iletişim etiği ilkeleri ışığında ele alınması hedeflenen bildiride, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, özellikle şüphelilerin henüz suçları kesinleşmeden, hükümlü olarak lanse edilmesi ve kişilik haklarına aykırı olarak adı, soyadı ve fotoğraflarının kullanımı çerçevesinde, adli haberlerin sunumu hususu ele alındı. Çalışma kapsamında ülkemizde faaliyet gösteren gazetelerin internet haber sitelerinde, Kasım-Aralık 2017 döneminde yayınlanan adli haberler üzerinden basın taramasına ilişkin bir değerlendirme gerçekleştirilerek, saptanan sorunlara ilişkin somut çözüm önerilerine yer verildi. Gençlerin Oy Verme Kararları Üzerinde İnternet Üzerinden Yürütülen Çalışmalar İncelendi… Kongrede yine Doç. Dr. Fevzi Kasap, Dr. Cüneyt Kurtulan ve öğretim görevlisi Ayhan Dolunay’ın sunduğu ”Sosyal Medyanın Genç Bireylerin Oy Verme Kararları Üzerindeki Yönlendirici Etkisi: KKTC Örneği” adlı bildiride, KKTC’de gençlerin oy verme kararları üzerinde internet üzerinden yürütülen çalışmalar ele alındı. Bildiride, toplumsal yapının en önemli taşları olan gençlerin, siyasal katılım açısından büyük önem taşıyan bir kitle olduğu tespitinden hareketle nüfus yoğunluğunu gençlerin oluşturduğu toplumlarda, gençlerin seçim sonucunu belirleyecek düzeyde olmasının önemine işaret edildi. Bu çalışmada, KKTC özelinde, gençlerin oy verme kararları üzerinde internet üzerinden yürütülen çalışmalar ve sosyal medya araçlarının ne derece önemli ve ön planda olduğu, ayrıca gençlerin oy kullanma eğilimlerini ortaya koymak amaçlandı. Bu amaç doğrultusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin altı ilçesinde, resmi seçmen sayısı içerisinden belirlenen, 18-25 yaş arası genç bireyler evreninden, rastlantısal olarak belirlenen örnekleme yönelik yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi. Engellilere İlişkin Haberlerin İnternet Sitelerindeki Sunumu İrdelendi… Kongre de ayrıca Doç. Dr. Fevzi Kasap, Dr. Pınar Gürçınar ve Öğr. Gör. Ayhan Dolunay tarafından “Engellilere Yönelik Şiddet ve Engelli Haberlerinin İnternet Haber Sitelerinde Sunumu: KKTC Örneği” adlı bildiri sunuldu. Bildiride engellilerin internet haberlerindeki sunumu, şiddet olgusunun ne olduğu ve engellilere yönelik şiddet türleri incelenirken, medya, engelliler ve şiddet ilişkisi tartışıldı. Çalışma kapsamında Eylül 2016- Eylül 2017 arasındaki internet haber sitelerinde engellilere yönelik şiddet haberlerinin nasıl oluşturulduğu ele alınarak tespit edilen sorunlar çerçevesinde, somut çözüm önerilerine yer verildi. “Akademik Çalışmalarımız Aynı Kararlılıkla Sürecek” Doç. Dr. Fevzi Kasap, Dr. Cüneyt Kurtulan, Dr. Pınar Gürçınar, Öğr. Gör Ayhan Dolunay ve Öğr. Gör. Çağdaş Ögüç, gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, gerekse Yakın Doğu Üniversitesi’ni uluslararası bilimsel arenada temsil etmekten onur duyduklarını ifade ederek akademik çalışmalarının aynı kararlılıkla süreceğini vurguladılar.

Hurdadan Sanat Eserine…10 Binlerce Parçadan Oluşan Metal Boğa Heykeli Yakın Doğu Üniversitesi Kampüsünde Sergileniyor.

Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim görevlisi Kyrylo Maksymenko, çeşitli materyallerden topladığı yaklaşık 10 bin hurda parçayla 2 ton ağırlığında metal boğa heykeli yaptı. Kyrylo Maksymenko’nun Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde bulunan atölyede, topladığı hurda metal malzemelerden yedi aylık bir çalışma sonucu ortaya çıkardığı el yapımı boğa heykeli kampus içerisinde sergilenmeye başladı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, 2 buçuk metre yüksekliği, 5 metre uzunluğu ve 2 ton ağırlında olan metal boğa yapımında, hurda araçlardan toplanan 10 binden fazla metal malzemeler kullanıldı. MİG kaynağı uygulanarak parçaların birleştirilmesiyle ortaya çıkan el yapımı sanat eserinde; yaklaşık 5 bin pul, 2 bin dişli çark, 3 bin somun, 500 vida, 200 metre demir tel ile demir ve eski araba parçaları malzeme olarak kullanıldı. Endüstriyel Sanat Dehası Metal Boğa Sanatseverlerin İlgisini Çekiyor… Kyrylo Maksymenko’nun gece gündüz metaller üzerinde çalışarak yaptığı boğa, üniversite öğrencilerinin yanı sıra kampuse gelen misafirler ile sanatseverlerin ilgisini çekmeyi başardı. Yaptığı çalışmayla ilgili olarak öğretim görevlisi Maksymenko, “Yaklaşık yedi ay boyunca atölyemde gece gündüz malzemeler üzerinde neyi nereye nasıl koymalıyım diye çalıştım. İki ton ağırlığındaki bu tasarım hurda araçlardan topladığım on binlerce metal parça ve demirleri doğal hallerinde kullanarak mig kaynağı ve el aletleriyle uyumla birleştirilmesi sonucu ortaya çıktı. Atık metalleri doğal hallerinde kullanarak eser ortaya koymak diğer tekniklerle heykel yapmaya nazaran daha zor. Hurda malzemelerin bir sanatçının elinde sanat eserlerine dönüşmüş olması emek, özveri ve zaman istiyor” dedi.
tercih robotu