“Geleceği İşit”

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Baş ve Boyun Cerrahisi Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Eda Tuna Yalçınozan, İşitme Kaybının Önlenebilmesi İçin Yapılması Gerekenler Konusunda Toplumun Bilinçlendirilmesi için Her Yıl 3 Mart Tarihinin Dünya Kulak ve İşitme Günü Olarak İlan Edildiğini ve Bugünün Dünya Sağlık Örgütünün Bu Yıl Belirlediği “Geleceği İşit” Teması ile İşitme Kaybının Artışını Önleyici Stratejilere Odaklanarak, İşitme Kaybı Yaşayan Kişiler için Gerekli Rehabilitasyon Hizmetlerine, İletişim Araçlarına ve Ürünlerine Erişebilme Hedefinde Olduğunu Belirtti. Dünyada Yaklaşık 360 Milyon Kişi İşitme Engelli Dünya genelinde yaklaşık 360 milyon işitme engellinin olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, bunların 32 milyonunun çocuk olduğunu belirtti. İşitme kaybının genetik kökenli olabileceği gibi doğum sırasında gelişen komplikasyonlardan da kaynaklanabileceğini belirten Uzm. Dr. Eda tuna Yalçınozan şöyle devam etti: “İşitme kaybı, genetik kökenli ve doğum sırasında yaşanılan sıkıntılar sonucunda oluşabileceği gibi bazı bulaşıcı hastalıklar, ilaç kullanımları, yüksek sese maruziyet ve ilerleyen yaş nedeniyle de gelişebilmektedir. Aslında çocukluk çağı işitme kayıplarının %60’ı önlenebilir nedenlere bağlıdır. Fakat işitme kaybı fark edilmesi güç ve geç bir sorun olarak karşımıza çıkabilir.” Uzm. Dr. Eda Tuna Yalçınozan; “Yenidoğan Tarama Programları ile İşitme Sorunları Kolaylıkla Tespit Edilebiliyor.” İşitme kaybı yaşayan çocuklarda erken tanının konulabilmesi ile ilgili bilgiler de veren Uzm. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, erken tanının konuşma ve dil gelişimi açısından çok önemli olduğunu ifade etti. Son yıllarda ülkemizde rutin olarak yenidoğan tarama programları adı altında yapılan işitme taraması programları sayesinde bebeğin ilk dönemlerinde gelişebilecek olan sorunların odyolojik testler ile belirlenebileceğini, bu amaçla her yeni doğana taburcu olmadan önce ya da en geç yaşamının ilk bir ayı içerisinde mutlaka işitme taraması yapılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Eda Tuna Yalçınozan: “Bebekler, dünyaya gelişleri ile birlikte sesleri algılamaya ve tanımaya başlarlar ve beyinleri de o yönde gelişmeye devam eder. İşitme kaybı geç saptanan bebekler, işitsel gelişim konusunda geride kalmış olacaktır. Belki de kaybedilen süre, işitsel gelişimin telafisine tam olarak olanak vermeyecektir. Bu nedenle, gelecekte işitme engelli olarak nitelendirilecek bir kişinin engelsiz bir yaşam sürmesinin önüne geçmek için doğumu izleyen ilk günlerde bebeğinize yenidoğan işitme testi yaptırmayı ihmal etmeyin.” dedi. Erken tanı sayesinde işitme kaybı olan kişilerin işitme cihazları, koklear implant ve diğer yardımcı cihazlardan rehabilitasyon programları yardımıyla fayda görebileceğini de sözlerine ekleyen Uzm. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, aynı zamanda işitme kaybına bağlı olarak gelişen sorunların çözümlenmesinin, bireyin toplumsal yaşama sosyal ve psikolojik olarak güçlü bir şekilde katılmasını ve yaşam kalitesini artırmasını sağlayabileceğini ifade etti.

Yakın Doğu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mustafa Sağsan ile Öğretim Görevlisi Tijen Zeybek’ten Bursa Yıldırım Belediyesi Çalışanlarına Seminer

Yakın Doğu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Bilgi Yönetimi Araştırmaları Merkezi (BİYAMER) Müdürü Prof. Dr. Mustafa Sağsan ve BİYAMER yönetim kurulu üyesi Öğr. Gör. Tijen Zeybek, Bursa Yıldırım Belediyesi’nin özel daveti üzerine bir seminer verdi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Prof. Dr. Mustafa Sağsan seminerde, her tür örgütsel ve yönetsel olayın problem haline gelmesinde bilgi eksikliğinin yattığını ve örgütsel problemlerin ancak bilgiyle bilişebilmekten geçtiğini ifade etti. Prof. Sağsan; “Entelektüel Sermaye Yerel Yönetimlerde Kurumsal Bir Değere Dönüşerek Kurum İtibarını Yükseltir” Prof.Dr.Mustafa Sağsan, seminerin bilgiyle bilişmek kısmında ise, özellikle yerel yönetimlerde vatandaş verisinin bilgiye nasıl dönüştürülebileceğinden söz etti. Özellikle örtük bilginin açığa çıkarak kurumsal sermayeye nasıl katkıda bulunabileceğinin ipuçlarını anlatan Prof. Sağsan, entelektüel sermayenin yerel yönetimlerde kurumsal bir değere dönüşerek kurum itibarını yükselttiğini belirtti. Patentler, ticari markalar, telif hakları gibi soyut varlıkların yerel yönetimlerde nasıl yaratılabileceği ve bunların Belediyelerin soyut varlıklarına hangi yönde katkı sağlayabileceğinin altını çizen Sağsan’dan esinlenen Yıldırım Belediyesi Başkan Yardımcısı Togay Yılmaz, Seminer sonunda Mayıs 2018’e kadar bir patent tasarımı ile Belediyeye başvuran ve patent alan çalışanına iki maaş ikramiye ile bir hafta Kuzey Kıbrıs tatili ile ödüllendirileceğini vaad etti. Öğr. Gör. Tijen Zeybek; ““Empatik İletişim” Süreci Bizzat Katılımcılar Tarafından Deneyimlenerek Hedefine Ulaşıldı” Öğretim Görevlisi Tijen Zeybek ise, Bursa Yıldırım Belediyesi çalışanlarına verilen iletişim başlıklı seminerde “Çatışmasız İletişim”, “Bir Anlama Çabası Olarak İletişim”, “Kurumsal Kimliğin Bireyler arası İletişimde Temsili ” konularına yer verdi. Seminer süresince belediye çalışanlarının soru ve görüşleriyle aktif katılım göstermeleri süreci sıkıcı bir eğitim çalışmasından çıkarıp interaktif ve zaman zaman duygu yüklü paylaşımların yaşandığı, insani ve sosyal yönü kuvvetli ve bundan dolayı da son derece etkin bir mecraya taşıdı. İletişim seminerinde “Empatik İletişim” sürecinin bizzat katılımcılar tarafından deneyimlenmesi hedefine ulaşıldığını belirten Zeybek, çalışmanın katılımcılar tarafından başından sonuna dek hevesle izlendiği ve sürecin sonunda hala soru sormak, görüşlerini paylaşmak isteyen bir çok katılımcının olduğunu gözlemlediğini vurguladı.. Zeybek, bu sonucun böylesi çalışmaların sürmesi gerektiğinin bir göstergesi olduğunu söyledi. Yaklaşık 500 Belediye çalışanın katıldığı Seminer, verimli ve son derece interaktif bir şekilde gerçekleti ve belediye yöneticileri tarafından oldukça yararlı bulundu. Seminerlerde paylaşılan teorik bilgilerin pratik alanda kullanımına olanak verecek bu eğitim sürecinin devamı konusunda Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim üyeleri ve belediye yetkilileri arasında prensipte görüş birliğine varıldığı belirtildi.

Potada Heyecanlı Hafta… Yakın Doğu Üniversitesi Fenerbahçe’ye Konuk Oluyor…

Yakın Doğu Üniversitesi Kadın Basketbol takımı, Türkiye Kadınlar Basketbol Süper Ligi 19. haftasında deplasmanda Fenerbahçe ile karşılaşıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Spor Kulübü’nden verilen bilgiye göre, ligin iki güçlü takımının karşı karşıya geleceği müsabaka, 4 Mart 2018 günü, KKTC saati ile 14.30, TSİ ile 15.30’da, Metro Enerji Spor Salonu’nda oynanacak. Heyecanlı mücadeleyi basketbol severler TRT Spor ekranından naklen takip edebilecek. Türkiye Kadınlar Basketbol Süper Ligi’nde sadece Fenerbahçe karşısında yenilgi alan Yakın Doğu Üniversitesi lider konumda yer alırken, Fenerbahçe de üçüncü sırada bulunuyor. Zafer Kalaycıoğlu: “İki Takım da Gücünü Ortaya Koyacak” Fenerbahçe deplasmanını değerlendiren Yakın Doğu Üniversitesi Kadın Basketbol Takımı Başantrenörü Zafer Kalaycıoğlu, iki büyük rakibin karşı karşıya geleceği heyecanlı bir derbi olacağını söyledi. İki takımın da kadrosunda kadın basketbolunun çok önemli isimlerinin olduğunu ifade eden Kalaycıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Ligin havası şu anda farklı. Her iki takım da hafta içi, Çarşamba günü oynanacak Euroleuage play-off ikinci maçını kazanarak final four’a kalma hesabı yapıyor. Oyuncularımız maçın önemini biliyor. Gerekli hazırlıklarımız yaptık, sahada en iyi şekilde mücadele edeceğiz. Rakibimiz saha avantajını elinde bulunduruyor. İnşallah biz de maçlarımızı Kuzey Kıbrıs’ta oynayarak seyirci desteği alırız. Her iki takım için de hayırlısı olsun” dedi.

Yakın Doğu Üniversitesinde “Uyuşturucu Haberleri ve Gazetecilik” İrdelendi…

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü, uyuşturucu haberleri ve gazeteci sorumluluğu konferansı düzenledi. İletişim Fakültesi turuncu salonda düzenlenen Uyuşturucu Haberleri ve Gazeteci Sorumluluğu Konferansı’na, Başbakanlık Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu konuşmacı olarak katıldı. Oturumun açılışını yapan Yrd. Doç. Dr. İbrahim Özejder de, gazetecilik ve sorumluluğu ‘yapışık ikizler’ olarak tanımladı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre konferansta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde uyuşturucunun toplumsal boyutları, yasak, etik düzenlemeler var mıdır varsa nelerdir, sorumsuz yayınların sonuçları ve çocukların sosyal medyada deşifresi konuları ele alındı. Konferansta yaptığı konuşmada, yayımcılığın uyuşturucuyla mücadeleyi nasıl etkilediği, kötü alışkanlıkların aile ile bağlantısı ve yasa dışı madde kullanımına değinen Başbakanlık Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu, komisyonun önemi ve yaşadıkları zorlukları anlattı. Karaokçu Sorumsuz Yayınlara Dikkat Çekti… Başbakanlık Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu, sorumsuz yayıncılığın uyuşturucu ile mücadeleye zarar verdiği uyarısında bulundu. Karaokçu, “Bir yandan bazı medya içerikleri uyuşturucu kullanımı teşvik edici rol oynarken öte yandan zanlıları teşhir eden haberler, bağımlıları kurtarma çalışmalarını zorlaştırıyor” dedi. Çocuklar sigara ve alkolü aileden öğreniyor Komisyon çalışmalarıyla ilgili de bilgiler aktaran Karaokçu ilkokul, ortaokul lise ve KKTC genelinde yaptıkları bilimsel araştırma sonucunda, ilkokul çağındaki çocukların uyuşturucu, sigara ve alkol benzeri ürünleri kullandığının ortaya çıktığını belirtti. Madde kullanımları ile ilgili oranları da paylaşan Karaokçu: “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde ilk defa uygulanan çalışmalarda, İlkokul 5.sınıf, 9-10 yaş 2533 çocuğa ulaşıldı. Bu ankette vahim bir tablo ortaya çıktı. %1.2 si bonzai-bali, %10 sigara, %25 alkol ve benzeri ürün kullanımı oranı çıktı. Rakamlara baktığımızda bunların ciddi oranlar olduğunu görüyoruz, özellikle sigara ve alkol konusunda çocuklar ailesini örnek alıyor. Çok çocuklu ailelerde sigara ve alkol kullanımı daha yaygın çıkarken daha kırsal bölgelerde bu oran düşük çıktı. Kentlerde ve boşanmış ailelerde oran yine yüksek çıktı. Sigara ve alkolden sonra çocuğun gayri yasal maddelere geçişi başlıyor” Yasadışı madde kullanımı hızla yükseliyor Konuşması sırasında uyuşturucu kullanımını özendiren fotoğraf ve haberleri ekrana yansıtan Hasan Karaokçu, yasaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini de vurguladı. ‘Polisin zanlının ifadesini aldığı an ile ertesi günü mahkemeye çıkarılana kadar geçen sürede karanlık bir nokta var. Çoğu zaman bu karanlık noktada tutuklu çocukların gönüllü ifade verildiği söyleniyor. Dünyanın hiçbir yerinde, Türkiye dahil hiçbir zanlının ifadesi avukatı olmadan kabul edilmez’’ diyen Karaokçu, yasalarda yapılacak değişiklikle bu kara noktanın ortadan kaldırılması gerektiğinin altını çizdi. İnsanlık suçu işliyoruz Çocukları deşifre eden türde yayınların medyanın utancı olduğunu ifade eden Karaokçu, gazeteciliğin kalitesinin son yıllarda çok düştüğünü ve özellikle çocukları deşifre ederek insanlık suçu işlendiğini belirtti. Medyanın deşifre ettiği çocuklara iş verilmediğini, topluma kazandırılmasının engellediğini ifade eden Hasan Karaokçu, “Bir de sicil meselesi var. Sicile işlenmesiyle onları uyuşturucunun kucağına atıyoruz. Uyuşturucu tacirleri çocukları gençleri önce bağımlı yapıyor sonra da satıcı olarak kullanıyor. Yine de Denetimin Yükselmesi yasasının hayata geçirilmesiyle uyuşturucu ile mücadelede önemli bir adım atılmıştır’ diye konuştu. Karaokçu’ya Teşekkür Belgesi Sunuldu… Başbakanlık Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu konuşmasının sonra öğrencilerin sorularını yanıtladı. Konferans, İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Gökçe Keçeci’nin, Başbakanlık Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu Başkanı Hasan Karaokçu’ya teşekkür belgesi sunması ile sona erdi.

Her 8 Kadından Birinde Görülen Meme Kanserinden Korunmak Mümkün!

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ve Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Hasan Besim, Kadınlarda En Sık Görülen Kanser Türü Olan Meme Kanserinin, Her 8 Kadından Birinde Yaşamının Bir Döneminde Gelişebildiğini ve Bu Oranın Neredeyse Kadınların %12’sini Oluşturduğunu Söyledi. Prof. Dr. Hasan Besim Meme Kanserinin, Sadece Kadınlarda Değil, Nadir de Olsa Erkeklerde de Görülebileceğini Belirtti. Prof. Dr. Hasan Besim; “Meme Sağlığı Merkezi, Toplumda Meme Konusuna Odaklanmış Bir Tedavi Merkezinin Gerekliliğinden Yola Çıkılarak Oluşturuldu.” Memenin kanser hariç pek çok başka hastalığının ya da meme ile ilişkili yakınmaların ortaya çıkabileceğinden bahseden Prof. Dr. Hasan Besim, memenin asırlar boyu bir cinsellik sembolü olarak görülmesinin yanı sıra yenidoğanın beslenmesi açısından da son derece önemli bir organ olduğuna dikkat çekti. Özellikle erişkin çağdaki kadınlarda, hormonal değişikliklerle ilişkili olarak her ay meme dokusunda gelişebilen çeşitli değişikliklerin belirli yakınmalara neden olabildiğine değinen Prof. Dr. Hasan Besim, buna ek olarak memenin kanser olmayan yani selim hastalıkları, infeksiyöz patolojileri, gelişimsel anomali ya da varyasyonları da olduğu düşünülürse, meme konusunda odaklanmış bir tedavi merkezinin gerekliliğinin kaçınılmaz olduğunu, Meme Sağlığı Merkezi’nin de buradan yola çıkılarak kurulduğunu söyledi. Prof. Dr. Hasan Besim; “Tanı ve Tedavi Süreçlerinin Bu Alana Odaklanmış Bir Ekip Tarafından Gerçekleştirilmesi ve Hastaların Gelişmiş Teknik İmkanlardan Faydalandırılması Büyük Önem Taşımaktadır.” Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi bünyesinde oluşturulan ve Mayıs 2014’den beridir hizmet veren Meme Sağlığı Merkezi’nin, ülkemizde meme ile ilgili tüm hastalıkların tanı ve tedavisi, takibi, sağlıklı kadınların ise meme kontrollerinin yapılması amacı ile oluşturulduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Besim şöyle devam etti; “Merkezin kuruluşundaki bir diğer amaç ise Kıbrıs’ta yaşamakta olan kadınların meme sağlığı konusunda bilgilenmelerini ve farkındalık geliştirmelerini sağlamak, ülkemiz kadınlarının meme sorunlarında, alanında uzmanlaşmış hekimler tarafından sağlanan multidisipliner bakım olanağına kendi ülkelerinde kolaylıkla ulaşabilmelerini olanaklı hale getirmektir. Meme ile ilgili bir sorunda, tek hekim yerine bu alana odaklanmış bir ekip tarafından tanı ve tedavi süreçlerinin gerçekleştirilmesi, bu süreçte gelişmiş teknik imkanlardan faydalanılması merkezin önceliğidir. Bahsi geçen süre içerisinde 1488 kadının meme kontrolü ve tarama tetkikleri yapılmış, 87 hastanın meme kanseri tedavisi/cerrahisi gerçekleştirilmiştir.” Prof. Dr. Hasan Besim açıklamasında, düzenli olarak meme sağlığına yönelik meme kanseri tarama programları organize edildiğini ve tüm hasta verilerinin, hem elektronik hem de yazılı olarak kayıt altına alındığını belirterek, özellikle meme kanseri olgularının, tanı tedavi ve takip işlemlerinin, Cerrahi, Tanısal ve Girişimsel Radyoloji, Patoloji, Plastik Cerrahi, Radyasyon Onkolojisi ve Medikal Onkoloji uzmanlarından oluşan multidisipliner ve uzman bir ekip tarafından yürütüldüğünü belirtti. Prof. Dr. Hasan Besim; “Hastanemiz, Meme Kanserinin Tanı ve Tedavisi ile Tedavi Sonrası İhtiyaç Duyulabilecek Estetik Girişimlerin Tümünü Karşılayacak Donanım ve Yetkinliktedir” Görüntüleme altyapısı olarak Dijital Mamografi (MMG), Ultrasonografi (USG), Renkli Doppler Ultrasonografi (RDUS), 1.5 ve 3.0 Tesla Manyetik Rezonans (MR) ve Tomosentez olanaklarının bulunduğu merkezde, USG eşliğinde kor ve ince iğne biyopsisi/aspirasyonu ve gerekli durumlarda kullanılmak üzere “Breast Lesion Excision System (BLES)” altyapısının da bulunduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Besim, muayenede saptanmayan küçük meme lezyonlarının radyolojik yöntemlerle işaretlenerek çıkarılmasını sağlayan stereo taktik biyopsi işlemlerin ve son dönemlerde güncel meme kanseri tedavisinde kullanılan meme koruyucu cerrahi, sentinel lenf nodu biyopsisi uygulamalarının yapılabildiğini belirtti. Yine uygun olgularda, mastektomi sonrası doku genişleticiler, implantlar ya da flep uygulamaları ile rekonstrüksiyon ve estetik girişimlerin (Onkoplastik Cerrahi) Plastik Cerrahi uzmanları ile beraber,eş zamanlı veya ardışık girişimler uygulanabildiğini de sözlerine ekledi. Prof. Dr. Hasan Besim; “Meme Kanseri Risklerinden Birini Taşıyor Olması, Mutlaka Kişide Meme Kanseri Gelişeceği Anlamına Gelmez.” Meme kanserinin cerrahi tedavisi sonrasında adjuvan yani yardımcı tedavi olarak tümörün tipi ve evresine göre sistemik kemoterapi, hormonal tedavi ya da radyoterapinin gerçekleştirilmesi gerektiğini ve bu tedavilerin ilgili bölümlerin denetiminde devam ettiğini belirten Prof. Dr. Hasan Besim şöyle devam etti; “Meme kanseri açısından çeşitli iyi bilinen risk faktörleri bulunmaktadır. Bu risk faktörlerinden herhangi birine sahip olmak mutlaka meme kanseri gelişeceği anlamına gelmemektedir. Bu risk faktörlerinden bir bölümü ne yazık ki kaçınamayacağımız faktörlerdir. Örneğin cinsiyet yani kadın olmak, yaş, ailede meme kanserli yakın bir akrabanın varlığı ya da genetik özellikler gibi çeşitli risk faktörlerini değiştirmek ne yazık ki mümkün değildir. Ancak obezite, fazla miktarda alkol kullanımı, çeşitli hormonlar gibi bazı korunulabilir risk faktörleri de bulunmaktadır.” Meme Kanseri Açısından Artmış Bir Risk Grubunda Mısınız? Meme kanseri açısından artmış bir risk grubunda olup olmadığınız konusunda karar verebilmek için birtakım sorulara verilecek cevapların önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Besim, bu soruları şöyle sıraladı; Önceden meme kanseri tanısı aldınız ve tedavi oldunuz mu? Anne, kızkardeş ya da kızınızda meme kanseri ve/veya over kanseri var mı? Obez misiniz? Önceden göğüs bölgenize çeşitli nedenlerle radyoterapi aldınız mı? Adet görmeye 12 yaşından önce mi başladınız? Menopoza 55 yaşından sonra mı girdiniz? İlk hamileliğiniz 30 yaşından sonra mı? Hiç çocuğunuz olmadı mı? Her gün iki bardaktan daha fazla alkol içmekte misiniz? Uzun yıllar hormon replasman tedavisi kullandınız mı? Bu listeyi daha da uzatmanın mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hasan Besim son olarak şunları kaydetti; “Ancak eğer yukarıdaki sorulardan biri ya da birkaçına “evet” yanıtı veriyorsanız, normale göre artmış bir meme kanseri riskine sahip olma olasılığınız bulunmaktadır. Bu durumda paniğe kapılmanıza gerek yoktur. Ancak öncelikle vücudunuzu tanımanız, kendi kendinize meme muayenesini öğrenip ayda bir defa uygulamanız, iyi bir merkezde yıllık meme kontrollerinizi yaptırmanız önerilmektedir. Unutulmaması gereken, meme kanserinde erken teşhis oldukça kolaydır ve erken tanı alan meme kanserlerinde tedavi çok daha yüz güldürücüdür.”

YDÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, “Bir Bütünün Boyutları Olarak İnançlar, Eylemler ve Erdemler”Başlıklı Konferans Verdi

Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, Küreselleşen Dünya’da İslam İmajı III isimli proje kapsamında, ilahiyat fakültesi Mavi Salonda bir konferans verdi. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre,“Bir Bütünün Boyutları Olarak İnançlar, Eylemler ve Erdemler” başlığını taşıyan konferansta önemli başlıkların ele alındığı belirtildi. Prof. Dr. Mehmet Erdoğan ; “Din İnsanı Bir Bütün Olarak Ele Alır” Prof. Dr. Mehmet Erdoğan konferansında; “Din insanlığa cevap olmak üzere gelir. İnsanın doğasına ve tür olarak tüm ihtiyaçlarına ayna tutar. İnsanın inanç, eylem ve erdem olmak üzere üç boyutu vardır. Allah. Lutf-ı ilahi olarak insanlığa iki safhada hidayet eder. Birincisi halk/tekvin yani yaratma aşamasında donatarak. Diğeri de el-emr/teşri aşamasında katından indirdiği ile yol göstererek. Bu ikincisi birinciye kullanım kılavuzu yazmak kabilindendir. Din insanı bir bütün olarak ele alır ve onu her an yemiş veren hoş / görkemli ağaç gibi erdemli bir insan olmasının imkanlarını sunar. Bu gerçeklikten hareketle İslam adına oluşan ilimler de bu üç boyutlu ağaç (şecere-i tayyibe) metaforu üzerinden temellendirilmeli ve iş bölümü yapmalı. Usule tekabül edenler inançları, gövdeye tekabül edenler davranışları, yemişe tekabül edenler de erdemleri esas ve hedef almalıdır. Erdemler, ilk ikinin hem tabii sonucu hem de nihai amacı olmalıdır. Din bizden insanı inançları, eylemleri ve erdemleri ile bir bütün olarak ele almamızı ve gelişim süreçlerini bu kabule göre tamamlamamızı istemektedir. Aksi halde peygamberliğin nihai amacı olan insani erdemlerin (mekarim-i ahlak) tamama erdirilmesi mümkün olmayacaktır.” Dedi.

Yakın Doğu Üniversitesi Sözün Yazıya, Geçmişin Kayda Geçirildiği Sözlü Tarih Projesine Başladı

Yakın Doğu Üniversitesi Yakın Doğu Enstitüsü tarafından yürütülen “Siyasi Seçilmişler Gözüyle” Sözlü Tarih Projesi’ne Parlamenterler Birliği Eski Genel Başkanı ve Cemaat Meclisi üyesi Macit Hakkı Yusuf ile gerçekleştirilen mülakatla start verildi. Yakın Doğu Üniversitesi Yakın Doğu Enstitüsü yürüttüğü “Siyasi Seçilmişler Gözüyle” Sözlü Tarih Projesikapsamında ilk mülakatını 1960 Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi üyesi ve KKTC Parlamenterler Birliği Eski Başkanı Macit Hakkı Yusuf’a düzenlediği ziyaret ile gerçekleştirdi. Ziyarette proje ekibinden bilgi alan Hakkı Macit Yusuf, geçekleştirdikleri ziyaret için Yakın Doğu Enstitüsü’ne teşekkür etti. Projenin detaylarını Hakkı Macit Yusuf ile paylaşan Yakın Doğu Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Umut Koldaş ve Yakın Doğu Enstitüsü Bilimsel Projeler ve Yayınlar Koordinatörü Dr. Mustafa Çıraklı projenin gelecek nesilleri bilimsel bir sistematik ışığında bilgilendirmeyi amaçladığını ve ileriye dönük sosyo-ekonomik, politik ve kültürel çalışmalarda kullanılabilecek bilime dayalı özgün bir düşünsel zeminin temelini oluşturacağını ifade ettiler. Macit Hakkı Yusuf: Gelecek nesillerin tecrübe ve birikimlerimizden yararlanmasını temenni ediyorum Gerçekleştirilen mülakatta Yakın Doğu Enstitüsü’nün sorularını yanıtlayan Avukat ve Emekli Parlamenter Macit Hakkı Yusuf, hayatı ve siyasi kariyeri hakkında bilgi vererek Cemaat Meclisi’nde temsilcilik görevi yürüttüğü dönemdeki anı ve tecrübelerini paylaştı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, mülakatta, birçok farklı konuda değerlendirmelerini de proje ekibine aktaran Macit Hakkı Yusuf, Kıbrıs Türk halkının zor şartlarda hayatta kalma mücadelesi verdiği bir dönemde görev yaptığını belirterek tecrübelerini paylaşmaktan mutluluk duyduğunu ifade ettiği belirtildi. Macit Hakkı Yusuf yaptığı açıklamada projenin ülke tarihinin aydınlatılmasına önemli bir katkı koyacağına inandığını belirterek gelecek nesillerin aktarılan tecrübe ve birikimlerden yararlanması temennisinde bulundu. Yakın Doğu Üniversitesi Yakın Doğu Enstitüsü’ne gerçekleştirdikleri ziyaret için teşekkür eden Macit Hakkı Yusuf, proje ekibine başarılar diledi. Koldaş: Proje, kamuoyunu ve gelecek nesilleri bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaçlıyor Yakın Doğu Enstitüsü Müdürüve proje yöneticisi Doç. Dr. Umut Koldaş gerçekleştirilen ziyaret ile ilgili yaptığı açıklamada Kıbrıs Türk toplumunun siyasi seçilmişlerinin sesinin kayıt altına alınmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını amaçlayan proje kapsamındaki mülakatlara Emekli Parlamenter Macit Hakkı Yusuf ile başlamaktan mutluluk ve onur duyduklarını belirtti.Macit Hakkı Yusuf’un 1960 Cemaat Meclisi’nde yani Kıbrıs Türk siyasi tarihinde çok kritik bir dönemde görev yaptığını belirten Doç. Dr. Koldaş, tecrübelerini ve değerlendirmelerini paylaştığı için Macit Hakkı Yusuf’a teşekkür etti. Proje hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Umut Koldaş, “Kıbrıs Türk siyasi tarihi üzerine yapılan ciddi araştırmalar bulunmasına rağmen siyaset yapma sürecine ilk elden katılan ve bu süreçleri belirleyen siyasi seçilmişlerin görüşlerini bir kaynakta toplayan sistemli bir sözlü tarih çalışması bugüne dek yapılmadı. Bu çerçevede projemiz sağlayacağı özgün veri ve bulgular ile ifade edilen boşluğu doldurma ve kamuoyunun bu konuyla ilgili bilgilenme-bilinçlenme süreçlerine katkı koymayı amaçlıyor” dedi. Çıraklı: Proje, Kıbrıs ve uluslararası kamuoyu açısından özgün bir değere sahip Yakın Doğu Enstitüsü Bilimsel Projeler ve Yayınlar Koordinatörü Dr. Mustafa Çıraklı da yaptığı açıklamada 1960 yılından itibaren Kıbrıs Türk toplumunu farklı yasama organlarında temsil eden tüm siyasi seçilmişlerle gerçekleştirilecek mülakatlara dayandığını ifade ederek, proje’nin 1yıl içinde tamamlanmasının öngörüldüğünü belirtti. Projenin kapsamı açısından Kıbrıs Türk siyasi literatüründe bir ilk olacağını aktaran Çıraklı, bu özelliğiyle de gerek Kıbrıs halkları ve yönetenleri gerekse uluslararası kamuoyu açısından özgün bir değere sahip olacağını vurguladı. Projenin kapsamı hakkında da açıklamalarda bulunan Dr. Mustafa Çıraklı, “ Cemaat meclisinden bu yana siyasi yönetim dönemlerine göre yapılacak olan analizde, bu dönemlerde görev yapmış seçilmişlerle bu süreçlerin yerel ve uluslararası dinamikleri incelenecek. Yine bu dönemlerde ön plana çıkmış siyasi konular (ekonomi, Kıbrıs müzakereleri, kamu düzeni ve kamu reformu, sosyo-kültürel yaşam, Avrupa Birliği) detayları ile irdelenecek. Projenin ana hedeflerinden bir tanesi ülkemiz siyasi kültürünün ampirik bilgiler ışığında ortaya konacak tartışmalarla geliştirilmesi ve gelecek nesillerin faydalanacağı bir siyasi sözlü tarih arşivinin oluşturulması” dedi. Dr. Çıraklı, toplumun tüm kesimlerine yönelik tanıtım ve bilgilendirme etkinliklerinin de proje tamamlanması ardından düzenleneceğini sözlerine ekledi.

Cilt Kanserinden Korunmak İçin Ben Haritalama ve Yılda Bir Kez Kontrol Şart!

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, Her Yaş ve Cinsiyette Görülebilen Benlerin Bazı Değişikliklere Uğrayarak Deri Kanserine Dönüşebileceğini ve Özellikle Sonradan Gelişen Benlerdeki Hızlı Büyüme, Renk Koyulaşması, Dirençli Kaşıntı Gibi Faktörlerin Deri Kanserinin Belirtileri Açısından Önemli Uyaranlar Olduğunu Kaydederek, Risk Grubunda Bulunan Kişilerin Yaptıracağı Ben Haritalama İşlemi ve Yılda Bir Kez Düzenli Hekim Muayenesi ile Sağlıklarında Koruma Sağlanabileceğini İfade Etti. Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz her yaş ve cinsiyette görülebilen, farklı renk, şekil, çap ve yapıda olabilen benler hakkında açıklamalarda bulunarak “Benlerde meydana gelen bazı değişiklikler deri kanseri belirtisi olabilmektedir. Çocukluk çağından itibaren var olan benlerde zamanla sayıca artış, renk değişikliği ve büyüme gözlenebilse de hızlı değişiklikler uyarıcı risk faktörleri olarak kabul edilir. Özellikle sonradan gelişen benlerdeki hızlı büyüme, renk koyulaşması, dirençli kaşıntı gibi faktörler önemli uyaranlardır.” dedi. Deri Kanseri Açısından Risk Grubunda Olan Hastalar Kimlerdir? Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaziz, deri kanseri açısından risk grubunda olan kişilerin genellikle açık renk göz ve deri rengine sahip, çilleri olan, ailesinde veya kendisinde deri kanseri öyküsü bulunan, özellikle 100’ün üzerinde beni olan, bağışıklığı baskılanmış hastalar ile gün içerisinde yoğun güneşe maruz kalan çiftçi, denizci, inşaat işçisi vb. meslek grubundan kişiler olduğunu ifade etti. Ben Muayenesi Nasıl Yapılmaktadır? Ben muayenesinin dermatoloji uzmanları tarafından, dermatoskop olarak adlandırılan ışıklı bir büyüteç yardımı ile yapıldığını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, bazı benlerde sadece el dermatoskopisi muayenesinin yetersiz kalabildiğini, bu durumda da bilgisayarlı dermatoskopi yani dijital dermatoskoptan faydalanıldığını ifade etti. Dijital dermatoskopi ile hastaların tüm benlerinin fotoğraflanıp numaralandırılarak kayıt altına alındığını, skorlama yöntemi ile de risk düzeyinin belirlendiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, riskli grupta yer alan benlerin belirli zaman aralıkları ile takibinin yapıldığını, takip sürecinde renk, şekil, sınır ve boyutlarında değişiklik saptanan benlerin gerekli durumlarda çıkarılmasının önerildiğini ifade etti. Halk arasında benlere cerrahi işlemle müdahale edilmesinin, benin yayılmasına ve kötü huylu bir şekle dönüşmesine yol açacağına dair yaygın ve yanlış bir inanış olduğunu da ifade eden Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, zamanında müdahale edilmeyen benlerin ölümcül cilt kanserlerine yol açabileceğini söyledi. Benlerdeki Uyarıcı Değişiklikler Nelerdir? Deri kanseri belirtilerini işaret etmesi bakımından benlerde birtakım uyarıcı değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, asimetri, kenar düzensizliği, renk çeşitliliği, hızlı büyüme veya kabarıklaşma ile benin boyutunun 6mm’den büyük olmasının dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu söyledi. Ben Haritalama Ne Zaman Gereklidir? Özellikle çok sayıda ve sırt, ağız içi, kulak arkası, genital bölge, kalça, saçlı deri, tırnak, bacak arkası, avuç içi, ayak tabanı gibi takibi zor alanlarda benleri olan, kişisel veya ailesel deri kanseri öyküsü ve deri kanserlerine yatkınlığa neden olabilecek genetik hastalığı bulunan kişilerin mutlaka ben haritasının çıkarılması gerektiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, kanser türlerinden olan malign melanom lezyonlarının önemli bir kısmının ben üzerinde oluştuğunu, bu kanser türünün de tedavi edilemeden hızlı bir şekilde tüm vücuda yayıldığı takdirde, tedavi şansının büyük ölçüde ortadan kalktığını vurguladı. Yılda En Az Bir Kez Ben Muayenesi Şart! Dijital dermatoskopi cihazı ile ben muayenesinin tüm yaş gruplarında rahatlıkla yapılabileceğini, hiçbir yan etkisi ve sakıncası bulunmadığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Didem Mullaaziz, risk grubunda bulunan kişilerin ayna karşısında ayda bir kez benlerini kontrol etmeleri ve en az yılda bir kez de hekim kontrolünden geçmeleri gerektiğini, hekimin gerekli görmesi halinde ise erken müdahale ile benin çıkarılarak kişinin sağlığında koruma sağlanabildiğini belirtti.
tercih robotu